Feminist politika hepimize gerek
Hatice ERGÜN Haberleri —
- Feminist politika, bu boğucu sosyo-politik süreçte tehdit altındaki kimlikleri benimseyenler için güvenli alanı oluşturma potansiyeline sahip.
HATİCE ERGÜN
Feminist politikayı, toplumsal cinsiyet eşitliğinin kurumsal iktidar tarafından sürekli karalandığı, olumsuzlandığı; toplumsal cinsiyet karşıtı duruşun ve politikaların, hem devletler hem de bağlantılı toplumsal gruplar tarafından pompalandığı; cinsiyet temelli özgürlük taleplerinin ahlâkçı retorikle karşılandığı bir dönemde özenle, ısrarla sahiplenmek gerekiyor. Zira, belirli bir cinsiyet kimliğinin ezilmesi, sömürülmesi ve baskılanması diğer cinsiyet kimliklerinin risk altında olduğunun işaretidir. Öyleyse bell hooks’un kitabı için seçtiği 'Feminizm herkes için: tutkulu politika' adı gibi feminizm hepimize gerek.
Başlangıcı doğrudan kadınlarla erkekler arası eşitlikte temellense de feminist politika, bugün salt anatomik olarak kadınlığı tanımlayan organlara sahip insanların anatomik özellikleri itibarıyla erkekliği tanımlayan organlara sahip insanlarla eşitliğiyle kısıtlanmayacak bir kapsama sahip. Özgürlüğün, ancak tözel olarak eşit şartlar sağlandığında mümkün olacağını, feminist kazanımların tarihsel seyrinde görüyoruz ve salt fırsat eşitliğiyle yetinilmeyeceğini biliyoruz.
Feminist hareket, bugün dünya genelinde farklı formlarda işletilen; çoğunlukla tek tanrılı dinlere dayandırılan toplumsal ahlâk kisvesiyle normlar uyduran otoriter yönetimlerin farklı var olma hallerimizi kriminalize eden faşistik uygulamalarıyla karşı karşıya. Farklı coğrafyalarda aynı baskı, sömürü, korkutma taktiklerini uygulayan yönetimler, keyfi olarak çizdikleri, dolayısıyla sürekli değişen bir makbul varoluş portresinin dışında kalan herkesi yok sayma, yok sayılmayı reddedenleri yok etmeye dönük politikalar üretiyor ve uyguluyor.
Güvenli alan potansiyeli
Bu boğucu sosyo-politik süreçte feminist politika, tehdit altındaki kimlikleri benimseyenler için güvenli alanı oluşturma potansiyeline sahip, belirli örneklerle bunu kanıtlıyor: Türkiye’de, AKP’nin 27 Kasım 2025’te Meclis Başkanlığına sunduğu 'Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi' (11. Yargı Paketi) ve içerdiği, özellikle LGBTİ+’ların yaşam hakkını riske atan maddelere karşı örgütlenen dayanışma bu açıdan önemli. Kadın hakları hareketinin tarihi içinden baktığımızda cinsiyetçiliğe, seksizme karşı yoğun çabalarla kurulan; kadın kimliğini benimseyenlerle ve ikili cinsiyet rejiminin dayattığı kimliklendirmeyi reddenlerle birlikte hareket edebilmenin zemini kuran feminist politika, artık yasa çıkarmanın normali haline gelen torbalarla mücadelede öne çıkıyor.
Feminist politikayı önceleyerek
Bu politika, ne salt anatomik kadınlık ve buradan doğru işletilen eril eşitsizlik, ne salt sınıf mücadelesine eklemlenen kadın mücadelesi, ne salt etnik temelli baskılara karşı direnişe eklemlenen kadınlık halleri ne de salt belirli bir siyasal parti yapısı içinden doğru örgütlenen kadın sözünü taşıyor. Her biri, aynı eril siyasal yapının farklı alanlardaki eşitsiz uygulamalarını reddederken birarada hareket etmenin yollarını arayan farklı mücadele formlarına işaret eden bu bileşenler, bugün feminist politikayı önceleyerek birlikte olmanın arayışında.
Böyle bir arayış günümüzün, umudu kırmakta ısrarcı, kasvetli siyasal ortamında oldukça zorlayıcı bir süreçte inatla devam etmeyi gerektiriyor. 18 Aralık 2025’te Eşitlik İçin Yan Yana buluşmasında böyle bir inadı görmek mümkün. 11. Yargı Paketi'ndeki heteronormativiteye tehdit addedilen kimlikleri ahlâkçı bir nedenle yasaklayan maddeleri sorgulamaktan yola çıkan, ancak bu sorgulamayı tekilliğe hapsetmeden din-temelli muhafazakârlığın tahammülsüzlüğünü; baskıcı uygulama önerilerine karşı kolektif bir reddi hedefleyen bu buluşma umudumuzu tazelemenin adresini yine, yeniden gösteriyor: Feminist politika.
Yeter ki, tartışmaktan vazgeçmeyelim; mutabakatı ait olduğumuzu varsaydığımız eril örgütlenmelerden doğru çoğunlukçu bir akılla değil, biraradalığımızda kuralım. Zira, feminist politika herkese, hepimize gerekli.







