Umut ve özgürlük için!

Fuat Ali RIZA yazdı —

  • Kuşkusuz 4 Ocak mitingi de 2025 yılı gibi tarihi öneme sahiptir. 2026 yılına böyle bir mitingle girmek, barış, demokrasi ve kardeşlikte ne kadar ısrarlı olunduğunu ortaya koymaktadır.

FUAT ALİ RIZA

Bir miladi yılın daha sonuna geldik. Kürtler ve Türkiye için gelecek yüzyılın temelinin atıldığı 2025 yılını tamamlıyor, miladı 2026 yılına giriyoruz. Öncelikle özgürlük ve demokrasi mücadelesi yürüten herkesin yeni yılını kutluyor, 2026 yılında üstün başarılar diliyoruz.

Miladi 2025 yılı, gerçekten de baş döndürücü gelişmelerin yaşandığı tarihi bir yıl oldu. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'yla hiç kimsenin aklının ucundan bile geçirmediği tarihi önemde büyük kararlar verdi. PKK’nin örgütsel varlığını ve silahlı mücadele stratejisini sonlandırma çağrısı yaparak mevcut siyasi ve askeri sürece keskin bir müdahalede bulundu.

PKK de 5-7 Mayıs tarihlerinde 12. Kongresini toplayarak söz konusu çağrıyı karar haline getirince, kırk yıllık kesintisiz savaş bir anda durdu. Yüz yıllık çatışma durumunu ve kırk yıllık savaşı yaşayan Kürt coğrafyası, birdenbire silahların ateşlenmediği ve insanların vurulmadığı bir alan haline geldi. Bunlar temelinde yıl boyunca Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleştirilmesi tartışıldı. Yüzyıl önce 1925 yılında başlayan Kürt inkârı ve bu temelde yaşanan çatışma durumunu tümden sona erdirmenin olanakları ortaya çıktı.

Gerçekten de 2025 yılının, yüzyıl öncesinin, yani 1925 yılının tersini başlatan bir yıl olduğu söylenebilir. Kuşkusuz her şey bir anda ve gökten zembille düşercesine ortaya çıkmadı, bir süreç boyunca yaşanan gelişmeler bundan yüzyıl önce somutluk kazandı. Türkiye’de 1924 yılında hazırlanan ve Kürt varlığını inkâr eden anayasa ardından, 13 Şubat 1925 tarihli bir provokasyonla tam yüzyıl süren bir Türk-Kürt çatışması ve savaşı ortaya çıkartıldı. Bu temelde yüz yıldır Kürtler üzerinde bir soykırım uygulandığı gibi, Türkiye toplumu da Kürt düşmanı ırkçı-şoven zihniyet ve politikanın ağır faşist baskı ve sömürüsünü yaşadı. Geçen yüzyıl, Kürtler ve Türkiye toplumu açısından adeta cehennemi bir yaşamın sürdüğü bir yüz yıl olarak geçti.

Şimdi söz konusu tarihten tam yüzyıl sonra bu durumun tam tersi istikamette gelişmeler yaşandı. Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yaptığı kardeşlik çağrısına Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan da benzer yanıt verince, 2024 yılının sonu barış ve demokratikleşme açısından yeni bir umudun belirmesine sahne oldu. Söz konusu bu gelişme temelinde, bu sefer de 27 Şubat 2025 tarihinde Önder Abdullah Öcalan’ın yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” geldi ve yüzyıllık çatışmaya son veren tarihi çağrı ile yeni yüzyılın, Barış ve Demokratik Toplum Yüzyılı'nın temelleri atıldı.

Demek ki 2025 yılı aslında bir yıl değil, yaptıklarıyla en azından yüzyıl anlamına geliyor. 2025 yılından 2026 yılına girerken sadece bir yılbaşı yaşamıyoruz, bir yüzyıldan yeni bir yüzyıla girişi yaşıyoruz. İnkâr ve çatışma yüzyılını sona erdirerek; barış, demokrasi ve kardeşlik yüzyılına adım atıyoruz. Ham hayalci olmamalıyız ama 2026 yılının Kürtler ve Türkiye halkları için böyle bir yüzyıl başlatacağına inanıyoruz. Herkesi de buna inanmaya ve pratikte gerçekleşmesi için tüm gücüyle çalışmaya çağırıyoruz.

Peki tüm bunların gerçekleşmesi için en başta ne gerekli? Çok açık ki, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin yeterli hukuki çerçeveye kavuşturulması ve bunun gerektirdiği siyasal yaklaşımın gösterilmesi gerekli. Elbette tüm bunların pratik göstergesi olarak, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin mimarı ve başarıya götürecek tek öncüsü olan Önder Abdullah Öcalan’ın özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşması gerekli.

27 yıllık mevcut İmralı koşullarının bu çerçevede olmadığını, tersine çok ağır bir izolasyonu içerdiğini herkes biliyor. Yine de bu ağır tecrit koşullarına rağmen, başka hiç kimsenin yapamayacağı işi başararak Önder Abdullah Öcalan, söz konusu gelişmeleri yarattı. İnkâr ve çatışma yüzyılına son vererek, barış ve demokrasi yüzyılını başlattı ama mevcut koşullarda bundan daha fazlasını yapabilmesi, başlattığı süreci başarıya götürebilmesi mümkün değildir. Barış ve demokratikleşme için yeni şeyler yapabilmesi için koşullarının değiştirilmesi, özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşturulması şarttır.

Bazıları bunun siyaseten mümkün olamayacağını söylüyor. Hiç toplumun iradesine baş vurulmadan, Türkiye toplumunun bunu kabul etmeyeceğini belirtiyor. Aslında bu sözlerle Türkiye toplumunun barış, demokrasi ve kardeşlik karşıtı olduğunu söyleyerek Türkiye toplumuna hakaret etmiş oluyor. Bazıları ise söz konusu talebin hukuken mümkün olmadığını söyleyerek, sorumluluğu hukuka yıkıp kurtulmaya çalışıyor. Halbuki eğer isteseler mevcut yasalarla bile Önder Abdullah Öcalan’ın tutsaklık koşullarına son verebilirler. Avrupa yasalarının istediği ‘umut hakkı’ ilkesini işleterek bunu gerçekleştirebilirler.

Demek ki burada esas olan, mevcut Türkiye yönetiminin bunu gerçekten isteyip istemediğidir. Zaten Devlet Bahçeli’nin çağrılarının pratikte gerçekleşmemesi, aslında AKP yönetiminin bunu istemediğini açıkça ortaya koymaktadır. Halbuki Türkiye’nin geleceği buna bağlıdır, Türkiye etrafında örülen felâket çitlerini ortadan kaldırabilecek tek güç Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dır. Önder Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğüne yaklaşım, aslında Türkiye’nin barışına ve demokrasisine yaklaşımdır.

Türkiye siyasetinin ve AKP iktidarının ortaya koyduğu bu tutum, başta Kürtler olmak üzere tüm halk güçlerine barış ve özgürlük mücadelesini daha da geliştirme ve güçlendirme görevini yüklemektedir. Belli ki söz konusu Kürt düşmanı zihniyet ve siyaset ancak daha etkili ve çok yönlü mücadeleyle aşılabilecektir. İşte bu gerçeği iyi bildikleri için Kürtler, 2026 yılına “Umut ve Özgürlük Mitingi” ile girmektedir. 4 Ocak 2026 tarihinde Amed’de ‘Umut ve Özgürlük Mitingi’ düzenleyerek, Türkiye barışının ve demokrasisinin umudu haline gelmiş olan Önder Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünü yüksek sesle talep edip, Kürtlerin tutumunu tüm dünyaya göstermek istemektedir.

Kuşkusuz 4 Ocak mitingi de 2025 yılı gibi tarihi öneme sahiptir. 2026 yılına böyle bir mitingle girmek, barış, demokrasi ve kardeşlikte ne kadar ısrarlı olunduğunu ortaya koymaktadır. Kürt toplumu, yüz yıldır gösterdiği bu ısrarı, 4 Ocak günü Amed’e akarak ve Önder Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünü haykırarak bir kez daha herkese gösterecektir. Kuşkusuz bastıran ağır kış koşulları bu konuda daha çok engel ve zorluk yaratacaktır. Ancak gençler ve kadınlar öncülüğündeki Kürtler, her türlü engeli aşma ve zorluğu yenme gücünü bir kez daha tüm dünyaya gösterecektir. Yaşanan ağır kuraklık ortamında Kürdistan’daki kar yağışını 2025 yılının ruhuna uygun bir bereket olarak görüp, şikâyet etmek yerine Kürdistan’daki yeniden doğuşun bir göstergesi yapmayı bilecektir.

Bunlar temelinde diyoruz ki, umudu büyütmek, umut ilkesini uygulanır kılmak, herkesin özgürlüğünün önünü açmak için haydin 4 Ocak’ta Amed’e akalım!

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.