Güçlü adamlardan bıkkınlık çağı
Hatice ERGÜN Haberleri —
- "Devletleşen şahsiyetçi yönetimlerin iç ve dış siyasetteki uygulamaları ve başvurdukları yöntemler, 21. yüzyıl faşizminin yerleştiğini gösteriyor..."
Yeni yıla savaş azgınlığının devam eden örnekleriyle girdik. Maalesef, artık şiddetin en kurumsal, örgütlü formundan en bireysel, münferit addedilen örneğine kadar gündelikte biteviye yüzleştiğimiz bir dönemdeyiz. Tuhaf olan artık şiddetin modernle tanımlanan estetiğinin, burjuva estetiğin, liberal estetiğin yerine teker teker erkek, yüzde 100 heteronormatif erkek; döverek, söverek eğiten baba; bedene de ruha da tecavüz eden adamların dünyasındayız. İşin ironisi, hepsi maddi kaynaktan yana şanslı, hepsi maddi kaynağını artırmaya odaklı, hepsi kitleleri peşinden sürüklüyor; ziyadesiyle kitlesel desteğe sahipler.
Ruth Ben-Ghiat, "Strongmen, Mussolini to the Present" (Güçlü Adamlar, Mussolini’den Bugüne) (1) adlı kitabında, Bennito Mussolini, Adolf Hitler, Francisco Franco Bahamonde, Muammar Kaddafi, Augusto Pinochet Ugarte, Mobutu Sese Seko, Silvio Berlusconi, Recep Tayyip Erdoğan, Vladimir Putin, Donald Trump, İdi Amin, Mohamed Siad Barre, Jair Bolsonaro, Rodrigo Duerte, Narende Modi ve Viktor Orbán başta olmak üzere yürütmenin yargı ve yasama organlarına baskınlığıyla tanımlanan bir siyasal sistemde, şahsiyetçiliği yönetimin temel üslûbuna dönüştüren örneklere bakıyor. 20 ve 21. yüzyıl tarihine yayılan bu erkek yönetimlerini en geniş anlamıyla otoritarizm başlığı altında toplayan Ben-Ghiat, çok tanıdık bir portre sunuyor: Mussolini’den Putin’e (ve diğerlerine uzanan bir hatta) ... bu güçlü adamların hepsi iç ve dış politikada kendi siyasal ve parasal çıkarlarını ülkenin çıkarları üzerinde tutan şahsiyetçi bir yönetim formunu kurarlar. Uzmanlıktan ziyade kendisine ve müttefiklerine sadakat, devlet bürokrasinde yer bulmanın birincil gereğidir; yolsuzluklarına iştirak etmek de... Şahsiyetçi yöneticiler uzun süre yönetimde kalabilirler, zira insanlarla ilişkilerini işbirlikçilik ve korkuyla kuran patronaj ağlarını kontrol altında tutarlar. (Söz gelimi) tüm siyasal faaliyeti kendi otoritesini palazlandırmak için kullanan Franco İspanya’da otuz altı yıl boyunca iktidarda kalmıştır.
Bugünkü güçlü adamlar, yalanı politika yapmanın ana bileşenlerinden biri haline getirmiş olmakla, talep ettikleri hakikat rejiminin temelini yalanla atmakla (örneğin, Berlusconi’nin Mussolini’nin ‘kimseyi öldürmediğini’, Bolsonaro’nun Nazizmin sola özgü bir olgu olduğunu iddia etmesi), bedenleriyle, sözleriyle geçmişin otoriter/faşist liderlerine sembolik selamlarıyla ve nihayetinde yapıp ettikleriyle şiddet ve yağmayı iç-dış siyasette norm haline getirmekle geçmişteki modellerini bugüne çağırır, bugünkü hemcinsleriyle farklı dillerde, topraklarda, zaman dilimlerinde aynılaşırlar.
Bugün, dünya genelinde farklı bir uluslararası düzen kuruluyor. Devasa bütçeli Birleşmiş Milletler, kuruluşundan bu yana en etkisiz döneminden geçiyor; kuruluş gerekçesine bakıldığında tam anlamıyla işlevsizleşiyor. Trump yönetiminin 2026’nın ilk günlerinde Venezuela’ya saldırısıyla belgelenen şiddet ve yağma politikası, ne İsrail’in Filistin halkına yönelik soykırım uygulamasından ne 2019’da Suriye politikasından ayrı okunabilir: Devletleşen şahsiyetçi yönetimlerin iç ve dış siyasetteki uygulamaları ve başvurdukları yöntemler, 21. yüzyıl faşizminin yerleştiğini gösteriyor; farklı topraklarda neredeyse birbirinin kopyası adamların güçten çılgına dönmüş, cinnete meyleden, kaosla beslenen politikaları halkların ve yurttaşların tehdit addedildiği, kütleleştirilmeye çağrıldığı bir siyaset ortamını dayatıyor. Bu dayatmayla yaratılan korku atmosferi, sıra kendisine gelene kadar sinenlere, uyanlara, iş birliği yapanlara konforu vaat ediyor. Ernest Becker’ın ifadesiyle (Ben-Giat’tan alıntıyla): İnsanların arsız, güçlü görünen demagogların peşinden gitmeye bunca istekli olmasının nedeni (korku)dur ... dünyayı belirsizlikten, zayıflardan, kararsızlıktan ve kötülükten kurtarabilecek kapasitede (olduklarına inanılır). Ah, kendinizi onların eline bırakmak-nasıl dingin, nasıl rahat.
Korkuyla nasıl ilişkilendiğimizin her zamankinden önemli olduğu bir andayız.
(1) Burada, özellikle, ‘güçlü erkekler’ değil, ‘güçlü adamlar’ olarak çeviriyorum.







