Hapsedildik ama gömülmedik

Toplum/Yaşam Haberleri —

Nibel Genç

Nibel Genç

  • “Hapsedildik; ama o hapsedilmenin içerisinde buna gömülmedik. Bir kaçış hattı yakalayabildiysek o kaçış hattından hayatla bağımızı daha diri daha dinamik tutmaya çalıştık."
  • “Cezaevinde dirençle ayakta duran, okuyan, yazan bir insanın hiçbir ürün vermese bile ezilmeden dik durması bile iktidarı rahatsız eder. Çünkü iktidar karşısında alternatif bir direnişin, alternatif bir yaratımın olmasını istemez.”

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi üçüncü sınıf öğrencisi iken siyasi nedenlerle tutuklanan Nibel Genç, 31 yıl sonra tahliye edildi. Cezaevine öğrenci olarak giren ve yazar olarak çıkan Nibel Genç, cezaevinde kaldığı sürede Radyo Televizyon ve Sinema ile Edebiyat bölümlerinde lisans eğitimini öğrenimini tamamladı.

Mezopotamya Ajansı’ndan Deniz Karabudak ile Sema Bingöl’ün haberine göre Nibel Genç, yazdığı hikayeler ve romanla bu mücadeleyi anlamlandırdı. Tutsakların kaleme aldığı öykülerden oluşan "Kıyıya Vuran Dalgalar: F Tipi Öyküler" kitabında da bir öyküsü yer alan Nibel Genç'in ilk kitabı "Mısır Koçanlarını Kızartan Koku" romanı ise Akdeniz Ülkeleri Forum Yarışması Birincilik Ödülü'nü aldı. Köyü yakılan Dêrsimli bir kız çocuğu olan Ezima'nın evindeki yanmış eşyaların kokusuyla şekillenen şu anı ile geleceğine karışan yolculuğunun anlatıldığı roman, Nibel Genç'in deyimiyle Kürt trajedisinin bir haritasını çıkarttı. Genç, romanının ilk imza gününü geçtiğimiz günlerde düzenledi.

Cezaevlerinde yaşadığı deneyimlerden örnekler veren Nibel Genç, "90'lı yıllarda ben Sivas'ta kaldım. Orada kadınlar olarak çok kalabalıktık. 120'ye yakın kadın vardı. Hatta bazen espri yapardık, 'Biz bir kadın köyüyüz' derdik. 90'lı yılların genel ortamı, doğal olarak hapishanelere de yansıyordu. Hem siyasi kimliği hem direnmeyi oluştururken; zaman zaman kendimizi yalnız hissettiğimiz süreçler oluyordu. Fakat onu bir dayanışma içerisinde aşmaya çalışıyorduk" diye konuştu.

Geride kalan 31 yıl

Cezaevi koşullarına rağmen kadınların kendilerine ait bir yaşam kurma mücadelesi verdiğini ifade eden Nibel Genç şöyle konuştu: "Yaşamımızı bir anlamda dolu dolu geçirmeye de çalıştık. Hapsedildik; ama o hapsedilmenin içerisinde buna gömülmedik. Bir kaçış hattı yakalayabildiysek o kaçış hattından kendimize bir şeyler inşa etmeye, o noktada hayatla bağımızı daha diri daha dinamik tutmaya çalıştık kadınlar olarak. Birbirimizin sevgisini derinleştirmeye çalıştık." 

Zamanı algılama biçimlerinin içeride ve dışarıda farklı olduğunu ifade eden Nibel Genç, "Bir roman okumuştum. Bir Çinli, Japonya'da 15 yıl tutsak olarak kalıyor. O geldikten sonra herkes ona '15 yıl nasıl yaptın' diyor. O da 'Aslında 15 yılın geçmesi sıkıntı değil, mesele 15 yılın ben onu doldurmadan geçmiş olması' diyor. Yani bir şekilde 31 yılı geride bırakıyorsun, zaman akıyor. Toplumsal bir sorundan dolayı genç kuşakların 20'li, 30'lu, 40'lı yaşlarımızın hepsini hapishanede kapatılmış olarak geçirmek çok ağır bir şey. Bir toplumsal sorundan dolayı ve gerçekten çözülememiş, kangrenleşmiş bir toplumsal sorundan dolayı bu kadar kuşağın ömrünün hapishanede geçirtilmesi çok ağır bir bedel. Ama bu bedelin sorumluluğu iktidara ait. 30 yıl çok uzun bir zaman. Bu 30 yıl içerisinde farklı farklı dönemeçlerde çıkma ihtimalimizin belirdiği zamanlar da vardı. Ben kendi kendime 'En kötü ihtimal 30 yıl yatar çıkarım' diyordum. Ama ben 31 yıl kaldım. Çünkü cezam bir yıl uzatıldı. Roma'dan beri derler, 'Hukuk hiçbir zaman geriye işlemez.' Ama son süreçte hukuk geriye doğru işletildi. Normalde şartlı tahliyemizle 30 yıl yattıktan sonra çıkmamız gerekiyordu. Fakat gözlem kurulları çıktıktan sonra 30 yıl yattıktan sonra çıkmak bir belirsizliğe sevk edilmiş oldu" şeklinde konuştu. 

Edebiyat bir kaçış hattı 

Cezaevinde yazarak buradaki 31 yıllık yaşamını özgürleştiren Nibel Genç, cezaevinde gelişen okurluğun ve anıları anlatma isteğinin tutsakları yazmaya yönlendirdiğini belirtti. Cezaevinde yazmaya ve yazarken karşılaştıkları zorluklara dair konuşan Nibel Geneç, "Hepimiz 90'lı yıllarda biriktirdiğimiz hikayeleri yazdık. Sonuçta hayattan kopuyoruz. 30 yıl biz müebbetler açısından bir aşamadan sonra  'Yazayım ama ben içerdeyken o hayatın akışkanlığını ne kadar yakalayabilirim' diyorsun. Böyle bir dezavantajı da var; ama edebiyat hem okuma ve yazma noktasında hem seni çoğaltan bir şey hem de gerçekten hapishanenin duvarlarına karşı bir kaçış hattı yakalatıyor. O anda duvarları aşıyorsun. Okuduğun bir kitapla, okuduğun bir hikâyeyle ya da bir şey yazmaya kalktığında o yarattığın kurmaca dünya içerisinde kendine yeni yolculuklar yaratabiliyorsun" diye belirtti. 

İki öyküsüne el konuldu  

Cezaevinde yapılan aramalarda iki öyküsüne el konulduğunu paylaşan Nibel Genç, şunları söyledi: "Orada dirençle ayakta duran, okuyan, yazan bir insanın hiçbir ürün vermese bile ezilmeden dik durması bile iktidarı rahatsız eder. 'Ben bunu 30 yıl içeride bıraktım. Bu 30 yıl içerisinde çökmeliydi' der; çünkü o bir cezalandırma. İktidara göre 30 yıl veriyor, seni cezalandırıyor. 'Niye çökmedi? Niye ezilmedi? Niye hala yaşama karşı bir sevgisi, bir umudu var?' Bunlar mutlaka iktidarı rahatsız eden şeyler. Bir de bu umut bir ürüne, bir esere dönüşürse; bu iktidar açısından daha da rahatsız edici bir şey. Çünkü bir iktidar karşısında alternatif bir direnişin, alternatif bir yaratımın olmasını istemez."

"Mısır Koçanlarını Kızartan Koku"

"Mısır Koçanlarını Kızartan Koku" romanında da ezilen halkların hafızasının önemine değinen Nibel Genç, hatırlamanın geleceğe dönük bir perspektif oluşturmakta önemli bir rol oynadığını kaydetti. Geçmişin, gelecek ve şimdi üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğunu ifade eden Nibel Genç, sözlerini şöyle sürdürdü: "İktidarın kendini inşa ederken hangi araçlardan yararlandığını, neleri yok etmeye çalıştığını, neleri yıkıma uğrattığını bilebilmek için hem kolektif hem bireysel hafızayı çok güçlü tutmak gerekiyor. Mesela 'Mısır Koçanlarını Kızartan Koku'da ben yakılan bir köyü anlattım. O yakılan köyde sadece 15 tane eşyanın hikayesini anlatarak, başlangıçta o kadar tarihe yolculuk yapacağımı bilmiyordum; ama anlatırken bir eşyanın hikayesi Şeyh Said İsyan'ına kadar gidiyor. Biri Dêrsim'e gidiyor, biri 12 Eylül sürecine gidiyor, biri 90'lardaki hapishane sürecine gidiyor… Hepimizin evlerindeki eşyalar ya da hepimizin sakladığı hatıralar böyle değil midir? Ve bunlar yüzyıllık Kürt tarihini özetler. Çok küçük nesneler bile sen yan yana koyduğunda, okumasını bildiğinde gerçekten Kürt trajedisinin, Kürt halkının maruz kaldığı eziyetlerin, katliamların, yıkımın, yok oluşun bir haritasını çıkartır bize. O bakımdan hafızayı canlı tutmak, geleceği inşa ederken bizim açımızdan çok önemli. Ben burada edebiyatın ve sanatın çok önemli olduğunu düşünüyorum." 

Sanatın diliyle direnme perspektifi 

Tahliye olduktan sonra özellikle Kürt gençlerinin sanatsal üretimlerini incelediğini söyleyen Nibel Genç, bu eserlerin sadece unutturmamak veya unutmamak amacıyla değil, direniş olarak da üretilmesi gerektiğini ifade etti. Nibel Genç, "Mesela dönüp baktığımızda edebiyatta, sanatta, ikinci Dünya Savaşı'nda yaşanan bir soykırımla ilgili yazılanları okuduğumuzda ya da Afrika halklarının tarihini okuduğumuzda, o hikayelerin tanıkları, iktidar karşısında bir direnme perspektifi oluşturuyor. Biz Kürtler de kendi yaşadıklarımızı sadece kendimiz açısından değil, bundan sonra eziyet gören, ezilen tüm halklar açısından edebiyatın ve sanatın diliyle bir direnme perspektifine dönüştürebilirsek bu bizim açımızdan çok büyük bir kazanım olacaktır" diye konuştu. ANKARA

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.