Kürt düşmanlığında ısrar sürecek mi?
Zeki AKIL yazdı —
- Rojava'nın varlığını ve güvenliğini tehdit altında tutan Türk devletidir. Buna rağmen gerçekler ters yüz edilerek, Türk ve Arap halkı kışkırtılıp bir savaşın fitili ateşlenmek isteniyor.
- Türk devletini yönetenler, Kürt inkarını ve düşmanlığını terk etmediği sürece tasfiye ve savaş politikalarına sarılacak. Sorunun özü burada. Halep çatışması da bunun açık örneğidir.
ZEKİ AKIL
Türk devleti Kuzey ve Doğu Suriye’yi baskılamaya ve tehditlerine devam ediyor. Türk yöneticileri, sorunların aşılması ve Şam yönetimiyle entegrasyon amaçlı hazırlanan 10 Mart Mutabakatı'nı bir savaş gerekçesine dönüştürmeye çalışıyor. Mutabakat, iki taraf arasında imzalan ama tek taraflı bir metinmiş gibi dayatıyor. Özerk Yönetim ortadan kaldırılsın; QSD, Şam yönetiminin emrine verilsin, ona devredilsin, diyor. Bu yapılmazsa savaş, saldırı devreye girecek diye bastırıyor.
Türk yönetimi, Demokratik Özerk Yönetim ile de görüşerek, ilişkilenerek olumlu bir rol oynayabilirdi ama bütün yatırımını mevcut haliyle HTŞ’ye, Şam’daki yönetime yapmış durumda. Her koşulda hükümeti destekleyeceğini söylüyor. Söylemekle yetinmiyor, hükümeti baskı altına alıyor. Bir süre önce QSD Genel Komutanlığı ve Şam yönetimi, entegrasyon konusunda bir çerçeve belirlediklerini ve mutabakata vardıklarını söyledi. Türk tarafı bunu kabul etmedi, "QSD ya devredilecek ya da dağıtılacak, katılımlar bireysel olacak" diye sürece müdahale etti.
Tehdit, kışkırtma ve savaş hazırlığı
Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ısrarla Özerk Yönetim'i teslimiyete çağırıyor ve QSD'nin entegrasyon istemediğini iddia edip kamuoyunu yanlış bilgilendiriyor. Kullanılan dil, tamamen psikolojik savaş dilidir. Tam bir dezenformasyon ve gerçekleri ters yüz etme kampanyası sürdürüyor. Kürtler ve QSD hedef gösteriliyor. Sahada da savaş hazırlıklarını sürdürüyorlar. Arap aşiretlerini, kendilerine bağlı silahlı grupları Kürtlere ve Özerk Yönetim'e karşı örgütlüyorlar. Tehditleri, kışkırtma ve savaş ortamı yaratma eşliğinde devam ediyor.
Hakan Fidan şimdi de "QSD ile İsrail koordine halinde çalışıyor" diye açıklamalar yapıyor. Bu sıradan bir propaganda ve karalama söylemi değildir. Araplarda ve dini çevrelerde İsrail ve Yahudi karşıtlığı güçlüdür. Kürtleri İsrail ile yan yana göstererek Arap dünyasını Kürtlere karşı kışkırtmaya ve tecrit etmeye çalışıyor. Kürtlere ve Özerk Yönetim'e saldırılar için ortam oluşturuluyor. QSD, İsrail’le koordineli biçimde hangi işleri yapıyor? Nasıl bir pratik ve uygulama var? Ortada hiçbir pratik ve eylemli durum yok. QSD, Mart’tan beri Şam’la imzaladığı mutabakat gereği görüşüyor ve sorunlarını çözmeye çalışıyor. Bu süreç devam ediyor. QSD, Suriye’nin birliğine bağlı olduğunu her zaman dile getiriyor; orduya katılmak istediğini vurguluyor. QSD’nin söyleminde ve pratiğinde bir değişim yok. Bu durumda Hakan Fidan, İsrail ve QSD ortaklaşmasını ve koordinasyonunu nereden çıkarıyor? Açık ki, bunlar özel savaş argümanları ve savaşı kışkırtma planıyla ilgilidir.
Neden QSD ile görüşmüyorsunuz?
Hakan Fidan’ın söylemini sorgulamak, aslında Türkiye basınının ve siyasi çevrelerinin görevidir ama basın elde hazır bir psikolojik savaş aracı gibi hareket ediyor. Bu sözlerin üzerine atlıyor. QSD’yi ve Kürtleri tek taraflı suçlamak ve dışlamak, katliamlara açık hale getirmek birincil görevleriymiş gibi hareket ediyorlar. Halbuki bu açıklamaları yapanları eleştirmeleri ve sorgulamaları gerekir. HTŞ ve diğer silahlı gruplar, neden Kürtlerden daha fazla Türk devletine yakınlar? Türk devleti ve Hakan Fidan gibi görevlileri, neden Kürtlerle görüşmüyor ve sorunların çözümüne katkı sunmuyorlar? Madem İsrail gibi bir korkunuz ve rahatsızlığınız var, o zaman neden QSD ile koordineli olmuyorsunuz? Siz adım attınız da Kürtler mi kabul etmedi? Dünyada hiçbir güç QSD’ye "terörist" demiyor ama dünyanın bütün etkili güçleri ve kurumları, HTŞ’yi terörist kabul etti ve listelerine aldı. Siz bütün dünyaya rağmen QSD’ye "terörist" deyip duruyorsunuz. QSD, hangi terör eylemlerinde bulunuyor, kime karşı savaşıyor?
Savaşın fitili ateşlenmek isteniyor
Türk devletini yönetenler, Kürt halkının inkarını ve düşmanlığını terk etmediği sürece tasfiye ve savaş politikalarına sarılacak. Sorunun özü burada. Son Halep çatışması da bunun açık örneği. Halep’te iki Kürt mahallesi var. Orada da Şam yöneticileri ile mahalle halkı görüştü ve anlaştı ama Türkiye’ye bağlı silahlı gruplar, sürekli provokasyonlar yapıp çatışma ortamı yaratıyor. Halep’teki iki mahalle kuşatma altında, ambargoya tabi tutuluyor. Bu mahalle halkı kuşatma altında kime saldıracak? Saldırıp da ne yapacak? Bu Türk basınında sorgulanmıyor. Türk Savunma Bakanlığı, "PKK/YPG/SDG güçleri Halep’te saldırı düzenledi, Suriye’nin güvenliğini ve birliğini tehdit ediyor’’ diye açıklama yapıyor. Varlığı ve güvenliği tehdit altında olan Kürtler ve Demokratik Özerk Yönetim bölgesidir. Bu tehdidin ana kaynağı da Türkiye’nin kendisidir. Gerçekler ters yüz edilerek Türk ve Arap halkı kışkırtılıp bir savaşın fitili ateşlenmek isteniyor.
