QSD ve Özerk Yönetim tehdit altında

Zeki AKIL yazdı —

  • HTŞ'nin gönderdiği ve Türk yetkililerin kaleminden çıktığı anlaşılan cevap, sanki daha önce mutabakat sağlanmamış gibi QSD’nin kendilerine devrini isteyen bir ültimatomdu.
  • İdari sistemden tutun petrol sahalarının devrine kadar 'Savunma Bakanlığı'nın yetkisinde olmayan konularda bile emir veren bir dil kullanılmış. Her şey sil baştan ele alınıyor.
  • Türkiye’nin çabası, ABD’yi de devre dışı bırakmaktır. Amacı, Kürtlerin bir statüye kavuşmasını önlemektir. HTŞ’nin uzlaşmaya varmasını engelliyor.
  • Suriye halklarının ve dış kamuoyunun bilmesi gerekir ki; Türkiye’nin tehditleri boşuna değildir. Suriye’de iç birliği önlediği gibi yeni çatışmaların hazırlıklarını yapıyor.

ZEKİ AKIL

Türkiye, Şam ve Özerk Yönetim arasında imzalanan 10 Mart Mutabakatı'ndan bir savaş gerekçesi çıkarmaya çalışıyor. Bu mutabakat, Özerk Yönetim'in tek taraflı olarak HTŞ’ye, Şam’a devriymiş gibi ele alınıyor. Halbuki bu mutabakat, karşılıklı atılacak adımları belirliyordu ama Türk yetkilileri, her koşulda Suriye geçici hükümetini desteklediklerini açıklayıp duruyorlar. Sürekli QSD ve Özerk Yönetim'in 10 Mart Mutabakatı'nı uygulamadıklarını ileri sürüyorlar. Şimdiye kadar HTŞ’ye en ufak bir uyarı veya eleştiri getirmiş değiller. Ayak direten, geciktiren ve oyalayan taraf olarak QSD’yi suçluyorlar.

ABD’nin girişimiyle son olarak Şam’da bir görüşme olmuştu. Bu görüşmede QSD’nin tümen sistemine göre orduya katılacağı üzerine mutabakata varılmıştı. QSD de buna göre komuta kademesinde yer alacakların isim listesini 'Savunma Bakanlığı'na vermişti. Bakanlığın bunu resmileştirmesi gerekiyordu, ancak uzun süre cevap vermediler. Gönderdikleri cevap ise sanki daha önce görüşme olmamış, mutabakat sağlanmamış gibi QSD’nin tümüyle kendilerine devrini isteyen bir ültimatomdu. İdari sistemden tutun petrol sahalarının devrine kadar 'Savunma Bakanlığı'nın yetkisinde olmayan konularda bile emir veren bir dil kullanılmış. Bu yaklaşım tabii ki, çözümü değil güvensizliği derinleştiriyor. Verilen sözler veya varılan mutabakatlar yok sayılıyor ve her şey sil baştan ele alınıyor.

Pratikte mutabakat yokmuş gibi

HTŞ şimdiye kadar hep bu yöntemi denedi. Şam’da görüşmeler olur, bir çerçevede uzlaşıya varılır ama sonra her şey olduğu yerde bırakılır, bunlar olmamış gibi davranılır. 10 Mart Mutabakatı imzalandıktan sonra içinde yazılan hiçbir madde dikkate alınmadı. Anayasa tek taraflı yapıldı, hükümeti istedikleri gibi kurdular vb. Pratikte mutabakat yokmuş gibi davranmaya devam ediliyor ama iç ve dış kamuoyuna da sürekli QSD ve Özerk Yönetim adım atmıyor diye propaganda yapılıyor.

ABD'yi devre dışı bırakma çabası

Bilindiği gibi Türkiye, ABD, İngiltere ve Fransa’nın garantörlüğünde yapılması planlanan Paris toplantısını iptal ettirdi. HTŞ’nin katılmasını engelledi. Şimdi ABD arabulucu konumunda. Türkiye’nin çabası, ABD’yi de devre dışı bırakmaktır. Türkiye’nin amacı, Suriye’de Kürtlerin bir statüye kavuşmasını ve demokratik bir sistemin kurulmasını önlemektir. Bu açıdan HTŞ’yi sürekli yönlendirmeye ve uzlaşmaya varmalarını engellemeye çalışıyor. Türkiye kimse arabulucu olmasın, bağlayıcı bir anlaşma sağlanmasın diye çabalıyor.

Silah bırakma çağrısı için baskı

Türkiye’de güya bir barış ve çözüm arayışı, tartışması var. Kürt-Türk kardeşliği adı altında girişimler devam ediyor. Meclis'te Komisyon kuruldu. Şimdi raporlar hazırlanıyor, yasa ve çözüm önerileri Meclis'e sunulacak. Bütün bunlara rağmen Önder Apo üzerinde de QSD’ye silah bırakma çağrısı yapılsın diye baskı yapılıyor. İmralı’ya giden MHP ve AKP’li Komisyon üyeleri, anlaşıldığı kadarıyla bu talebi Önder Apo’ya iletmeyi ihmal etmedi. Görüldüğü kadarıyla Türkiye’de ve Suriye’de Kürtler ile barışmak ve kardeş olmak yerine onları etkisizleştirmek, silahsızlandırmak ve savunmasız hale getirmek amaçlanıyor. Bu nasıl kardeşlik ki, Suriye gibi bir yerde, hala katliamların gündemde olduğu bir yerde ısrarla Kürtleri savunmasız bırakmak için mesai harcanıyor?

O ültimatom, Türklerin kaleminden

QSD’ye gönderdiği önerilerin, buna ültimatom demek daha doğru, Türk devletinin yetkililerinin kaleminden çıktığı kesin. İçerik olarak çözüme dönük değil, bozmak amaçlıdır. Suriye hükümeti neden buna evet diyor, Türk yetkililerinin isteklerini bu kadar esas alıyor? Bu soru önemlidir. Suriye ağır sorunlarla boğuşuyor. Birliğe, içeride uzlaşmaya ihtiyacı var. Özerk Yönetim de demokratik temelde birleşmeye ve entegrasyona evet, diyor. Bu durumda Şam yönetiminin hızla sorunlarını çözme ve birliği sağlamaya odaklanması gerekiyor ama pratikte öyle olmuyor. Türk devletinin istekleri doğrultusunda bir siyasi rota izleniyor. Bu da yeni çatışmaları, iç karışıklıkları getirecek. Normalde Şam hükümetinin bundan kaçınılması gerekir.   

Yeni çatışmaların hazırlıkları

HTŞ zihniyet olarak demokratik bir yönetime yatkın değil. Merkezi, otoriter ve biata dayalı bir yönetim anlayışları var. Bu karakteri, Türk devletinin planlarına dahil olmalarını getiriyor. Normalde kaostan, iç karışıklıktan kaçınması ve Türk işgaline karşı tutum alması gerekiyordu. İç birliğini güçlendirecek adımlar atmalıydı, milli bir mutabakat hükümeti kurarak Suriye’nin yeniden yapılanmasına gitmeliydi. HTŞ, bunun yerine herkesi dışlayarak, Türkiye gibi Suriye’de işgal gücü bulunduran bir güce bağlanmayı tercih ediyor.

Türkiye, Suriye’de iç birliği önlediği gibi yeni çatışmaların hazırlıklarını yapıyor. Suriye halklarının ve dış kamuoyunun bilmesi gerekir ki, Türkiye’nin tehditleri boşuna değildir. Özellikle Dêrazor gibi bölgelerde bazı güçleri silahlandırarak, elindeki çeteleri kullanarak karışıklıklar çıkarmak, çatışma ortamı hazırlamak için uğraşıyor. Kürt-Arap birliğini bozma ve birbirine kırdırmayı hedefliyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.