Medine Vesikası
Cafer TAR yazdı —
- Farklılıklarımızla barış içerisinde yaşam için gereksinimimiz olan bütün referansları yardıma çağırmalıyız. 1921 Anayasası hatırlatması gibi Müslümanlara da Medine Vesikası‘nı önermek doğru bir tutumdur.
CAFER TAR
İnsanlar, tarihin en zor ve karanlık zamanlarında geleceklerine ışık tutabilmek için geçmişe bakıp ilham almaya çalışır. Gelenek, insanın geleceğinin bir parçasıdır; gelenek ve gelecek, bütünün olmazsa olmaz iki parçası gibidir. O yüzden "Geleneği olmayan toplumların geleceği de olmaz“ denilir.
Son 50 yıla damgasını vuran mücadele, bir çok kurum ortaya çıkardı. Bu kurumların tamamı çok değerli. Kürt Özgürlük Hareketi'nin uzun yıllara yayılan mücadelesinin ortaya çıkardığı her koşulda direnme, zorlukların üzerine gitme, hiçbir koşulda karamsarlığa düşmeme geleneği, Kürtlerin özgür geleceğinin en önemli dinamiğini oluşturuyor. Kürtler, bundan sonra başlarına gelebilecek her kötü durumda kendilerine yardım edecek birçok olumlu derslerle dolu tarihe ve muazzam geleneğe sahip. İşte bu olumlu miras, her koşulda gelecek nesillerin de önünü açacak.
Muaviye İslamının estirdiği terör, barbarlığıyla gündemden düşmüyor. Türkiye dahil neredeyse bütün Müslüman topluluklar, rüşvet, geri kalmışlık, yolsuzluk ve iç savaş kıskacında kıvranıyor. Böylesi bir dönemde Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu'nun 'Medine Vesikası'nı Müslüman toplumlara hatırlatması oldukça önemlidir. İslam denilince insanların aklına DAİŞ, El Nusra, El Kaide, Boko Haram gibi örgütlerin gelmesi, bütün müslümanlar açısından acı vericidir. Kocaman bir medeniyet, bu türden yapılar üzerinden temsil edilmemeli.
Siyasal İslam'ın en ılımlısından en radikaline kadar tamamının son yüzyıldır ortaya koydukları pratik, gerçekten yüz kızartıcıdır ve kimseyi mutlu etmedi. Bir milyardan fazla insanın inandığı ve günlük yaşamlarını belirleyen İslam inancının, resmi ideolojilerin birer aparatına dönüşmüş yapılar veya cemaatler tarafından temsil edilmesi, bütün Müslümanlar adına tahammül edilmesi zor bir şey olmalıdır.
Batı'nın Hristiyanlıkla yaşadığı tecrübenin ve bütün Ortaçağ boyunca devam eden özgür insan, bilim ve inanç arasındaki çatışmayı ortadan kaldırıp insan aklını özgürleştirerek dini kendi sınırlarında tutmasının aksine bizim medeniyetimizde özgür insan, bilim ve inanç arasındaki tartışma bir türlü sonlandırılamadı. Din, Muaviye‘den beri devleti yönetenlerin elinde basit bir iktidar aracına dönüştürüldü ve özüne uygun gelişimine izin verilmedi.
Halbuki elimizde bugünümüze referans olacak 'Medine Vesikası' gibi tarihsel bir referans var. Müslüman ülkelerdeki iktidarlar bunu görmezlikten geldi; aydınlanmacı/sol çevreler ise burun kıvırdı. Çok şaşıracaksınız ama Medine Vesikası, yüz yıllar sonra yeniden insanların gündemine bir Müslüman din adamı veya araştırmacı değil, Julius Wellhausen isimli bir Alman araştırmacı tarafından getirildi. J. Wellhausen, 1899'da yazdığı "Skizzen und Vorarbeiten“ adlı kitabında ilk defa 'Medine Sözleşmesi'nden bahsetti, daha sonra Müslüman araştırmacılar da konuyla ilgilendi.
Günümüz İslam coğrafyası, bitmez tükenmez savaşlar ve çatışmaların yaşandığı bir görüntü veriyor. İslam Peygamberi, Medine‘ye gittiğinde Medine bir türlü istikrarlı hale gelemeyen, sürekli çatışmaların yaşandığı bir yerdi. Medine‘de farklı dinlerden ve aşiretlerden insanlar yaşıyor ve sürekli çatışıyordu. İşte İslam Peygamberi, Medine‘de herkesin hakkını ve hukukunu güvenceye alan bir sözleşmeyle bunu durdurmayı başardı. Medine‘de başarılan ikinci şey ise kardeşleşme oldu. O zamana kadar Araplar arasında dayanışmanın sınırlarını aynı kabileden olmak belirlerken bu gelenek Medine‘de kırıldı. Müslümanlar, Medine‘de bir tür komünal yaşama geçti. Eskiden kan veya akrabalık bağı ile birbirine bağlı olan insanlar, Medine‘de o günden sonra ortak bir komünde birlikte yaşamaya başladı. Medine‘de ilk defa farklılıkların birlikte yaşayabilmesi için bir sözleşme/vesika düzenlendi ve farklı inançlardan insanları eşitleyip yaşamlarını güvenceye aldı.
Biliyorum; yüz yıllardır yaşanan reel islam üzerinden itiraz edilip sayısız olumsuz örnekler verilerek, "size mi kaldı Medine Vesikası'nı savunmak“ diyecekler vardır. Onlara cevabım evettir, çünkü biz farklılıklarımızla barış içerisinde ortak bir yaşam için gereksinimimiz olan bütün referansları yardıma çağırmalıyız. Nasıl ki sonrasında kurulan Cumhuriyet dönemi boyunca yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen 1921 Anayasası'nı esas almayı öneriyorsak Müslümanlara da Medine Vesikası‘nı önermek doğru bir tutumdur.
Kürt Halk Önderi‘nin altını çizdiği gibi; Medine Vesikası‘nın ruhuna dönmüş bir İslami duruş, bölgenin gerçek kurtuluşu olacaktır. Ortadoğu rönesansının en önemli dinamiği, muhakkak İslam‘ı, devletlerin veya cemaatlerin siyasal bir aracı olmaktan çıkarmak olacaktır. Batının tarihi de böyle gelişti. Önce Tomas Münzer ve Martin Lüther daha sonra Marx, Engels, Kant, Hegel ortaya çıktılar.
Demokratik İslam, günümüz dünyasında sadece Müslümanlar için değil, bütün insanlık için en fazla gereksinim duyduğumuz şeydir. Enternasyonlizmin/insan kardeşliğinin günümüzdeki yegane yolu budur.
