“Merkez buralara hep oryantalist baktı”
Kültür/Sanat Haberleri —

Ali Kemal Çınar
- Maalesef bu artık sadece Türk sinemacıların değil Kürt sinemacıların da sorunu. Uzun zamandır merkezdeler ve haliyle bakışlarının da değiştiğini görüyoruz. Merkezde gündem, film üretmek kadar ürettiğin filmin macerası nasıl evrilecek sorusuna dayalı.
BİLGE AKSU
Yıllar önce kısa süreliğine İstanbul’a geldiğim bir hafta sonu, bir arkadaşımla Kadıköy’de görüşme planı yaptık ama belirlediğimiz saate yakın onun başka bir işi çıktı. Halihazırda sokakta dolanıyorum, hava soğuk. Kendimce mantıklı (ve ekonomik) bir vakit geçirme süreci olduğunu düşünerek, o zamanlar hala açık olan Rexx Sineması’na girdim. Bir özel gösterim var, filmi pek bilmiyorum ama afişi dikkat çekici. Afişin altında “Türkçe altyazılı” ibaresi duruyor ve nasıl oluyorsa oyuncularla yönetmenin isimleri de Türkçe... Üç beş saniyelik afallama sonunda filmin Kürtçe olduğunu idrak edip bilet aldım. Bir sürü kişinin tuhaf hislerle izlediği Gênco’yla tanışma hikayem böyle oldu.
Ali Kemal Çınar, ‘merkez’e epey uzak bir yerden sinemaya dahil oldu. Gençliğinde katıldığı Diyarbakır Sinema Kulübü, onu ve çalışma arkadaşlarını ana akımdan ayrı ama malum dinamiklerin bilincinde oldukları bir yolculuğa taşıdı. Birçok izleyici için absürt mizahın bu coğrafyadaki en dikkat çekici örnekleri de işte bu yolculukta ortaya çıktı. 2022 çıkışlı son filmi Beriya Şevê, geçtiğimiz haftalarda Amed Film Festivali’nde yeniden gösterildi ve Estetik Kadraj Ödülü’ne layık görüldü. Birçok yorumda da belirtildiği üzere Beriya Şevê, takındığı ciddi üslupla yönetmenin önceki filmlerinden ayrı bir yerde duruyor. Bu da Ali Kemal Çınar’ın filmografisine yepyeni bir derinlik katıyor.
Ali Kemal Çınar’la filmografisine, absürtün işlevine, yeni nesil Kürtçe komediye ve geleceğe dönük beklentilerimize dair konuştuk.
Yeni filmini beklerken Amed’de Beriya Şevê’yi tekrar hatırlamış olduk. Yıllar önce Gênco’yu gülerek izleyenler, 2022’de bu filmden çok farklı duygularla ayrıldı. Bu dönüşümün sebebi kişisel bir kabuk değişimi mi yoksa politik gerçeklik hepimizi bu üsluba zorluyor mu?
Film yaparken hiçbir zaman politik olandan ayrı film üretmedim. Politik olan her nasılsa bir şekilde filmlerimde yer aldı. Beriya Şevê filminde bu kadar direkt hikâyede yer alması içinden çıkamadığım bir duygunun karşılığıydı. O yüzden de tamamen dram oldu. Mizahtan ve absürtten eser yok filmde. Bir şekilde yaşadığım bu savaş ortamını filme aktarmalıydım. Beriya Şevê, Erhan Sunar’ın aynı isimli kitabından uyarlandı. Kitapta savaş ortamı olmamasına rağmen bu durum beni o kadar etkiledi ki filmde yer almasını istedim. Sonuçtan da memnunum, er geç izlenip hakkı teslim edilecek bir film diye bakıyorum.
Filmde Gülbin savaşın tüm yıkıcılığına rağmen annesinin portresini tamamlamaya çalışıyor, en önemlisi de mekanlar darmadağın oldukça hafızasını kaybeden bir babayı izliyoruz. Savaş insan zihninde bir bölünme yaratıyor mu?
Savaşlar belki de canlılardan önce mekanları tahrip ediyor. Sonrasında da herkesin aklında kalan bu yıkıntılar oluyor. En somut hatırladığımız ve her şeyi de oraya sığdırdığımız bu mekanlardır. Onlar yok oldukça insan hafızası da bununla birlikte kayba uğruyor. Hafıza ve mekân ilişkisi birbirine oldukça yakın durur. O yüzden babanın tahrip olan mekanlarda dolaşması oldukça yerinde oldu. Gülbin hafızasını diri tutmak için annesini çizmeye çalışıyor. Onun için tek amaç haline geliyor.
Kürt sanatçılardan genellikle gerçekliği ajitatif şekillerde anlatmaları bekleniyor. Sen bu konuda epey farklı bir yerde duruyorsun ama filmlerinin politik olduğu tartışılmaz. Biraz da minör sinemaya dair bir zorunluluk bu sanırım?
Hangi hikâyeyi anlatırsam anlatayım sade bir yol izlemeyi tercih ediyorum. Bu da haliyle minör bir anlatıya denk geliyor. Tabii politik olması ve ezilenin tarafından anlatılması da söz konusu. Süper kahraman hikayesini de anlatırken aynı sade anlatımı tercih etmiştim ki en efektif ve aksiyonel olana da müsait bir türdür. Bu beni koruyan bir tercih açıkçası. Minör sinema yapayım diye de hareket etmiyorum. Bu denk gelen bir şey. Sinemanın veya anlatının belli kuralları var o yüzden bilerek olmadığı müddetçe abartılı veya ajitatif olandan sakınıyorum. Zaman zaman bu kuralları esnetsem de yine bir kalıba karşılık geliyor. Bildiğim ve sabitlediğim bir şeyler var ve onları korumayı gerektiğinde de yenilemeyi ihmal etmemeye çalışıyorum.
Mizahın eskiden beri bir direniş aracı olduğu söylenir. Absürdizm buna ekstra ne katkı sunuyor sence?
Mizah da absürdizm de politik karşılığı olan kavramlar. Mizah her zaman politik olmayabilir ama absürdizm hayatın ve sistemin çarpıklığından doğduğu için kesinlikle politiktir. Düz bir anlatımı veya düşünce biçimini reddeder. Haliyle egemen düşünce biçimiyle de ters düşer. Bu da onu politik olarak daha etkili bir konuma getirir. Ayrıca izleyeni yabancılaştırma gücü de çok fazladır ve izleyiciyi farkında olmadan kendi zaaflarıyla yüzleştirebilir. Mizah tek başına absürdizmi yaratmaz ama absürt olandan mizah doğması muhtemeldir. Aslında ben mizahi düşünmeyen direk absürt olanı düşünen biriyim o yüzden mizah hep bu absürt olandan çıkmıştır. Kendiliğinden olan mizahın da daha güçlü bir mizah olduğunu düşünüyorum. Güldürmeye çalışırken bazen güldürmeme ihtimali de olur ama absürt olanın güldürmeme ihtimali yok gibidir.
Yeni nesil Kürt komedyenleri takip ediyor musun?
Sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla ancak… Sürekli bir takip halim yok ama ne yapıldığına bakıyorum. Kürtçe yapılması bence çok iyi zaten. Mizah anlayışları maalesef hala egemen olana çok yakın. Bir tip üzerinden skeç tarzı tercih ediliyor. O yüzden çok kalıcı olacağını düşünmüyorum. Son yıllarda da stand up sanatçılarının arttığını görüyoruz. Kürtlerin bence yeni aracı da bu. Dönemsel olarak bu araçlar değişiyor tabii. Neyse ki şiirden uzaklaştık, kaldı tiyatro, tiyatrodan da uzaklaşsak bence bir şeyler olacak. (Gülüyorum tabii ki.) Açıkçası Tirş û Tehl stand up grubunu kendime daha yakın görüyorum.
Sinemaya ‘merkez’den bakmıyorsun. Merkezi temsil eden anlayış taşraya kaçıp dursa da organik bir bağ kuramıyor. Amed’den baktığında İstanbul nasıl görünüyor? Sen İstanbul’u betimlemek ister miydin?
Merkez buralara hep oryantalist baktı ve bu bakış hiç değişmedi. Maalesef bu artık sadece Türk sinemacıların değil Kürt sinemacıların da sorunu. Uzun zamandır merkezdeler ve haliyle bakışlarının da değiştiğini görüyoruz. Çünkü ayrı bir finans ve ilişki biçimi söz konusu, film üretmek sadece film üretmek değil; ilişki kurmak, birileriyle birlikte ortak hareket etmek anlamına da geliyor. Merkezde gündem, film üretmek kadar ürettiğin filmin macerası nasıl evrilecek sorusuna dayalı. Çoğu zaman filmin macerası film üretiminin önüne geçiyor. Sonra ortaya para veren kurum ve kuruluşların sipariş tarzı filmleri çıkıyor. Ardından biz çeperde yer alan sinemacılar olarak bunu görünce ve beğenmeyince de katı, sert veya kara olarak damgalanıyoruz. Kısacası kavgamız bitecek gibi değil.
Filmlerinin hemen hepsinde dil konusunda arada kalan, ifade yeteneği kısıtlanan veya yasaklanan karakterler izliyoruz. Belki bariz bir soru olacak ama Türkiye’de Kürtçeye ilişkin politikaların kişisel sonuçlarını senden de duymak isterim.
Aslında kişisel hikayelerimi de filmlerimde görünür kılıyorum. Di Navberê De filminde Osman’ın annesine anlattığı olay benim yaşadığım bir olaydı. Annem okula gelip Kürtçe konuştuğunda ona kızıp Kürtçe konuşmamasını çünkü öğretmenimin kızdığını söylüyormuşum. Bu sahne direkt filmde yer almıştı. Her Kürt veya Kürt sanatçı dille ilgili birçok hikâye anlatabilir, herkesin hikayesi kendine has da olabilir. Valahî benim dille ilgili ikinci filmim, bir üçüncüsünü de düşünüyorum. Dille ilgili bir üçleme yaparak belki bu meseleyi daha detaylandırabilirim. İlerisi için iyi ve kalıcı bir arşiv çalışması olarak da tasarlıyorum.
Barış iklimi hakim olursa nasıl bir Ali Kemal Çınar sineması izleriz?
Bende bir şey değişmez. Eskiden değişimin iyi bir şey olduğunu sanırdım ama artık öyle düşünmüyorum. Zamanın hep ileri akmadığını, kendi içinde dönüşüm geçirdiğini ve sabit olan kendimiz olduğumuz için de ileri bir noktada kalabileceğimizi düşünüyorum. Bir taraftan her şey o kadar hızla değişiyor ki sabit kalmak yeni ve taze kalmamızı sağlar.














