Mizahın susturulduğu yerde iktidar konuşur

Şemsettin ÖZER yazdı —

  • Mizah, insanın kendisiyle, iktidarla ve tarihsel kaderiyle kurduğu en sahici yüzleşme alanıdır. Mizahı olmayan toplum kendini eleştiremez; eleştiremeyince de kaçınılmaz olarak itaati kutsallaştırır.
  • Derin ve yapısal inkar stratejisinde Hakan Fidan’a rol verilmesi, rastlantı değildir. Hakikatini inkâr eden kişi, mizahını da yitirir; sömürgeciliğin sahnesinde bir figür olabilir fakat asla özne olamaz.
  • İnsani mizahını yitirmiş, hakikate kapalı ve korkulu iktidar dili, yalnızca emir kipinde konuşur. Emir ise ne ikna eder ne dönüştürür; yalnızca korkutur. Oysa mizah korkuyu bozar. Bu nedenle iktidar mizahı sevmez.

ŞEMSETTİN ÖZER

Mizah, insanın tarih, toplum ve siyaset karşısında kendini var etme biçimlerinden biridir. Amacı yalnızca güldürmek değildir; aksine gizleneni açığa çıkarır, bastırılanı görünür kılar, korkulanı ifşa eder. Bu nedenle mizahın yokluğu yalnızca estetik bir kayıp değil, aynı zamanda hakikatin susturulmasıdır. Hakikat, çoğu zaman en çıplak hâliyle ancak mizahın diliyle söylenebilir; mizah, yalanı ifşa eder.

Devrimcilik de en derin anlamıyla, mizahın anlama gücüdür. Albert Camus, Veba romanında sömürge psikolojisini alegorik bir düzlemde, salgın hastalık metaforu üzerinden ve son derece mizahi bir dille anlatır; her insan bizden biri olduğunu ya da içimizden biri olduğunu ifade eder. İnsanın temel sorunu özgürlüktür. Özgürlük sorunu çözülmeden ne mizah anlaşılabilir ne de siyaset. Mizah, insanın kendisiyle, iktidarla ve tarihsel kaderiyle kurduğu en sahici yüzleşme alanıdır. Mizahı olmayan toplum kendini eleştiremez; kendini eleştiremeyen toplum ise kaçınılmaz olarak itaati kutsallaştırır.

Aynı zamanda siyasal ölçüttür

Bu nedenle mizah yalnızca bir sanat formu değil, aynı zamanda siyasal bir ölçüttür. Kimin yöneteceğini, ne adına yöneteceğini ve nasıl yöneteceğini belirleyen görünmez bir terazidir. Mizahını yitiren toplum, iktidara boyun eğer; sıradanlaşır, çürür ve sefaleti derinlemesine yaşar. Dahası, bunu yaşadığının bile farkında olmaz. Tam da bu noktada iktidar kahkahayı yasaklar, çünkü gülüş, otoritenin doğal düşmanıdır. Tarih boyunca mizah, bir başkaldırı biçimi olarak varlığını sürdürmüştür.

Korkunun maskesini indirir

Mizah, siyaseti yalnızca eleştirmez; onu biçimlendirir de. İktidar şiddeti, düzeni, itaati ve hukuku ne kadar ciddi bir dille sunarsa sunsun, mizah onun arka yüzünü açığa çıkarır. Bu yüzden iktidar, kendini en savunmasız hissettiği anı mizah karşısında yaşar. Mizah, korkunun maskesini indirir.

Siyasal ilişkiler denilen şey, gerçekte iktidar hırsının gündelik hayattaki tezahürlerinden ibarettir; karar verme gücü, çıkar çatışması ve tahakküm arayışı. Siyasetin özü budur, ancak mizah devreye girdiğinde bu yapay ciddiyet çöker; iktidar kendi karikatürüne dönüşür.

Türk siyasetinin utandıran komedisi

Bugün Türk siyaseti tam da bu noktadadır. Tarihsel olarak tutarlı bir siyaset dili kuramadığı gibi, artık trajik bir komediye dönüşmüş durumdadır. Ne var ki bu komedi güldürmez; utandırır. Siyasal İslam, mizahı çoktan yitirmiştir. Onun yerine topluma yukarıdan bakan, küçümseyen ve alaycı bir sahte ciddiyet yerleştirildi. Bu sahte ciddiyetin en görünür hedefi ise Kürtlerdir. Kürtlere yönelik siyasal söylem, bir çözüm dili olmaktan çoktan çıktı; sistemli bir alaya alma biçimine dönüştü. Kürt meselesi, tarihsel ve siyasal bir sorun olarak ele alınmak yerine, iktidarın alay nesnesi hâline getirildi. Bu mizah değildir; mizahın inkârıdır.

Doğrudan tahakküm dili

Bugün Kürtlere söylenen açık mesaj “Silah bırakın, teslim olun, yok olun... Senin varlığını kabul ediyorum ama bana hizmet edersen" şeklindedir. Bu anlamda Türk devlet zihniyeti hiç değişmedi, Rojava’ya yöneltilen çağrıların özü de budur. Bu, bir barış dili değil; doğrudan bir tahakküm dilidir. Üstelik bu dilin güvenlik bürokrasisi üzerinden kurulması, inkâr stratejisinin ne kadar derin ve yapısal olduğunu gösteriyor.

Bu rolün, Hakan Fidan’a verilmiş olması, rastlantı değildir. Kendi hakikatini inkâr eden kişi, hakikatle birlikte mizahını da yitirir; sömürgeciliğin sahnesinde bir figür olabilir fakat asla özne olamaz. O figür, her zaman dışarıdan yönlendirilen bir nesne olarak kalır. Bu durum, Ziya Gökalp’in İttihat ve Terakki içerisinde yer alabilmek için Kürtlüğünü inkâr edişiyle benzer bir tarihsel sürekliliğe işaret eder. Gökalp’in Peyam-ı Sabah gazetesinde “Gökalp Kürt’tür” denmesine verdiği şu yanıt, bu inkârın ideolojik sertliğini açıkça gösterir:

“Türklük hâdimine Türk değil diyen,

Soyca Türk olsa da piçtir, Türk değil.”

Bu dizeler, bugün Rojava sorusu karşısında sergilenen ruh hâlini de açıklayıcıdır: İnsani mizahını yitirmiş, hakikate kapalı, buyurgan ve korkulu bir iktidar dili.

İktidarın sahte inancına gülmek

Mizahı olmayan iktidar, gerçeği yalnızca emir kipinde konuşur. Emir ise ne ikna eder ne dönüştürür; yalnızca korkutur. Oysa mizah korkuyu bozar. Bu nedenle iktidar mizahı sevmez. Çünkü mizah, iktidarın en büyük gerçeğini açığa çıkarır; çıplak olduğunu. Belki de tam bu yüzden, bugün en devrimci eylem hâlâ gülmektir ama iktidara değil; iktidarın kendine duyduğu sahte inanca gülmek.

Gerçekliğin yerine iktidarın geçirilmesi, ruhsal yaşam açısından yıkıcı ve çürütücüdür. Türk toplumu, derin bir bunalımın ağırlığı altında ezilirken; Kürtlük fobisi ve Turancılık hayali, gerçeği görmenin önüne kalın bir perde çekmiştir. Bu perdeyi kaldıracak olan şey ise devrimci mizahtır.

Kürtlerin mizah dili güçlüdür

Shakespeare, Hamlet’te Kral’ın nasıl zehirlendiğini derin bir mizahla anlatır. Eğer bugün yaşasaydı muhtemelen mekânları ve isimleri değiştirir; oyunun merkezine Hakan Fidan’ı ve Ziya Gökalp’i yerleştirirdi, çünkü tarih, mizahını yitiren iktidarları tekrar tekrar aynı sahnede oynatır.

Kürtlerin mizah dili güçlüdür. Devlet çok iyi bilir ki; her Kürt gülüşünün altında hayata dair derin bir sezgi ve ince bir oyun becerisi vardır. Sokaklarda Kürtlere devletin yaklaşımı sorulduğunda, mizah diliyle verilen yanıtlar; Kürtlerin nasıl tarihsel ve siyasal bir özne hâline geldiğini ve tarihin artık tekerrür edemeyeceğini açıkça kanıtlar.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.