Paris Katliamı ve bitmeyen Kürt düşmanlığı
Fuat Ali RIZA yazdı —
- Şam yönetiminin Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerindeki Kürt toplumuna askeri saldırıda bulunması talimatını, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile Türk Savunma Bakanı Yaşar Güler vermiştir.
- Kürt karşıtlığı ve düşmanlığı öyle gizli-saklı değil, tersine apaçık ve herkesin gözü önündedir. Belki mevcut Barış ve Demokratik Toplum Süreci, bazı değişikliklere yol açar diyorduk, ancak görünenler bunun olmayacağı yönündedir.
- Bırakalım Türkiye’yi, İran ve Suriye’de Kürtlerin herhangi bir hakkı olmasın diye en çok çalışan güç Türkiye yönetimidir. Öyle anlaşılıyor ki; eğer bunda başarılı olursa Irak’a yönelip mevcut Kürt statüsünü de ortadan kaldırmaya çalışacaktır.
- Türkiye’yi yönetenler çok ciddi bir biçimde yanılmaktadır. Artık ne Türkiye’nin eski gücü vardır, ne de Kürtler eskisi gibi kuşatılmış ve tecrit edilmiş durumdadır. Dünyanın ve Ortadoğu’nun gidişatı da Türkiye’den yana değildir.
Avrupa’nın göbeği Paris’te ilk katliam, 9 Ocak 2013'te yapıldı. Özgürlük mücadelesi yürüten üç Kürt kadın, PKK kurucularından Sakine Cansız ile Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez neredeyse herkesin gözü önünde katledildi. Katil MİT görevlisi Ömer Güney’di. Yakalanıp cezaevine konmuş olmasına rağmen nasıl olduysa dava sonuçlanmadan cezaevinde kuşkulu bir biçimde öldü. Katliamı aydınlatamayan ya da kamuoyundan gizleyen Fransa, cezaevine koyduğu bir katili bile yaşatamadı.
Oysa katil Ömer Güney’in MİT’in görevlisi olduğuna dair çok sayıda bilgi ve belge vardı. 9 Ocak günü katliamın yapıldığı daha henüz duyuluyordu ki, o dönemin AKP yöneticileri, suçluluk telaşı içinde basında konuşup adeta “Katliamı biz organize ettik ve biliyorduk” dedi. Kuşkusuz bu gerçeği herkesten fazla da Fransa istihbaratı ve devleti biliyordu ama Fransız yargısı bir türlü suçlular topluluğunun üzerine gitmedi. Tetikçi Ömer Güney şaibeli bir biçimde ölünce de “Devlet sırrı” denilerek dava kapatıldı.
Şimdi 9 Ocak 2013 katliamının 13. yıl dönümü yaşanıyor. Demokratik ve özgürlükçü olduğuyla övünen Fransa’da 13 yıldır söz konusu katliamın gerçek suçluları yargılanıp cezalandırılmadı. Özgürlük sevdalısı üç Kürt kadınının kanı hala yerde ve Fransa’nın merkezi Paris’te duruyor. Oysa 9 Ocak 2013 katliamı aydınlatılsa ve suçlular yargılansaydı ondan 10 yıl sonra yine Paris’te ikinci katliam olmayacak ve yine üç özgürlükçü Kürt katledilmeyecekti.
İkinci Paris Katliamı, 23 Aralık 2022'de yapıldı ve bu sefer de DAİŞ’e karşı savaşın komutanlarından Evîn Goyî ile Mîr Perwer ve Abdurrahman Kızıl katledildi. Katil yakın zamanda cezaevinden çıkmış biriydi ve kısa sürede söz konusu katliam araçlarını nasıl temin ettiği bile sorgulanmadan “psikolojik bozukluk” nedeniyle olayın gerisi yine soruşturulup aydınlatılmadı. Oysa durum ciddiydi, Paris gibi bir yerde ve gözler önünde özgürlük mücadelesi veren Kürtler, özellikle de Kürt kadınlar katlediliyordu. Böylece Fransa, Kürt ve kadın katliamlarının suç ortağı haline geliyordu.
Çok açık ki; Fransa devleti tarafından her iki katliam aydınlatılsa ve gerçek suçluları açığa çıkartılıp yargılansaydı Türkiye’deki Kürt düşmanı şoven zihniyet ve siyasetin aşılmasına ve Türkiye’nin demokratikleşmesine hizmet edecekti. 27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nın başlattığı süreç, şimdi hızlı ve etkili bir biçimde yürüyecekti. Türkiye’de Kürt düşmanlığı aşılıp Kürt özgürlüğü temelinde Türkiye’nin demokratikleşmesi gelişecekti. Sonuçta bugün AKP-MHP yönetiminin talimatıyla Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde çocuk, kadın sivil Kürt toplumu katledilmeyecekti. Ancak Fransa, ekonomik ve siyasi çıkar yolunu seçip hukuk ve adaleti bir tarafa bıraktı. Türkiye’de Kürt özgürlüğü ve demokratikleşmeden yana olmak yerine, Kürt karşıtı antidemokratik zihniyet ve siyasetten yana tutum aldı. Paris katliamları ve sonrasında Fransa devletinin yaklaşımları, Fransa’nın alnında bir kara leke olarak kaldığı gibi, sonuçta her alanda Kürtlerin katledilmesine ve Türkiye’nin demokratikleşmemesine hizmet etti.
Açık ki bu durum Fransa yönetimlerinin üzerinde ciddi bir sorumluluk olarak duruyor. Zira Fransa yönetiminin Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi ve Suriyeli Kürtler ile bazen görüşüyor olması bu gerçeği değiştirmiyor. Çünkü, bu ilişkiler Türkiye’deki Kürtlerin varlık ve özgürlük mücadelesinin lehine bir etkide bulunmuyor. Suriyeli Kürtlerin lehine ne kadar etkide bulunduğunu da Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde katledilen Kürtlere ve Fransa’nın dostu Türkiye yönetiminin her fırsatta Suriyeli Kürtlere yönelik düzenlediği askeri saldırılara bakarak görüyoruz! Kısaca Fransa sergilediği bu orta oyununu artık bırakmalıdır. Kürt politikasında özgürlükçü ve demokratik bir çizgiyi esas almalı, en azından dört parça Kürdistan ve yurt dışında yaşanan Kürt katliamlarına açıkça karşı çıkabilmelidir. Tabii yapabiliyorsa dünyanın en mazlumu konumunda olan Kürtlerin demokratik siyasi haklarından yana bir siyaset izleyebilmelidir.
Kuşkusuz Halep’te yaşanan Kürt katliamlarını “Üçüncü katliam” olarak tanımlayamayız. Kürdistan’ın Kuzey, Doğu ve Güney parçalarında Kürtlerin yaşadığı katliamlar saymakla bitmez. İnsanlık henüz Halepçe Katliamı'nı unutmuş değildir. Tabii Kürdistan’ın Rojava ve Başûr parçalarında, Şengal’de DAİŞ’in yaptığı katliamları da unutmadık. Ancak DAİŞ’e karşı savaşıp tüm insanlığı bu beladan korurken Kürtleri öven çevreler, her nedense Kürtleri katleden Türkiye saldırılarına karşı çıkmıyor. Oysa örneğin Halep’te şimdi yapılan saldırılar geçmişteki DAİŞ saldırılarından pek farklı değildir. Hatta saldırı ve katliamların yapıldığı yerler ile yapan kişiler bile aynıdır. Fransa, bu gerçekleri görebilmeli, Türk devletinin yürüttüğü Kürt katliamlarına ve hatta soykırımlarına karşı çıkma gücü gösterebilmelidir.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin yaptığı Kürt karşıtlığı ve düşmanlığı öyle gizli-saklı değil, tersine apaçık ve herkesin gözü önündedir. Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Kürtler herhangi bir yerde küçük bir siyasi hak kazanmasınlar diye bütün dünyayı fır dönmekte ve bunun için Türkiye’nin tüm imkânlarını peşkeş çekmektedir. Her hafta, hatta belki de iki günde bir bu konuyu İran, Suriye ve Iraklı muhataplarıyla mutlaka görüşmektedir. Örneğin Şam yönetiminin Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerindeki Kürt toplumuna askeri saldırıda bulunması talimatını MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile Türk Savunma Bakanı Yaşar Güler vermiştir. Bu durumun öyle gizli-saklısı da yoktur, tersine her şey basın üzeri olmakta ve tüm kamuoyuna yansımaktadır.
Peki Türkiye yönetimi bunu niçin yapmaktadır? Mevcut Kürt düşmanı zihniyet ve siyasetin bir sonu gelmeyecek mi? Kırmızı görmüş İspanyol boğaları gibi Kürtlere saldırmaktan ve Kürt karşıtlığından vazgeçmeyecek mi? Bu düşmanlık gerçekte nasıl bir durumdur, bitmeyen bir kin midir? Dahası yardım dışında Kürtler Türklere ne yapmıştır? Mevcut zihniyet ve siyaset altında Türk-Kürt kardeşliği nasıl kurulur? Bu durumda Kürtler Türklerle birlikte nasıl yaşar? Belki mevcut Barış ve Demokratik Toplum Süreci, Kürt düşmanı Türk zihniyet ve siyasetinde bazı değişikliklere yol açar diyorduk, ancak görünenler bunun olmayacağı yönündedir. Bırakalım Türkiye’yi, İran ve Suriye’de Kürtlerin herhangi bir hakkı olmasın diye en çok çalışan güç Türkiye yönetimidir. Öyle anlaşılıyor ki; eğer bunda başarılı olursa Irak’a yönelip mevcut Kürt statüsünü de ortadan kaldırmaya çalışacaktır.
Türkiye’yi yönetenler çok ciddi bir biçimde yanılmaktadır. Artık ne Türkiye’nin eski gücü vardır, ne de Kürtler eskisi gibi kuşatılmış ve tecrit edilmiş durumdadır. Dünyanın ve Ortadoğu’nun durumu ve gidişatı da çok açık ki Türkiye’den yana değildir. O halde aklı başa toplayıp, mevcut Kürt düşmanı zihniyet ve siyaseti değiştirmek gerekir. Zira mevcut Kürt karşıtı ve düşmanı zihniyet ve siyaset giderek adım adım Türkiye’yi bitirecektir.
Kürtlere gelince, tümden öldürmeyen katliamlar Apocu çizgide mücadele ettikçe Kürtleri geliştirip güçlendirmektedir. Kürdistan’daki katliamlara karşı mücadele, mevcut Kürt bilinçlenmesini ve örgütlülüğünü ortaya çıkarmıştır. Paris katliamlarına karşı mücadele de Kürt varlığını ve özgürlüğünü dünyaya duyurup destek alır kılmıştır. Açık ki bundan sonra da böyle olacak, ülkede ve dünyada Kürt gelişimi devam edecektir.
Bunlar temelinde Paris Katliamları şehitlerini saygı ve minnetle anıyor, özellikle Avrupa’da yaşayan Kürtleri ve dostlarını 10 Ocak mitingine güçlü bir biçimde katılmaya çağırıyoruz!
