Şam'ın belgesi çatışma davetidir

Hüseyin GEDİK yazdı —

  • HTŞ’nin sunduğu belgenin esas alınması halinde çatışma kaçınılmazdır. Sürecin Rojava’da çatışmaya dönüşmesi halinde ise İmralı barış sürecini de riske atacaktır.

HÜSEYİN GEDİK

Rojava hamuru, daha çok su kaldıracak gibi görünüyor. Konuşulacak, tartışılacak ve sonuca bağlanacak o kadar çok konu var ki bunların hiçbirisi dahi ciddi manada ele alınmadı. 10 Mart Mutabakatı'nın hiçbir başlığı müzakere edilmedi.

O zamandan beri işleyen kum saati dolarken, kulaklarının üzerine yatan HTŞ yönetimi, birden uyanıyor ve alelacele bir metin hazırlayarak ortaya atıyor. Kime ve nereye yazdığı da pek anlaşılmayan bu metnin içeriği de tam anlaşılmıyor. Teslimiyetin bir başka versiyonunu, bu belgeyle dikte etmeye çalışıyorlar.

Entegrasyon değil, teslimiyet formu

Hakan Fidan’ın zehir zemberek Rojava açıklamalarına paralel olarak HTŞ’nin de ilk kez bir yazılı metin hazırlayarak, QSD ve Özerk Yönetim'e teslim olmayı salık vermiştir. Söz konusu belgenin hazırlanma biçimi, içeriği ve sunuluşu, isimsiz ve adressiz bir makama yazılış tarzı, devlet adabıyla ve hatta örgüt ciddiyetiyle uzaktan yakından alakası yok. Hal böyleyken kamuoyunda olumlu gösteren tartışmaların yürütülmesini, belgenin içeriğinden yeterince haberdar olmadıklarına yormak gerekir. Kim ne söylerse söylesin, nasıl ele alınırsa alınsın bize göre ciddiye alınacak, muhatap kılınacak bir belge olmaktan uzaktır. Bu belgeye methiyeler dizmek de manasızdır. Özerk Yönetim'i ve silahlı güçleri HTŞ’nin yönetimine entegrasyonu öngören belge değil, teslimiyet formu niteliğindedir.

HTŞ-Rojava ilişkilerine ayar veren Hakan Fidan’ın kaleminden fışkırmış gibi duran bu yazılı metnin, aklından zoru olan dayatma buyruğu gibi duruyor. Suriye’de Türk devletinin güdümündeki DAİŞ yapılanmasına resmiyet kazandırmaya hizmet eden birleşme senaryolarıyla çözüm sağlanamaz. Tehdit diliyle belge sunmak art niyetli bir girişimdir. Suriye sorununun çözümü konusunda ipe un seren Türkiye, HTŞ yönetimini desteklemekle halkların geleceğini karartıyor. HTŞ’nin ana gövdesini oluşturan DAİŞ’in Suriye’de iktidara getirilmesi bile büyük bir tehlikedir.

Türkiye çözüm yerine sorun üretiyor

Hakan Fidan’ın açıklamalarında QSD’nin İsrail ile bağı kurularak düşmanlaştırması, astı astarı olmayan zorlama bir değerlendirmedir. Her fırsatta Rojava’yı tehdit ederek istikamet belirlemesi düşmanca bir tutumdur. Barış süreci için en büyük tehlike, Hakan Fidan’ın dili, üslubu ve temsil ettiği zihniyettir. Suriye için en büyük tehlike ise Özerk Yönetim'i öz savunmasız ve güvencesiz bırakarak selefi, cihatçı HTŞ ile anlaşmaya zorluyor.  

Türkiye’nin Suriye politikası çözüm değil, sorun üretmektedir. Dolaysıyla Kürt-Türk ilişkilerinde istenen çözüm sürecine de hizmet etmiyor. Suriye Kürtlerini DAİŞ’e yem ederek Kuzey'de Kürt-Türk barışı da yapılamaz. Rojava özgülünde dayatılan teslimiyette, ısrarla sürdürülen tasfiye politikalarında kör bir inatlaşma yaşanıyor. HTŞ’nin sunduğu belgenin içeriğini bu temelde okumak gerekir.

Aracı almadan yan yana bile gelinmedi

Türkiye’nin yüzyıllık geleceğini ve halkların barışını tehlikeye atan kritik ve bir o kadar da nazik bir süreçten geçiliyor. HTŞ’nin sunduğu belge ise çatışmaya ortam hazırlayan şartları içeriyor. 10 Mart Mutabakatı'ndan bu yana hiçbir konuda yol alınmamış olduğunu önemle belirtmek durumundayız. Hiçbir yazılı metine imza atılmadı. Hiçbir müzakere yürütülmedi. Hatta aracı olmadan yan yana gelme dahi olmadı. Kör ve sağırlar diyaloğunu aşmayan ilişkilerle ve el yordamıyla yol alınıyor. Kasıtlı ve bilinçli bir tıkanma yaratılıyor. Barış sürecini boşa çıkarıyor, provokasyonlara gerekçe hazırlıyor, savaşa davetiye sunuyorlar.  

Özerk Yönetim ve Şam geçici hükümeti arasındaki ilişkiler pamuk ipliğine bağlı olduğu gerçeğinden hareketle her an için bozulmaya ve çatışmaya açıktır. HTŞ’nin sunduğu belgenin esas alınması halinde çatışma kaçınılmazdır. Sürecin Rojava’da çatışmaya dönüşmesi halinde ise İmralı barış sürecini de riske atacaktır. HTŞ ve Rojava ilişkilerini bu aşamaya taşımamak gerekir. Ani reflekslerle tepki vermek yerine yapıcı, çözümcü yaklaşımlar sonuna kadar sürdürülmelidir. Duyarlı, tedbirli, savunmayı elde bırakmadan bu süreci yönetmek gerekir.

Kürtler için tehlikeli bir sarmal

HTŞ’nin belgesi, Türkiye’nin barış sürecine yaklaşımı ile örtüşüyor. Şam ve Ankara, Kürtler için tehlikeli bir sarmal haline geldi. Rojava, hiçbir güvencesi olmayan barış sürecinin görünen yüzüdür. Rojava’ya bakıp Türkiye’deki süreci görmekte fayda vardır. Nihayetinde Komisyon'a sunulan MHP ve AKP raporları beklenen umudu yaratmadı.

HTŞ’nin varlığına bel bağlayan, Colani’yi iktidarda tutan bütün güçler şu gerçeği bilmeli; DAİŞ’in gelişimine zemin sunuyorlar, meşruiyet kazandırıyorlar. Avustralya’daki Hanuka Katliamı ve Palmira’daki DAİŞ saldırılarının her yerde gündeme gelmesine göz yumuyorlar. Bir dönem Afganistan’ı El Kaide’ye yurt yapan akıl, şimdi de Suriye’yi DAİŞ’e yurt yapıyor. Suriye’yi sürekli dış müdahalelere açık bir pozisyonda tutmakla siyasi istikrar sağlanamaz, ekonomik çıkarlar korunamaz, Ortadoğu’ya uzun vadeli stratejiler çizilemez.

Suriye’de ki selefi cihatçı yapı, sadece Suriye veya Rojava için değil, bütün dünya için tehlikeli bir yapılanmadır. Dünyanın birçok yerinden gelmiş radikal unsurların kümelendiği Suriye’de iktidar gücü haline getirildiler. İktidar olanaklarına kavuşan DAİŞ-HTŞ terör guruplarına devleti teslim etmenin faturası, bir gün herkese çıkacaktır. Bunlarla bütünleşmek, kaybetmeyi bile bile lades tutmaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.