Yeni yıla kalan sorunlar

Hüseyin GEDİK yazdı —

  • Ortadoğu'nun yangın yerine dönme ihtimali varken Türkiye’nin Kürt meselesinin çözümünde adım atmaması, 2026'da kendisini bekleyen sorunların katlanmasına yol açacaktır.

Bir yıl boyunca Türkiye gündemini en fazla meşgul eden konuların başında Kürt sorununa ilişkin yürütülen tartışmalar geldi. Barış ve demokratik toplum açılımı, çözüm süreci, İmralı görüşmeleri, PKK’nin feshi, silah yakma seremonisi, gerillanın geri çekilmesi, Meclis Komisyonu'nun kurulması gibi atılan adımlar, Kürt-Türk ilişkileri açısından tarihi bir dönüm noktası oldu.

Provokatif girişimlere, tahrik edici dil ve üsluba rağmen çatışmaların yaşanmaması, savaşın durmuş olması bile ciddi bir kazanımdır. Tek taraflı inisiyatif kullanan, risk alan Başkan Apo’nun çözüm gücü sayesinde kritik ve krizli geçen bir yıl geride bırakıldı. Kürt tarafı, Türkiye’nin barış sürecine kilitlenen Suriye-Rojava meselesi de dahil, çözüm bekleyen bütün konularda üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirdi. Bütün iyi niyetli çabalara rağmen gelişmeler tek tarafla sınırlı kaldı. Devletin henüz hiçbir konuda adım atmaması; sürece dair kaygı, kuşku, güvensizlik ve temkinli yaklaşımları besleyerek bir yıl geride bırakıldı.

Daha zorlu bir yol

2025'ten kalan sorunlar dikkate alınırsa 2026, Kürtler açısından olduğu kadar Türkiye’nin 100 yıllık geleceği açısından da kader yılıdır. Ortadoğu’nun geleceği açısından da önem arz eden Kürt sorununda henüz pozitif bir sonuç çıkmaması, çatışma ve savaş riskinin arttığı bir havayla yeni yıla girilmesini sağlıyor. Kürtler, örgütün feshi ve silahları bırakma da dahil risk alarak çok cesur adımlar attı. Büyük bir dönüşümü başlattı, stratejik değişikliğe gitti. Yarattığı barış iklimiyle Türkiye’ye de hayati önemde nefes aldırdı. Bölgesel barışa giden yolu açtı. Kürt barışı, sadece Türkiye için değil, bölge barışına etki yapan önemli bir eşiktir. Bu fırsatların iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Türkiye’nin bu barış sürecine sorumlu yaklaşması da bir o kadar önem taşıyor.

2026'nın Ortadoğu açısından zorlu geçeceğine dair birçok veri var. Türkiye’nin çözmediği Kürt sorunu, sonuç alınmayan Suriye meselesi, henüz tam bitmemiş Gazze savaşı, Lübnan Hizbullah’ının silahsızlandırılması, Irak Haşdi Şabi güçlerinin silahsızlandırılması veya orduya entegre edilmesi, İran-İsrail geriliminin devam etmesi ve savaşa dönüşme potansiyeli taşıması gibi konular, Ortadoğu için felaket senaryolarıdır.

Yeni statüko şekilleniyor

I. Dünya Savaşı'nın galipleri olan İngiltere ve Fransa tarafında oluşturulan Ortadoğu statükosu çöktü. Suriye BAAS rejiminin dağılmasıyla birlikte bölgenin siyasi haritası da değişime uğradı. ABD ve İsrail, çıkarlarına uygun yeni bir Ortadoğu'yu şekillendiriyor. Türkiye’yi devre dışı bırakacak küresel çapta ekonomik anlaşmalar yapılıyor. Hindistan’dan Avrupa’ya Ortadoğu üzerinden İsrail ekseninde yeni enerji hatları çiziliyor. Akdeniz havzasında İsrail-Kıbrıs-Yunanistan anlaşması da dahil yeni stratejik ilişki ve ittifaklar şekilleniyor. İran’a karşı olası bir savaş ve rejim değişikliğinin, Suriye’nin durumunu katbekat aşacak yeni bölgesel sorunlara yol açması kaçınılmaz. Türkiye ise Kürt düşmanlığı üzerinde kurduğu politikalarla bölgede güç kaybetmeye devam ediyor.

Türkiye’nin ikilemi

Türkiye’nin Suriye’de oyun bozanlık yapması, kendisine bir şey kazandırmayacak. Rojava’yı savaşla tehdit edip askeri güçlerin tasfiyesini dayatarak, HTŞ’ye biat etmeye zorlayarak Ortadoğu’da kurulan dengeleri değiştiremez, kayıplarını kazanca dönüştüremez. Halep’teki Kürt mahallelerine çeteleri saldırtarak, savaş çıkartarak amaçlarına ulaşamaz. Ortadoğu'nun yangın yerine dönme ihtimali varken Türkiye’nin Kürt meselesinin çözümünde adım atmaması, 2026'da kendisini bekleyen sorunların katlanarak büyümesine yol açacaktır. Sistemsel çürüme, siyasi istikrarsızlık, ekonomik çöküntü, ahlaki-kültürel yozlaşma gibi yapısal sorunlar ve dış politikada yalnızlık yaşayan Türkiye'nin, savaş riskinin olduğu bir dönemde bu sorunları aşması zorlaşacaktır.

Kürtlerin beklentileri ve riskler

Kürt barışının düğümlendiği Suriye’de kalıcı çözüm için en makul formül, ademi merkeziyetçi sistemin inşasıdır. Aklın ve mantığın öngördüğü yol buradan geçiyor. Suriye halkları da bu çözümden; tüm farklılıklara hitap eden kapsayıcı bir anayasanın oluşturulmasından yanadır. Askeri, siyasi ve ekonomi alanında bütün halkların çıkarlarını esas alan düzenlemelere gidilmesi önem taşıyor. Güvenlik sorununu öz savunmayla, idari yapılanmasını öz yönetimlerle yapan bir sistemde uzlaşılması gerekir. Aşırılıkları törpüleyen; demokratik yöntemlerle sorunlarını tartışarak ve müzakere ederek hal eden bir yaklaşım esas alınmalıdır. Savaş yorgunu Suriye halkına yeni savaş kapıları açılmamalıdır.

Kürtleri bekleyen yeni dönem çalışmalarının temel stratejisi siyasi mücadeledir. Siyasetin başarısı için örgütlenme, kitlesel güce ulaşma kaçınılmazdır. Beklentilerini karşılayacak tek yol, siyasal mücadelede sağlanacak başarılara bağlıdır. Kuşkusuz olası çatışma ve savaş risklerine karşı da çok daha fazla duyarlı, öz savunmayı güçlendiren bir tedbiri de elden bırakmamalıdır.

Dört paça Kürdistan için ortak bir akıl oluşturmanın tam zamanıdır. Fırsatlar kadar tehlikelerin de olduğu yeni dönemde, Kürtler önemli bir aktör olarak tarih sahnesine çıkıyor. İhtiyaç duyulan ulusal birliğin her zamankinden çok daha fazla kendisini dayattığı bir dönemden geçiliyor. Parça siyasetinden sıyrılmış ve ulusal çıkarlar etrafında kenetlenmiş Kürt birliği sağlanması halinde tarihi fırsatlar yakalaması mümkündür. Yeniden şekillenecek Ortadoğu’da Kürtler vazgeçilmez bir güç olarak varlık bulacaktır.

Her şeye rağmen yeni yıl dileklerini barış ve demokrasi temennileriyle karşılamak ve mücadele etmek temel perspektifimiz olmalıdır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.