Siyasetsizlik halleri

Demir ÇELİK yazdı —

  • Barış ve demokratik toplum paradigması ile demokratik entegrasyondan anladıkları Kürt inkarıdır. Dolayısıyla siyaset kurumu; çözümün adresi ve iradesi olmaktan oldukça uzaktır.

DEMİR ÇELİK

Devlet, iktidar ve siyasi aktörler, Kürt varlığını kabul etmiş olsalar da, halk ve ulus olmaktan ileri gelen haklarını kabul etmiyor, saygı duymuyorlar. Komisyona verdikleri raporlarda bu hakikati bir kez daha açığa çıkmış bulunuyor. Çözümün adresi olarak gösterilen siyasal alanın gerici ve ırkçı yaklaşımı, çözümün önündeki temel engellerden biri olmaya devam ediyor.

Devlet adına süreci yürüttüğü söylenen Devlet Bahçeli’nin siyasal birikimi ve donanımı, sürece öncülük yapmaktan oldukça uzak olması yanında ırkçı, tekçi, katı merkeziyetçi kodlarla sürece yaklaşması, Kürt sorununu şiddet ve güvenlik eksenine hapsetmiş, siyasi partiler de bu kodlarla sürece yaklaşmışlardır. Bu nedenle barış ve demokratik toplum paradigması ile demokratik entegrasyondan anladıkları Kürt inkarıdır. Dolayısıyla siyaset kurumu; bizim anladığımız anlamda nitelikli çözümün adresi ve iradesi olmaktan oldukça uzaktır. Devlete inisiyatifi tanıyanın devletin bir kanadı olması nedeni ile süreç bugüne kadar sekteye uğramadı. Ancak sürecin bir adım ileri, iki adım geri olması, başta Bahçeli olmak üzere siyasi parti ve siyasal aktörlerin çapsızlığı ve çözümsüzlükte ısrar ediyor olmaları nedeniyledir.

DEM Parti’yi bir yana bırakacak olursak, sorunları çözmenin sanatı olarak pazarlanan siyasi partilerinin tümünün ortak paydası; inkar, asimilasyon, tekçi, katı merkeziyetçi devleti kutsamaktır. Kürt sorununu ‘terör’ parantezine indirgeyen, Kürt sorununu görünmez kılma arayışı ve çabası içinde oldukları açıktır.

CHP ve AKP raporları

CHP, raporunda hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü ve temel hak ihlallerine vurgu yapmış, ancak Kürt sorununun tarihsel, siyasal ve yapısal boyutlarını es geçmeyi esas almıştır. Kayyum uygulamalarına son verilmesi, ifade özgürlüğü, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve TMK'deki kimi hükümlerin kaldırılması gibi sıradan ve soruna köklü çözüm yolundan ve perspektiften oldukça uzak olan bir rapor söz konusudur.

CHP, otoriterizm ve totalitarizmin yaşanıyor olmasının nedeni olan Kürt sorununu çözüme kavuşturma içeriğinden yoksun, iktidarın partilerine ve belediyelerine dönük siyasi kumpasları merkezine alan, Kürt sorununu görmezden gelen bir içeriktedir.

AKP’nin raporunda ise Kürt sorununu 23 yıllık iktidarlarıyla çözüme kavuşturduklarını iddia ediyor; bugün yaşananın ‘terör’ ve ‘şiddeti’ sonlandırmak gereğinden dem vuruyor. Dolayısıyla başta AKP ve MHP olmak üzere siyasi partiler, sorunu bir güvenlik sorunu olarak gördüklerini, Kürtlerin kolektif haklarını, anadil ve yerel demokrasiyi yadsıyan, Kürt meselesinin siyasal, tarihsel yapısal ve kültürel boyutlarını görünmez kılan yaklaşım söz konusudur. Gerek iktidar partileri, gerekse ana muhalefet partisi Kürtlerin ayrı bir ulus ve halk olmaktan ileri gelen kolektif haklarını meşru görmemelerinden kaynaklı inkar ve asimilasyoncu zihniyet ağır basmaktadır. Söz konusu partiler, devletten beslendikleri için devlet gibi refleks geliştiriyorlar. Her şeyi; ‘devletin ve milletin bölünmez bütünlüğünü’ hedef alacağı algısı ve anlayışıyla hareket etmektedirler.

Bitmeyen paranoya

1856 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu’nda tüm vatandaşların eşit olacağı taahhüdünde bulunan Islahat Fermanı’ndan bu yana, bu taahhüt yerine getirilmemiştir. Aksine aradan geçen onca zamana rağmen Türk’ün hakimiyet ideolojisi, üstün ırk olma ideolojisi tüm öteki halkların ve inançların kırımına neden olmuştur. Toplum kesimleri arasında eşit vatandaşlığı savunanları, Türk’e ve Türkçülüğe hakaret olarak görmüş, ‘bitmeyen suç pratiğine’ tabi tutmuştur. Bu paranoya giderilmediği, ırkçı zihniyetin beyinlerde neden olduğu travma aşılmadığı sürece, işimiz çok ama çok zordur. Çünkü toplum kendi hakikatine yabancılaşmış, kendisi olmaktan çıkmış, siyaset kurumunun araçsallaştırdığı bir nesneye dönüştürülmüştür. Halbuki toplum, canlı organizma gibi kendi hakları için ayakta olması gerekiyordu. Ancak ulus devlet, yüz yıldır ideolojik aygıtlarıyla (din, eğitim, kışla, siyaset, hukuk, ekonomi ve sosyal politikalarıyla) toplumu kendi tekçi, inkarcı ve katliamcı zihniyetine ikna ederek kendisine yedeklemeyi başarmıştır. O nedenle siyaset kurumu; işlevsiz, nitelikten yoksun, çözümsüzlükten beslenen statükocudur. İşte CHP, bu nedenle İmralı’ya gitmemiş, Sayın Öcalan ile görüşmeyi Kürtlere ve Kürt önderliğine meşruiyet kazandıracakları kaygısıyla yaklaşmıştır. Kürt meselesini kabul etmezsek, aynı zamanda Kürt toplumunun ve kolektif haklarını da kabul etmemiş oluruz anlayışı, DEM Partisi dışındaki diğer partilerin temel yaklaşımıdır. Bu anlayıştan hareketle CHP İmralı’ya gitmemiş, AKP ve MHP ise Kürt meselesi diye bir mesele yoktur diyerek sorunu ‘terör’ sorununa indirgemektedir.

İslam kardeşliği ve ayrıcalıklı din olma üzerinden, çoğu zaman Türklüğün üstün ırk olduğu anlayışıyla hareket eden bu ideolojik saplantı sonucu, Türkiye demokratik, hukuki sisteme kavuşamamış, tekçilik hayatın her alanında toplumu esaret altına almış, toplum araçsallaştırılmıştır.

Ulusal birlik ve ezilenlerin ittifakı

İşte o nedenle başta Kürt ulusal birliğini sağlamanın yanında demokratların, aydınların, ilericilerin, devrimcilerin ve ezilen toplum kesimlerinin geniş ittifakına ve mücadele birliğine her zamandan daha çok ihtiyaç vardır.

Evet, bir sözleşme. Yeni bir sözleşme demeyeyim; bir sözleşme, çünkü halihazırda bir sözleşmeden bahsetmek mümkün değil. Şu anda olan aslında bir pakt. Fransız düşünür Jean Baudrillard, sözleşme ile pakt arasında fark olduğunu belirtir. Pakt, kan bağına veya kanla dayatılan bir ilişkiyi içeren bir olgudur. Halbuki sözleşme, farklı tarafların müzakereleri sonucunda oluşan bir ilişkidir. Türkiye’de bir sözleşmeden bahsetmek mümkün değildir. Söz konusu olan, dayatılan bir pakt anlayışıdır. Şu anda bu pakt anlayışından çıkıp sözleşmeye geçmek gerekmektedir.

Her şeyden önce AKP ve MHP düzeyinde böyle bir gelişme yok. Bu partiler açısından bir sözleşme söz konusu değil; bir sözleşmenin düşünülmesi bile söz konusu değil. Sadece Kürt meselesinde değil, diğer meselelerde de durum aynı, çünkü sözleşme anlamında demokratikleşme meselesi söz konusu. Şu andaki Cumhurbaşkanlığı sistemi aslında bir paktın dayatılması niteliğinde.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.