Türk iktidarının önceliği
Demir ÇELİK yazdı —
- Türk iktidarının, QSD'nin Şam'a teslim olup biat etmemesi halinde askeri seçeneğin masada olduğunu söylemesi, sürece yaklaşımlarındaki ikiyüzlülüğü ve fırsatçılığı gösteriyor.
DEMİR ÇELİK
Yeniden dizayn edilmek istenen Ortadoğu’nun hegemon güçlerinden Türkiye’nin sürece yaklaşımı, samimiyetten uzak, fırsat kollama ve mümkün olduğunda askeri operasyona kalkışmadır. Uluslararası konjonktür el verdiği oranda süreci zamana yayarak çürütmek istediği görülüyor.
Türk iktidarının en temel önceliği de Kürtleri statüsüz bırakmak, kolonyalist politikasını, onca zulmüne rağmen Kürtlere hamilik üzerinden gerçekleştirme arzusudur. ‘Misak-i milli sınırlarım’ dediği Kürdistan’ın Basûr ve Rojava parçalarını işgal ve ilhak ile yanıp tutuştuğu biliniyor. Bölgede ve dünyada son 10 yılda, özellikle de son üç yılda yaşananlardan hareketle Kürtleri direkt karşısına almak yerine, hamilik yapmanın yol ve yöntemlerini devreye koymanın önceliğiyle hareket ediyor.
Tarihsel stratejisinde ısrarlı
HAMAS'ın 7 Ekim 2023’te başlattığı İsrail-HAMAS savaşıyla yeni bir momente evrilen bu yeni dizaynda, Türkiye kendisine yönelik en büyük tehdit gördüğü Kürtlerle savaşmak yerine şöyle bir fırsatçılığın peşinde; Kürtleri silahsızlandırabilir miyim? Dört parça Kürdistan’da örgütlü gücünü dağıtabilir miyim? Kürt Özgürlük Hareketi’nin silahlı direniş stratejisinden demokratik siyaset stratejisine geçme kararını esas alarak demokratik hukuki gereklerini yerine getireceğine, Kürt ve Kürdistan karşıtı tarihsel stratejisinde ısrar ediyor. Bunu ‘Terörsüz Türkiye’ söylemindeki ısrarında ve Rojava’ya yaklaşımında görmek mümkündür. Kürt sorunu gibi siyasal, sosyal, kültürel, dilsel ve kimliksel olduğu kadar bölgesel ve küresel olan kadim sorunla yüzleşeceğine ve gereklerini yerine getirmeye çalışacağına, sorunu silah ve şiddet parantezine hapsederek, çözümsüzlüğü topluma dayatıyor.
Askeri saldırılara gerekçe
QSD ile HTŞ arasında 10 Mart’ta imzalanan mutabakattan hemen sonra HTŞ’ye tekçi, inkarcı ve soykırımcı anayasayı deklare etmesini dayatan kendisi değilmiş gibi, QSD’yi mutabakata uymadığı iddiasıyla tehdit ediyor; askeri saldırılarına gerekçe oluşturmaya çalışıyor. HTŞ’nin Arap Alevilere ve Dürzilere yönelik vahşeti devam ediyorken, QSD şahsında Kürtlere silahlarını HTŞ’ye teslim etmelerini istemek, Kürt soykırımını istemekle eş değerdir. Bunu yapmamaları halinde askeri seçeneğin masada olduğunu söylemeleri, sürece yaklaşımlarındaki samimiyetsizliği, ikiyüzlülüğü ve fırsatçılığı gösteriyor.
İran ve Rusya'dan meddet
Eğer Suriye kendi başına bağımsız bir devletse halklar ve inançlar nasıl bir ülkede yaşamak istediklerine karar vermelidir Bunu istemek yerine, halklara ve inançlara rağmen Türkiye’nin Suriye’ye biçim vermeye kalkışması, tekçi ve katı merkeziyetçi idari ve siyasi yapıyı dayatması, kolonyalist amaçlı olup Kürtlerin statüsüzlüğü üzerinden 100 yıllık hülyasını gerçekleştirme isteğinden kaynaklıdır. Rusya ve İran’ın 2024’te Suriye’den uzaklaştırılmış olmasından doğan boşluğu dolduracağını sanan Türkiye, ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail ittifakına rağmen bunu yapamayacağının farkına vardı. Bunun için de Rusya ve İran’ı yeniden bölgeye çekmenin arayışındadır. Kendi başına üstesinden gelemeyeceği hedeflerine ulaşmada yeni ortaklar edinme, yeni ittifak bloklarından medet ummuyor. Çoklu seçenekleri bir arada tutarak, Kürtleri bir kez daha statüsüz bırakmak isteyen Türkiye’nin, bunda ısrar etmesi halinde çok büyük kaybedeceği de bilinen başka bir gerçekliktir.
