‘Su yoksa hayat da yok’

Dünya Haberleri —

Halepçe /foto:AFP

Halepçe /foto:AFP

  • Irak'ta derinleşen su krizi, Dicle ve Fırat nehirlerini tehdit ediyor. Mandailerin lideri Şeyh Nidham Kreidi al-Sabahi, "Su yoksa hayat da yok" diyerek inançlarının merkezindeki suyun yok olması halinde topluluklarının geleceğinin tehlikeye gireceğini vurguluyor.
  • Türk devleti ve İran'ın barajları nedeniyle Dicle'nin su miktarı yüzde 33 azaldı. İklim krizi ve su kriziyle mücadele eden ülke, BM raporuna göre dünyada iklim riskinde 5’inci sırada yer alıyor. Ayrıca, tarım hasadı yüzde 50'ye düştü ve 170 bin kişi göç etmek zorunda kaldı.

TİJDA YAĞMUR

Su krizinin her geçen gün derinleştiği Irak’ta acil önlemler alınmazsa Dicle ve Fırat nehirleri kıyısında yaşayan insanların yaşamı tehlikeye girecek. Su krizi bugün Irak’ta sadece insan yaşamı üzerinde değil biyolojik çeşitlilik, kültür ve inançlar üzerinde de ciddi tehditler oluşturuyor.

Dünyanın en eski mistik dinlerinden Mandailerin lideri Şeyh Nidham Kreidi al-Sabahi, içmek için bile sadece nehir suyunu kullanıyor. 68 yaşındaki Şeyh Nidham, Dicle Nehri'nden su içtiği zaman hiç hastalanmadığını ve su akmaya devam ettiği sürece temiz olduğuna inandığını söylüyor. Ancak vahim bir tabloyla karşı karşıya; yakında hiç su kalmayabilir. Dicle Nehri şu anda kirli ve neredeyse kurumak üzere. Irak hükümeti önlem almazsa kıyıda yaşayan toplulukların yaşamı da tamamen değişecek. Ülkenin güneyindeki Meysan şehrinde yaşayan Şeyh Nidham, The Guardian’a, “Su yoksa hayat da yok. Yaratılışın başlangıcında Adem yeryüzündeki ilk insandı. Adem'den önce su vardı ve su, Adem'i yaratan unsurlardan biriydi” diyor. Su, Mandailerin inançlarının merkezinde yer alıyor ve her önemli yaşam olayı onlar için ritüel arınma gerektiriyor. Örneğin; evlilik törenleri suda başlıyor ve son nefeslerini vermeden önce yine nehre götürülüyorlar.  Şeyh Nidham, su kaynaklarının yok olmasıyla Mandailerin geleceğinin tehlikeye gireceğine işaret ediyor. Birçok Mandai ülkeyi terk ederken, birçoğu da Başûrê Kurdistan’a göç etti.

Altyapı 34 yıldır iyileştirilmedi

Dicle Nehri, Bakurê Kurdistan’da doğar ve Irak'ın en büyük iki şehri olan Musul ve Bağdat'tan geçerek Fırat Nehri’yle birleşir; birlikte Şattülarap Nehri olarak güneydeki Körfez'e doğru yolculuklarını tamamlarlar. Dicle, bugün 18 milyon Iraklının sulama, ulaşım, sanayi, enerji ve içme suyu ihtiyacını karşılıyor. Fakat şu anda halkın çoğu ihtiyacını karşılamıyor. Irak, 1991 yılındaki Körfez Savaşı’na kadar son teknolojisi su alt yapısına sahipti. Savaşta arıtma tesisleri tahrip edilince, kanalizasyon suları nehre karıştı. Yıllarca süren yaptırımlar ve çatışmalar nedeniyle altyapı hiçbir zaman tam olarak iyileşmedi. Bugün, Irak'ın güney ve orta kesimlerinde evlerin sadece yüzde 30’u bir kanalizasyon arıtma tesisine bağlı. Bu oran kırsal kesimlerde yüzde 1,7’ye kadar düşüyor.

Türkiye ve İran’ın barajları nehirleri kuruttu

2022 yılında yapılan bir araştırma, Bağdat'ın birçok bölgesinde su kalitesinin “kötü” veya “çok kötü” olarak değerlendirildiğini ortaya koydu. 2018 yılında, güneydeki Basra kentinde en az 118.000 kişi kirli su zehirlenmesinden dolayı hastaneye kaldırıldı. Öte yandan, nehrin hacmi de önemli ölçüde azaldı. Türk devleti son 30 yılda nehir üzerinde büyük barajlar inşa etti ve bunun sonucunda Bağdat’a ulaşan su miktarı yüzde 33 oranında azaldı. İran’ın da inşa ettiği barajlar Dicle’yi besleyen ortak nehirlerin başka yönlere akmasına neden oldu. Irak'ta ise su, özellikle ülkenin yüzey sularının en az yüzde 85'ini kullanan tarım sektöründe kullanılıyor.

Dünyayı kasıp kavuran iklim krizi Irak için de ağır sonuçlar doğuruyor. Yağışlar yüzde 30 oranında azaldı ve ülke neredeyse bir yüzyıldır süren en kötü kuraklığın pençesinde. 2035 yılına kadar tatlı su talebinin arzı aşması bekleniyor.

‘Petrol karşılığı su’

Irak hükümeti, barajlardan daha fazla bırakması için Kasım ayında Türk devletiyle bir anlaşma imzaladı. Kirliliğin durdurulması, modern sulama teknolojilerinin kullanılması, tarım arazilerinin geri kazanılması ve su yönetiminin iyileştirilmesi gibi maddeler üzerinde durdular. Ancak uzmanlar ve çevre aktivistleri, projelerin Türk şirketleri tarafından petrol parasıyla hayata geçirilmesine sert tepki göstererek, anlaşmayı  “petrol karşılığı su” anlaşması olarak tanımladı. Su kaynaklarının kontrolünün Türkiye’ye verileceğine işaret etti.

Doğaya ve komşularına karşı savunmasız

Tarım sektörü su krizinden en çok payını alan sektör olarak öne çıkıyor. Ma'an el-Fatlawi adlı çiftçi, Necef şehri yakınlarındaki buğday tarlalarını sulamak için Fırat Nehri’ne bağımlı. Kurumuş tarlasının yanındaki sulama kanalının başında beklediği sırada, “Su tuzlu olduğu için kuyu açmak bir işe yaramıyor” sözleriyle durumun aciliyetini özetliyor. Bu sezon tarım hasadının yüzde 50’ye kadar düştüğü belirtiliyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Irak temsilcisi Salah El Hajj Hassan, Reuters'e verdiği demeçte, "Irak, son on yıllarda gözlemlenen en şiddetli kuraklıklardan biriyle karşı karşıya" dedi.

BM'nin Küresel Çevre Görünümü (GEO) raporuna göre, Irak iklim krizi açısından dünyada en riskli beşinci sırada yer alıyor. Uluslararası Enerji Ajansı ise Irak'ta ortalama sıcaklıkların 2000 yılından bu yana on yılda yaklaşık yarım santigrat derece arttığını ve sanayileşme öncesine kıyasla yüzyıl sonuna kadar 5,6 santigrat dereceye kadar yükselebileceğini ekledi. Irak'ın su rezervleri 2020'de 60 milyar metreküpten bugün 4 milyar metreküpe düştüğünü belirten El Hajj Hassan, bu sezon buğday üretiminin yüzde 30 ila 50 oranında düşeceğini tahmin ediyor.

Irak İklim Değişikliği Merkezi'nin kurucusu ve su uzmanı Harry Istepanian da, "Irak'ın su ve gıda güvenliği krizi artık sadece çevresel bir sorun değil; acil ekonomik ve güvenlik etkileri de var" uyarısını yaptı.

Geçim kaynakları tehlikede

Irak'ın güneyindeki Kuyular ve Yeraltı Suyu Kurumu Başkanı Ammar Abdul-Khaliq, Irak'ta bir ton buğday üretimi için yaklaşık 1.100 metreküp su gerektiğini ve nehir suyu yerine kuyulara daha fazla bağımlı hale gelmenin riskli olduğunu vurguladı. Basra’daki yeraltı su kaynaklarının şimdiden üç ila beş metre arasında azaldığını söyledi.

Su krizi ve tarım sektörünün tehlikede olması büyük göçleri de beraberinde getiriyor. FAO yetkilisi El Hajj Hassan, kırsal bölgelerde yaklaşık 170 bin kişinin yerinden edildiğini söyledi: "Bu sadece gıda güvenliği meselesi değil. Geçim kaynakları açısından baktığımızda durum daha da vahim.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.