Tarihte tekerrür
Cihan DENİZ yazdı —
- İktidar, tıpkı 20. yüzyılın başında İttihat ve Terakki'nin kurduğu hayaller gibi, kendi sınırlarının ötesine geçecek bir hakimiyetin hayalini kuruyor ama benzer sona da mahkumdur.
CİHAN DENİZ
Dünya tarihi, Karl Marx’ın 18. Brumaire’de çok doğru bir şekilde belirttiği gibi, ilkinde trajedi ve ikincisinde ise komedi şeklinde tekerrür eden olaylar ve kişilerle doludur.
Ülkeler, iktidarlar, siyasal ve toplumsal aktörler, tarihsel olaylardan gerekli dersleri çıkartmadıkları, farklı zamanlarda aynı hatalarda ısrar ettikleri için insanlık, acı, yıkım ve ıstırap sarmalından kurtulamıyor. Bugün de geçmişten alınmayan dersler nedeniyle benzer bir felaketin eşiğindeyiz.
Soğuk Savaş sonrasında dünyaya pompalanan tarihin sonunun geldiği, iktisadi olarak kapitalizm ve siyasi sistem olarak da liberal demokrasinin mutlak zaferini ilan ettiği söylemi, artık çok geride kaldı. Kapitalizm ve liberal demokrasinin zaferi ile birlikte tek kutuplu dünyada savaşın yerini, ticaretin ve rekabetin alacağı düşüncesinin bir hayal bile olamayacak kadar iktidar ilişkilerinin gerçekliğinden uzak olduğu ortaya çıktı.
Bu “hayaller” aslında geçmişte de kurulmuştu. Kapitalizmin ilk döneminde de o çağ için devrimsel olan bilim ve teknolojideki ilerlemeler sonucu birçok kesimde benzer bir iyimserlik ortaya çıkmıştı. İnsanlığın, savaşların, yoksulluğun, bağnazlığın ortadan kalktığı; bunların yerini ticari rekabet, zenginlik ve bilimselliğin alacağı mutlak ve geri dönüşü olmayan bir ilerleme süreci içine girdiği düşünülmüştü. İnsanlık çok kısa bir süre içinde bu hayalden uyanmıştı. İnsanlığa yeryüzünde cenneti vaat eden bilimsel gelişmelerin ürünü olan silahların yarattığı vahşet ve yıkım karşısında pompalanan tüm pembe tablolar, dünyanın paylaşılması için büyük güçler arasında keskinleşen rekabet sonucu patlak veren ve on milyonlarca cana mal olan I. Dünya Savaşı'nda paramparça oldu.
İttihat ve Terakki'nin hayali
Bu coğrafya açısından baktığımızda neredeyse bir asırdan fazla bir zamandır aralıksız toprak kaybeden Osmanlı İmparatorluğu’nu yöneten İttihat ve Terakki anlayışı, kendi gücüne, olanaklarına bakmadan büyük güçler arasında keskinleşen sömürge rekabetini Balkanlar’da, Kafkasar’da, Ortadoğu’da kaybettiği toprakları geri almanın bir fırsatı olarak görüyordu. Adım adım bir dünya savaşına gidilerken, İttihat ve Terakki anlayışı, yer altı ve yer üstü kaynakları ile jeopolitik konumu nedeniyle tüm büyük güçler için vazgeçilmeze dönüşen bölgeleri elde edebileceği hayalini kurarken, savaşın sonuçları tüm bölge halklarının çok acı bir şekilde yaşadığı gibi hiç de umdukları gibi olmadı. Yeni topraklar hayalini kuranlar, sadece iktidarlarını kaybedip ülkeden kaçmak zorunda kalmadı, aynı zamanda ülkenin açık bir işgale uğramasına yol açtı. Halklara düşen ise modern tarihin ilk soykırımı, açlık, yoksulluk ve esaret oldu. Tüm bunlar, toplumsal, siyasi, diplomatik ve iktisadi gerçekliği okumaktan aciz İttihat Terakki anlayışının kurduğu ham hayaller ve bu ham hayalleri gerçekleştirmek için yaptıklarının sonucuydu.
Yine aynı hayal kuruluyor
Bugün de bu coğrafya benzer bir tehlikenin eşiğindedir. Soğuk Savaş sonrası yukarıda belirtilen iyimserliğin yerini, yine büyük güçler arasında dünyanın yeniden paylaşılması noktasında keskinleşen rekabete bıraktığı bir süreçte, mevcut iktidar da tıpkı 20. yüzyılın başında İttihat ve Terakki anlayışının kurduğu hayaller gibi, kendi sınırlarının ötesine geçecek bir hakimiyetin hayalini kuruyor. Bu yönde adımlar atıyor, ilişkiler geliştiriyor, yerel güçleri kendi hedefleri doğrultusunda kullanmaya çalışıyor. Kürt sorunu başta olmak üzere kendi iç sorunlarını çözmeden, büyük güçlerin bölge üzerindeki rekabetinden yararlanarak hakimiyetini geliştirmenin hesaplarını yapıyor.
Dün olduğu gibi bugün de halkların özgür ve eşit birlikteliğini hedeflemeyen hakimiyet kurba çabası, ham bir hayal olarak kalıp başarısızlığa mahkumdur. Geçmişten ders çıkarmayıp aynı hatalar üzerinde ısrar etmek, olmayacak hayalleri kurmak, benzer acılar ve yıkımlardan başka bir sonuç üretmeyecektir. Büyük “kazanmanın” hayalini kuranlar, halklara yaşatacakları büyük acı ve gözyaşları ile beraber ellerindekini de kaybedecektir.
Aslında tarihte tekerrür edenin, tarihten gerekli dersleri çıkarmadan aynı yanlışlarda ısrar eden aktörlerin basiretsizliği ve öngörüsüzlüğü olduğunu söyleyebiliriz. Bugün bunun olmaması için büyük acılar sonunda yakalanmış barış fırsatının, yapılan yanlış hesaplar ile bir kez daha heba edilmemesi için iktidar üzerinde gerekli basıncı uygulamak, barış ve demokrasinin gelmesi mücadelesi veren tüm kesimlerin eretelenemez görevidir.
