Yaşamın ve direnişin filozofu

Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

  • Bu kadroya basit yaklaşılamaz. Suçlu-suçsuz diye kriminalize edilip ayrıştırılamaz. Barış deniliyorsa “pişmanlık” gibi düşmanlık diliyle değil, sürece ve kadroya ciddiyetle yaklaşmalı.

NURETTİN DEMİRTAŞ

Kimlerin yönlendirmesiyle harekete geçtikleri malum olan DAİŞ artıkları halkımıza saldırırken Kandil’de genç yaşlardaki bir gerilla grubuyla sohbet ediyoruz. Oldukça öfkeli ve heyecanlılar. Aralarında DAİŞ'le savaşmış olanlar da var.

 Kandil’de hemen her gün insanı hayrete düşüren insan hikayeleriyle karşılaşmak mümkün oluyor. Aralarından birine “filozof” diye hitap edildiğini görünce ister istemez insanda merak uyanıyor. Neden filozof dediklerini soruyorum. “Kendisine sor, anlarsın” diyorlar. İlk kez karşılaştığım ve tanıştığım halde “yok heval, ne filozofu, sadece takılmak için öyle diyorlar” diye cevaplıyor ama bende merak uyanmış bir kere. “Peki filozofları okuyor musun, eski filozoflardan kimi çok seviyorsun” diye sorunca duraksamadan anında “Nietzsche” diye yanıtlıyor. O zaman anlıyorum Cizreli gençlere has çılgın bir damar taşıdığını. Merak var, sorgulama var, inat ve inanç var. DAİŞ karşısında inanılmaz başarılara imza atmış ekibin içinde yer almış olmak bile yetiyor. Niye filozof olmasın ki!

Çok okuduğundan değil, çok emek verip çalıştığından ve her şeyi anlamlandırma isteğinden bahsediyorlar. Yani emeğin ve yaşamın filozofuymuş. Üniversite okumuş, akademik ünvan yapmış nice insan var ama çağın filozofu olmak için bunlar yeterli değil. Kandil’deki bu genç filozof tüm emek kahramanlarının sözcüsü gibi. Yıllarca bıkmadan, usanmadan, olağanüstü bir çabayla kayaları delip güvenli yer yapanların hepsi filozof. Sarf ettikleri bu emeğe anlam vermeseler bu işi yapmaları mümkün değil. En zor koşullarda savaşmış olanlar da bunlar. DAİŞ artıklarının anlamak istemediği bir gerçekliktir bu. Bir de halkımızın direngenliğidir. Hepsi de gücünü, moralini dağlardaki direnişten almıştır. Bu kültürle yetişmiştir. Yenilmezlik ruhu da bundan ileri geliyor.

Teslimiyet dayatması karşılıksız

Dağlarını, ovalarını, ağaçlarını, hayvanlarını, sularını, insanlarını sevenlerin direnişine dünya tanıklık etti. Şimdi de tüm ilerici insanlığın bu direnişi sahipleneceğinden kuşku yoktur. Bu saldırıların ön gününde Türk devleti neyi tartışıyordu: “Suça karışmamış olanlar gelsinler ve şu kadar yıl siyasete girmesinler!” Bu teslimiyet dayatmasının karşılığının olmadığını da kısa sürede gördüler. DAİŞ'i bir de bu nedenle harekete geçirdiler.

Suç dedikleri halkını savunmaktır, sonuçta özgür düşünce ve özgür yaşamdır. Bir filozofa “ülkeni, halkını sevmekten ve düşünmekten vazgeç” denilebilir mi? Düşünmek, yorumlamaktır. İnternet tekniği ve yapay zekayla ulaşılan bilgileri yorumlamayan, her şeyi hazır alan ve ezberlerle hareket eden insanın yüzeyselliği karşısında yorum gücü geliştiren herkeste vardır biraz filozofluk. Buradaki filozofik duruş ise dervişane bir yaşam ve direnişle bütünleşmiş.

Genç filozofla sohbet ettikçe yaşam sevincinin ne kadar güçlü olduğunu görüyor ve sorular giderek derinlik kazanıyor. Karşısındakini incitmeden, hiçbir büyüklenme tavrına girmeden, en doğal haliyle hem güldürüyor hem de düşündürüyor. “Suçumuz insan olmak” diyenleri hatırlatıyor. “Kimsenin devletinde, iktidarında gözümüz yok sadece halkımızı savunuyoruz” diyor.

Siyasi çözüm olsun diye

Genç filozofun bir komutanı var. Gelişmeleri siyasi bakışla yorumlarken askeri duruma göndermeler yapmaktan da geri durmuyor: “Kolay olmadı, çok zararlar gördük ama 'Bayraktar'ın ipliğini pazara çıkardık. 'Kızılelma'nın da tüm özelliklerini biliyoruz, her saldırı aracının bir tedbiri var, hangi güç, nerede, nasıl saldırırsa saldırsın direnişle karşılama gücümüz sınırsızdır ama biz şimdi Önderliğimizin geliştirdiği sürecin arkasındayız. Siyasi çözüm olsun diye her türlü fedakarlığı yaptık, yapacağız lakin saldırılar durmazsa biz de yerimizde duracak değiliz” diyor. Bu kararlı duruş karşısında saygı duymamak elde değil. Genç filozofun öz güveninin neden yüksek olduğunu da daha iyi anlıyor insan.

İlk çelişkisini soruyorum, Cizre’de karşılaştığı vahşetten bahsediyor. En çok zorlandığı şeyin ne olduğu sorusuna ondan önce yanındaki diğer genç bir filozof, “Hatır isteme anları” diye cevap veriyor. Başka bir alandan yeni gelmiş. 12 yıldır bulunduğu alandan ayrılması kolay olmamış. Sohbete katılan herkes bu soruya kendince cevap veriyor ve ortak cevapların odağına şehitlerimiz giriyor. Sözlerin boğazda düğümlendiği, gözlerin dolduğu andır. Bu yaşta yaşadıklarını burada anlatmaya ne dilimiz yeter ne de vicdanımız el verir fakat nasıl altından kalktıklarını yine “amaca bağlılık ve anlam” olgusuyla izah ediyorlar.

Bu kadroya basit yaklaşılamaz

Sohbet ilerledikçe bu genç gerillaların “dağlara bahar getiren filozoflar” oldukları anlaşılıyor. Düşünce ve anlam gücüyle halkımızın tarihi direnişine hizmet ederken şimdi bu yetenekleri demokrasi için seferber etmek istiyorlar. Türkiye toplumu bugüne kadar neyi kaçırdığının farkında değil.

Önder Apo, Türkiye’ye Türkiye katmaktan bahsediyordu. Bunun bir de insan gücü ve yetenekleriyle bağı vardır. Demokrasinin temeli kadın özgürlüğü ve ekolojiyi ilke edinmiş yaratıcı düşünce gücüdür. Bu düşünce tarzında üretkenlik var, her soruna çözüm üretme var. Bu kadroya basit yaklaşılamaz. Suçlu-suçsuz diye kriminalize edilip ayrıştırılamaz; barış deniliyorsa “pişmanlık” gibi düşmanlık diliyle yaklaşılamaz. Hem sürecin ciddiyeti hem de bu kadronun ciddiyeti ve derinliği ciddi yaklaşmayı gerektiriyor.

Süreci sabote etmeye çalışıyorlar

HTŞ adı altında yürütülen saldırıların bir amacı da Türkiye’de çıtayı en alta düşürmektir. Baltayı kendi ayaklarına vurduklarını anlamayacak kadar Kürt düşmanlığına kilitlenen kesimler var.  Rojava halkının silahsızlandırılmasına destek veren kesimler de bunun bu şekilde neden mümkün olmadığını şimdi daha iyi görmüş olmalılar. Üstelik dünya eski dünya değil. İstedikleri dış desteği bulamazlar. Buna rağmen Ortadoğu’daki gelişmeleri savaşla karşılamak isteyen Suriye geçici rejimi ise DAİŞ artığı olduğunu kanıtlarcasına saldırıya geçiyor.

Bu halkın filozof gerillalarının olduğunu ve her yerde her daim halk savunmasına hazır olduğunu unutmuş görünenlere hatırlatmak istedik. Bu direniş kültürünü en üst düzeyde yaşayan Halep ve Rojava halkımızın her biri birer gerilla iradesine sahiptir. Dün olduğu gibi bugün de direniş kazanacaktır. DAİŞ ve artıklarının saldırıları ne düzeyde olursa olsun miatları ve kullanım süreleri dolmuştur. Süreç bunu daha iyi gösterecektir.

Süreci Türkiye’de sabote etmeye çalıştılar, yetmedi şimdi Halep saldırısıyla bunu yapmaya çalışıyorlar. Tüm bu savaş rantçısı kesimlerden bahsettiğimiz halde genç filozof umutlu şekilde Nietzsche’nin bir sözüyle son mesajını veriyor: “Yeni gürültüler değil, yeni değerler bulanların etrafında döner dünya, sessizce döner!”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.