Süreç ve raporlar
Ziya ULUSOY yazdı —
- AKP-MHP, 'terör' sorununa hapsederek süreci faşizmin manevrasına dönüştürmeye; CHP ise süreci liberal sınırlamaya hapsederek, devrimci mücadelenin basamağı olmasını engellemeye çalışıyor.
ZİYA ULUSOY
Komisyon, Sayın Öcalan’ın önerisiyle kurulmuştu ve Meclis tarafından yasal dayanağa kavuşturulmadan çalıştı. Kamuoyuna kapalılıkla tartışmaların halka yansımasını engelledi. Oysa asıl işlevi, Kürt ulusal sorununa ilişkin değişik görüşlerin halka yansımasını sağlamak ve demokratik yol temizliğine ilişkin öneriler sunmaktı. Zaten Meclis'te AKP-MHP çoğunluğu var ve parlamenterleri Erdoğan-Bahçeli’nin vereceği işarete göre parmak kaldırıyorlar.
Partiler, raporlarını sundu. Komisyon'un ortak raporunu, AKP-MHP ve CHP temsilcilerinin oylarının kararlaştıracağını dikkate alırsak bu partilerin raporlarındaki görüşleri irdelemek gerekir.
AKP’nin, Saray onayından geçmeden önce sızdırdığı taslak metne göre; PKK’nin feshi nedeniyle dışarıda ve hapiste olan üye ve taraftarlarından eyleme karışmamış olanların serbestliği ama adli kontrole tabi tutulmalarını; eyleme katılmış olanların ise kısmi infaz indiriminden yararlandırılmalarını kapsayacak düzenleme öneriliyor. 'Kürtçeye özgürlük' muğlak lafıyla da soruna temel 'çözüm' önerisini sunuyor. Bu ise büyük olasılıkla ana dilde eğitim değil, seçmeli ana dil dersidir.
Kırıntı önerilere bile ön şart
AKP ve MHP raporlarında, iktidarda ve kayyum gaspını uygulayan kendileri değillermiş gibi belediyelerde kayyum gaspının sona erdirilmesi dil ucuyla dile getiriliyor. İki iktidar partisi, söz konusu kırıntıları kapsayan düzenlemenin ancak Kürt Özgürlük Hareketi (KÖH), içeride ve dışarda bütün örgütlerini dağıttığına dair devlet tarafından bildirimde bulunulmasından sonra yapılmasını ön şart olarak koşuyor. PYD, QSD, PJAK ve diğer Kürt örgütleri, fesih önerisinin dışında olduklarını belirtti. Gerçekleşmeyecek bir önşart öne süren AKP ve MHP, bu kırıntı önerileri bile ya gerçekleştirmek istemiyor ya da Kuzey ve Doğu ve Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’ni en az hak statüsüne çekmenin baskı aracı olarak kullanıyor. Vurgulayalım ki; savaşan devletler bile barış anlaşması yaparlarken tutsakları şartsız serbest bırakır. AKP-MHP, 40 yıllık savaş sona erdirilirken düşman hukukunun bu uygulamasının bile gerisinde davranıyor. 'Terörsüz Türkiye' nitelemesi de bunun ifadesi.
Liberal sınırlamaya hapsediyor
CHP ise raporunda soruna ilişkin (devletin yükümlüğü belirsiz) ana dilde eğitim, koruculuğun kaldırılması, köye geri dönüşün sağlanması, kayyum gaspının sona erdirilmesi, AİHM ve AYM kararlarının uygulanması, basın özgürlüğünün sağlanması önerilerini sıralıyor. Eski Diyarbakır Zindanı ile Madımak Oteli'nin müze yapılmalarını öngörüyor. Alevilerin taleplerinin gerçekleştirilmesini, İmam-Hatip okullarının liseye dönüştürülmesini, İstanbul Sözleşmesi'nin geri getirilmesini istiyor. Belediyeler ve basınla ilgili davaların durdurulmasını, bu kapsamdaki tutukluların serbest bırakılmalarını öneriyor. Tecrit, cezaevlerindeki baskı mevzuatının değiştirilmesini önerilerine ekliyor. Kayıpların soruşturulmasını ve Cumartesi Anneleri eyleminin önünün açılmasını salık veriyor. TMK’da şiddet içermeyen faaliyetin 'terör' kapsamından çıkarılması değişikliğini, propaganda yapanların örgütten cezalandırılmasının kaldırılmasını istemekle kendisini sınırlıyor.
Oysa sayın Öcalan ve bütün devrimci tutsakların özgürlüğü, demokratikleşmenin olmazsa olmaz şartıdır. 19 Aralık Katliamının 25. yıl dönümünde siyasi tutsakların özgürlüğünü savunmamak, faşizm ve gericiliğin nişanesi olan zindanları savunmak demektir. Erdoğan-Bahçeli faşizmi, bugün CHP’lileri de tecrit zindanına hapsedebiliyorsa 19 Aralık katliamı ve tecrit zindanına karşı mücadelenin kitleselleşmesini burjuva muhalefetin önlemiş olmasının da rolü var.
Sonuçta iktidar partileri, 'terör' sorununa hapsederek süreci faşizmin manevrasına dönüştürmeye, burjuva muhalefet ise süreci liberal sınırlamaya hapsederek, işçi sınıfı ve halkların devrimci mücadelesinin gelişmesinin basamağı olmasını engellemeye çalışıyor. Vurgulayalım ki; dünya ve bölge gericiliği baskısına karşı bakış açısı daraltmasına izin vermemek faşizme karşı olan tüm kesimlerin işi olmalı. Tarih, emperyalist sömürgeciliği çöplüğüne attı, şimdi gündemde olan çokuluslu sömürgeciliğin çöplüğe atılmasını hiçbir güç engelleyemez, ancak geçici erteleyebilir. Emekçilerin büyük çoğunluğunun işçileştiği günümüzde, işçi sınıfı da ezilen ulusların halkları da mücadelelerini, inişli çıkışlı ve değişik biçimlerde geliştirecek, yeniden demokratik hakları kazanarak, devrim ve sosyalizm mücadelelerini yükseltecektir.
