Tüketimin sessiz çocukları

Forum Haberleri —

Gençlik

Gençlik

  • Bu kuşağın ruh hali, belki de bir kelimeyle özetlenebilir; yorgunluk. Edilgen bir bezginlik değil, sonsuz uyarana, sürekli performansa ve bitmeyen rekabete karşı sessiz bir direniştir.

GÜRSEL KARAASLAN

“Her çağ, kendi çocuklarını bir suçla suçlar.”

Bir çağın çocuklarını yargılamak, o çağın aynasına bakmadan hüküm vermektir. Her sabah ekran ışığında uyanan, parmak uçlarıyla dünyayı kaydıran, yüzlerce imgeyle beslenip yine de aç kalan bugünün gençleri, çoğu zaman “tüketim odaklı” olmakla, “anlamsız yaşamakla” ve “politik olmamakla” suçlanıyor. Belki de sorun, onların doğduğu dünyanın dilinde.

Bu kuşak, politik sessizlikle değil, fazla gürültüyle tanımlanıyor. Her şeyin bir “içerik”e dönüştüğü bir çağda, sessizlik bile bir gösteriye dönüşüyor. Kendini anlatmak, artık bir varoluş biçimi değil, bir algoritmik (kurallar dizgisi) zorunluluk; paylaşmadığın şeyi, yaşamamışsındır. Bu yüzden gençlik, varoluşunu anlatmak yerine göstermek zorunda kalıyor. Gösteri, bir hakikat biçimi olmaktan çıkıp tek hakikat haline geliyor.

Tüketimin ontolojik ifadeye dönüşmesi

Yeni kuşak, kimliklerini üretimle değil, tüketimle kuruyor. Bu, bir ahlaki çöküş değil, yapısal bir zorunluluk, çünkü çağın dili artık “yapmak” değil, “seçmek”tir. Foucault’nun sözünü ettiği “girişimci özne” ideali, neoliberal kültürün her zerresine sinmiş durumda. İnsan, artık kendi hayatını bir ürün gibi yönetiyor; duygularını markalaştırıyor ve benliğini bir portföy gibi düzenliyor. Bu yüzden “tüketim” bir zevk değil, bir kimlik eylemidir. Tüketen, kendini yeniden icat eder; her tercih, bir “ben” vurgusudur. Reklamlar bunu çoktan keşfetmiştir; artık ürün değil, kimlik satıyorlar. Bir kahve markası “senin enerjin”; bir telefon “senin kimliğin”; bir giysi “senin cesaretin” haline gelir. Tüketim, böylece ekonomik bir eylem olmaktan çıkar, ontolojik (varlıksal) bir ifadeye dönüşür. Kendini tüketerek var eden bir varlık türü doğmuştur; homo consumens.

Bu yeni varoluş biçiminin derininde bir eksiklik vardır, çünkü kimliğin temelini oluşturan her seçim, bir dış onaya bağımlıdır. Tüketimin dili, aslında bir onay arayışının dilidir. Onay, kapitalist modern çağın en kırılgan tanrısıdır. Dijital çağ, zamanı hızla parçaladı. Bir gün, artık sürekliliğin değil, anlık etkileşimlerin toplamı haline geldi. Her şey “şimdi”de yaşanıyor ama hiçbir şey kalıcı değil. Bu yüzden genç kuşak, zamanı değil, anı yaşar fakat anın içinde yaşayan biri, kendini bir hikâyeye yerleştiremez. Adeta hikayesiz kalır, çünkü hikâye sabır ve süreklilik ister. Oysa çağımızın en kıt kaynağı dikkattir. Psikologlar buna “dikkat ekonomisi” diyor. Bu ekonomide gençlerin dikkati, paradan daha değerlidir.

Her platform, her uygulama, her marka bu dikkati ele geçirmek için tasarlanır. Göz, zihin ve parmak, aynı ritimde tıklamaya koşullanır. Bu koşullanma, farkında olmadan bir politik dönüşüm yaratır. Derin düşünmek, direnmekle eşdeğer hale gelir, çünkü anlam üretmek artık sistemin hızına aykırıdır. Byung-Chul Han, Yorgunluk Toplumu’nda “Günümüz insanı artık itaat ettirilmez, performansa zorlanır” diyor. Bu kuşak, tam da bu performans çağının çocuklarıdır. Yorgun ama duramayan; tükenmiş ama sürekli üretmeye mecbur. Bu paradoks, onların sessiz politik çığlığıdır. Belki de en politik eylemleri, hiçbir şey üretmemek, sadece susmaktır.

Büyük anlatılar ve gerçeklik

Sıklıkla “Yeni nesil politik değil” deniliyor. Oysa belki de bu, eski anlamda politik olmamaktan ibarettir. Verili siyasetin büyük anlatılarına, partilere, geleneksel ve denenmiş ideolojilere inanç kalmadı. O büyük anlatılar, bu gençlerin gündelik gerçekliğiyle uyuşmaz. Ev kirasını ödeyemeyen, geleceği göremeyen, bedeninde bile özgür hissedemeyen bir genç için “büyüme oranı”, “ulusal çıkar” ya da “devlet veya partiler disiplini” soyut kelimelerdir. Bu da apolitiklik değil, yeni bir politik duyarlılığın biçim değiştirmesidir. Artık sokak sloganlarının yerini, sosyal medya direnişleri; mitinglerin yerini, bireysel yaşam tarzı tercihleri alıyor. Bir gencin vegan olması, bir kadının kendi bedenini özgürce temsil etmesi, bir öğrencinin dijital gözetim sistemine karşı çıkması, mikro-politik eylemlerdir. Görünmezdirler ama gündelik yaşamın dokusuna işlerler.

Sahte umutları reddetmek

Politika artık “devlet”le değil, yaşam tarzıyla ilgilidir. Sartre’ın dediği gibi, “insan her seçimiyle bir dünya tasarlar.”

Bu kuşak da tam olarak bunu yapıyor; her seçimiyle başka bir dünya imliyor. Baudrillard, Tüketim Toplumu’nda “göstergelerin gerçekliğin yerini aldığı” bir çağdan söz eder. Gerçek değil, temsiller hüküm sürer. Bu temsiller dünyasında, insanın en temel arzusu bile bir imgeye dönüşür. Aşk, özgürlük, adalet ve direniş, birer “hashtag”in (sosyal medya sembolü)içine sığdırılabilir. Yine de bu simülasyonun içinde bir şey kalır; arayış. İçten, samimi, yönsüz bir arayış.

Gençlik, belki hiçbir şeye tam olarak inanmıyor ama bu inançsızlıkta bile bir dürüstlük var, çünkü sahte umutları reddetmek, bazen en derin politik eylemdir. Bir video, bir şarkı, bir cümle, bir sessizlik… Hepsi, anlamın küllerinde dolaşan bu kuşağın kendi “küçük devrimleri”dir. Belki de en hakiki politika, tam da bu küçük jestlerin içindedir.

Bir tür negatif eylem hali

Bu kuşağın ruh hali, belki de tek bir kelimeyle özetlenebilir; yorgunluk. Bu yorgunluk, edilgen bir bezginlik değil, sonsuz uyarana, sürekli performansa, bitmeyen rekabete karşı sessiz bir direniş. Yorgunluk, sistemin hızına karşı bir “yavaşlama politikası”na dönüştü. Hiçbir şeye tam olarak dahil olmamak, bazen bir varoluş taktiğidir. Belki de “apolitik” denilen bu gençlik, aslında dünyanın bu hale gelmesinden utanmaktadır ama bu utancı sessizlikle taşıyacak kadar da olgundur.

Yorgunluk, bazen en soylu politik duruştur; hızın reddi, verimliliğin inkârı ve gösterinin dışına çekilmek. Böylece “hiçbir şey yapmamak”, bir tür negatif eylem haline gelir. Modern dünyanın ölçülerine göre bu bir “pasiflik”tir ama felsefi anlamda bir direniş. Yeni nesil, tüketimin içinde kaybolmuş gibi görünse  bile belki de tam orada, sistemin kalbinde bir yarık açıyor.

Bu kuşak, bir yandan dijital dünyanın çocukları ama öte yandan bu dünyanın en derin eleştirisini taşıyan bilinçlerdir. Geleneksel politikayı reddediyorlar, çünkü o dil artık onların acısını anlatamıyor. Tüketim dünyasını benimsiyorlar, çünkü başka bir dil henüz icat edilmedi. Tam da kabullenme ile isyan arasındaki gerilimde yeni bir özne biçimi doğuyor.

Belki yeni nesil apolitik değildir, sadece başka bir politikayı sezmiştir. Sokakta değil, gündelik hayatın içinde; parti bildirilerinde değil, sessiz varoluşlarında. Tüketim toplumunun çocukları, belki de kendi sessizliklerinde yeni bir ahlak ve yeni bir anlam biçimi arıyor. Belki de geleceğin en derin politikası, bir gün “Tüketiyorum, öyleyse varım ama artık başka bir şekilde” cümlesinde saklı kalacak. Dolayısıyla yeni nesil, yaratan, üreten, düşünen değil, homo consumenstir; tüketen varlığa dönüşmüştür. Ben kimim sorusunun cevabı, artık neye sahibimde gizlidir…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.