Gerçek niyetleri Halep'te görüldü

Hüseyin GEDİK yazdı —

  • Türk devleti, bir yılı aşkındır adlandırmasında bile ihtilaf giderilemeyen ve boş laf kalabalığının ötesine geçmeyen sürecin sonuna gelip dayandı. Gerçek niyet, Halep'te sergilendi.

HÜSEYİN GEDİK

Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerini kuşatmaya alarak saldıran çetelere karşı öz savunma temelinde bir direniş sergileniyor. İki mahallenin Kürtleri, adeta ulusal onur savaşı veriyor.

Türk devletinin organize ettiği Halep saldırısının asıl amacı, sadece iki mahalleyi işgal etmekten ibaret değildir. Rojava Devrimi'nin bütün kazanımlarını hedef alıyor. Rojava Kürtlerine karşı topyekûn bir saldırıyla etnik temizlik ve demografik yapıyı değiştirme amaçlanıyor. Rojava’da yeni bir Şengal fermanı gündemdedir. Dolayısıyla Türk devleti, bir yılı aşkındır adlandırmasında bile ihtilaf giderilemeyen ve boş laf kalabalığının ötesine geçmeyen sürecin sonuna gelip dayandı. İmha süreci niyeti, gerçek yüzünü yansıtan saldırılarla açığa çıktı.

Süreci başlatan kişi olarak bilinen Devlet Bahçeli’nin Türk-Kürt kardeşliğine dair söylediği her şeyin, siyaseten söylenmiş sözler olduğu anlaşılıyor. Asıl düşüncesini Rojava’ya ilişkin kin kustuğu sözlerle açıkladı. Arap aşiretlerine çağrıda bulunarak, Şam’ın yanında yer almaya ve Rojava’ya saldırmaya teşvik ediyor. QSD güçlerini ise teslim olmaya davet ediyor. Başkan Apo’ya ilişkin ezber bozan çıkışları ise aldatmacayı aşamıyor.

DAİŞ'in sözcüsü gibi konuşuyor

Türk Savunma Bakanı Yaşar Güler, sürecin başından beri tehdit ve hakaret dili kullanmaktan vazgeçmedi; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da aynı teraneleri sıralayıp durdu. Son açıklamalarında ise Arapların birliğinden, İslami uyanıştan bahsediyor. QSD ve Rojava konularında DAİŞ’in sözcüsü gibi konuşuyor, Suriye’deki çetelerin hamiliğini yapıyor. Azılı Kürt düşmanı kesilerek, Kürtlerin DAİŞ’e karşı elde ettiği başarıların intikamını alıyor.

HTŞ ile Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi ilişkileri, ilk günden son güne kadar hiçbir zaman olumlu bir seyir izlemedi. Özerk Yönetim'in muhatap alınması, 10 Mart Mutabakatı'nın imzalanması da göstermelikti. Asıl amaçları, süreci zamana yayarak güç toplamak ve zamanı geldiğinde de katliamlara girişmekti. Nitekim HTŞ’nin bir yıllık pratiği de böyledir; Alevi ve Dürzi katliamlarının ardından Halep’teki iki mahallede Kürt katliamı.

Etnik temiliğin yayılma ihtimali

Dış güçlerin dümen suyuna giden bir Suriye’de ahlaki, insani, vicdani ve hukuki hiçbir bağlayıcılığı bulunmayan çetelerin varlığı, her zaman kan akıtmaya uygun bir zemin sunacaktır.  Halep’teki Kürt katliamının, yeni bir etnik temizlik harekatı olarak Özerk Yönetim alanlarına yayılacağını şimdiden ön görmek gerekiyor. Aslında Halep saldırıları da beklenen bir durumdu, çünkü aylardan beridir abluka altında tutularak ihtiyaçların karşılanmasına izin verilmiyor, zaman zaman da saldırılara uğruyordu. Rojava ile bağlantıları kesik olması nedeniyle Özerk Yönetim'in en zayıf halkasıydı.

Katliamcı bir güruhla entegrasyonun zorluğu

Türk yetkililerinin ağzına doladığı entegrasyondan anladığı, QSD’nin silah bırakmasıdır. Başından beri bu teslimiyetçi dayatma ve kabul edilemez talepler var. Zaten karşılanması ve uygulanması mümkün olmayan aşırı beklentiler içeren teslimiyet dayatmaları gerekçe gösterilerek katliam yapıyorlar. Halep katliamından sonra entegrasyon planının zora girdiği sır değil. Bu şartlarda gerçekleşmesi de beklenmiyor. Suriye’nin birliği adına katliamcı bir güruhla entegrasyon sağlanması akıl dışıdır.

Türkiye'nin onayı olmadan HTŞ hiçbir adım atamaz

Bu katliamdan çıkarılacak sonuçlar üzerinden barış sürecini ve olası gelişmeleri okumak mümkündür. Halep Kürtlerine saldırı ve etnik temizlik harekatı, sonraki süreçlerin bir ön habercisi gibidir. HTŞ-Türk ortaklığı, İsrail ve ABD’nin rızasını almış bir Suriye’de istedikleri gibi at koşturacakları uygun bir zemine hazırlanıyor. Suriye geçici hükümeti adına oturulacak her masada, yapılacak her anlaşmada, kurulacak ilişkilerin tümünde Türkiye var olacak demektir. Şam ve Özerk Yönetim ilişkileri bir nevi Türkiye ve Özerk Yönetim ilişkilerine dönüştü. Türkiye’nin onayı ve kabulü olmadan HTŞ’nin irade sergilemesi mümkün görünmüyor.

İsrail ile ilişkiler için takla atanların yalanı

Aslı astarı olmayan dezenformasyonla QSD ve Özerk Yönetim'i İsrail yanlısı gösterip Arapları kışkırtmak da dahil kamuoyunu yanıltarak Rojava saldırılarına kılıf bulmaya çalışıyorlar. Türkiye’nin İsrail karşıtı söylemleri, özü itibarıyla tribünlere yönelik görüntüdür. İsrail ile yakınlaşmak, ilişkileri düzeltmek için kırk takla atacak durumda oldukları açıktır. Gazze savaşında bile İsrail ile ekonomik ilişkilerini koparamamış bir Türkiye, İsrail’i karşısına almaktan kaçınmak için her yolu deniyor.

Suriye’deki danışıklı dövüşte mevcut dış güçlerin zımni anlaşmaları dikkate alınarak öngörülü olmak, gelişmeleri daha gerçekçi okumak, öz güce dayalı savunmayı esas alarak varlık sergilenmesinde fayda vardır. Özerlikle de DAİŞ’i yenilgiye uğratmış olan Kürtlere karşı çeteleri harekete geçirmek kuklaları oynatmak kadar oldukça rahat bir durumdur.

Ulus devlet sınırları belki yeniden çizilir

Cihatçı-selefi çeteleri, vurucu bir güç olarak kullanabildikleri kadar kullanacaklar. Küresel güçler, Ortadoğu’daki çelişkileri derinleştirip halkları çatışma içinde tutarak, ulus devlet sınırlarını belki de yeniden çizilecektir. İslam adı altında eğitip örgütledikleri, himaye ettikleri çeteleri saldırılarda kullanarak kendilerine alan açıyorlar. Kapıya dayanmış İran müdahalesi gündemdeyken, Suriye öncelikli bir alan olmaktan çıkıyor. Olası bir savaşın tozu dumanı içinde herkesin pay kapacağı bir sürece doğru gidilirken Türk devleti de hak talep eden ve direnen Kürtlere karşı kullanmak istiyor.

AKP iktidarı, hiçbir demokratik gelişmeye müsaade etmiyor, bütün muhalif kesimleri bastırıyor ve barışta samimi olmadığı anlaşılıyor. İktidar elden gidecek diye barıştan ve demokrasiden korkuyor; iktidarda kalmak için savaşa ihtiyaç duyuyor. Ortadoğu’daki savaş hali de iktidarın işine yarıyor, çünkü savaşlardan besleniyor. Söylemde barış ama pratikte savaş istiyorlar.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.