Barışın sabrı: Barış Anneleri

Kadın Haberleri —

Barış Anneleri

Barış Anneleri

  • Barış, sloganlarla ya da anlık politik hamlelerle değil, kaybın bilgisiyle, yasın onuruyla ve ısrarla sürdürülen bir etik tutumla inşa edilir.
  • Barış Anneleri, barışın bir “taktik” değil, ahlaki ve toplumsal bir sorumluluk olduğunu, en çıplak hâliyle hatırlatan nadir kolektif öznelerden biridir.

ERCAN JAN AKTAŞ

Barışa dair umut ve çatışmalar ile dolu bir yılı geride bıraktık. Bu bir yıllık süreç, her anlamda barış politikalarına dair ezberleri de bir kez daha gösterdi. Kendilerini barışın özneleri olarak gören bütün yapı, grup, parti ve bireyler bu konuda pratiklerine ve dillerine bir kez daha bakmalı. Barışa dair, ezber, hamaset dolu dil ve popülist siyaset ile yol almanın mümkün olmadığı görüldü. Barış çalışmasının, öncelikle dilde başlayacak bir hassasiyetle bütün pratiklerin bir kez daha gözden geçirilmesini gerekli kılıyor.

Kamuoyu yoklamalarına sıkıştırılan siyasetin dili ve ritminin, toplumsal meseleleri çözmekten öte günü kurtarmaya dönük olduğunu bilmemize rağmen zaman zaman bu akışa kendimizi bırakabiliyoruz. Gündelik siyasetin akışında “kim, kime ne dedi”, “hangi açıklamayı, kim kime karşı yaptı”, “bu konuda neden bir şey denilmedi” gibi soruların peşinden koşmak, çoğu zaman gerçeği örtmekten başka bir işe yaramıyor. Bütünüyle tüketime ayarlanmış medya içerikleri üzerinden büyük fırtınalar koparılıyor; siyaset, adeta medyaya içerik üretme aparatına dönüştürülüyor. Bundan en çok da dünyanın her yerindeki popülist siyasetçiler kazanıyor.

Böylesi bir atmosferde ırkçı, milliyetçi hezeyanlar ile erkek dili ve aklı, hayatın bütün alanlarını kendi popülist çıkarlarının hizmetine sunmaktan geri durmuyor. Leyla Zana’ya yönelik stadyumlarda yaşanan ırkçı ve cinsiyetçi saldırılar, militarizmin popülist siyaset aracılığıyla hayatları nasıl yeniden zehirlemeye devam ettiğini bir kez daha gösterdi. Stadyumlardaki bu ırkçı saldırılar ve hezeyanlar, açık biçimde Kürt düşmanlığından besleniyor. Leyla Zana şahsında Kürt kadınına saldırı, erkek egemen sistemin bütün baskı ve yok saymalarına rağmen özgürleşmiş, bugün de her adımda barışın toplumsallaşması için emek ve çaba sarf eden Kürt kadınlarına yöneliktir. Kadınları kamusal alandan ve siyasetten dışlamaya çalışan bu erkek egemen akıl, küfür ve hakareti bir tahakküm aracı olarak kullanıyor. Bu saldırılar yalnızca siyasi değil, doğrudan kadın iradesini, kimliğini ve onurunu hedef alıyor.

Bambaşka bir zaman duygusu

Bu gürültülü ve zehirleyici siyasal iklimde barışın gerçek taşıyıcılarını görünmez kılan şey, tam da bu hız, sabırsızlık ve erkeksi tahakküm dilidir. Oysa barış, sloganlarla ya da anlık politik hamlelerle değil; kaybın bilgisi, yasın onuru ve ısrarla sürdürülen bir etik tutumla inşa edilir. Tam da bu noktada Barış Anneleri’nin yıllardır sürdürdüğü sessiz ama sarsıcı mücadele, gündelik siyasetin tüketici ritmine karşı bambaşka bir zaman duygusu önerir. Onların barışı aceleye getirmeyen, pazarlık konusu yapmayan, öfkeyi intikama teslim etmeyen duruşu, erkek egemen siyasetin hoyratlığına karşı sabrın, hafızanın ve vicdanın politik bir güce dönüşebileceğini gösteriyor. Barış Anneleri, bu topraklarda barışın bir “taktik” değil, ahlaki ve toplumsal bir sorumluluk olduğunu, en çıplak hâliyle hatırlatan nadir kolektif öznelerden biridir.

Barış, soyut siyasal pozisyonların ya da ideolojik saflaşmaların konusu olmaktan önce, doğrudan hayat, bedenle ve ölüm ile kurulan bir ilişkidir. Bu nedenle barış tartışmasının merkezine yalnızca partileri, örgütleri ya da liderleri yerleştirmek, asıl taşıyıcılarını görünmez kılar. Oysa bu ülkede barışı en ağır bedellerle talep edenler, en çok kaybedenlerdir. Kaybın, yasın ve direncin en çıplak hâliyle kesiştiği yerde, Kürt kadınları duruyor. Erkek egemen savaş aklının dışında, yaşam talep eden bu sesler, barışın ne olduğuna dair en sahici tanımı sunuyor.

Bilgi üretimi, kurucu bir faaliyettir

Akademi, basın ve medya araçları üzerinden ahkâm kesen kimi kesimler, bilgi üretimini soyut bir zihinsel etkinlikten ibaret sanıyor. Bilgi üretimi, soyut bir zihinsel etkinlikten ibaret değildir; tam tersine, pratik deneyimlerin içinde filizlenen ve onların ritmiyle şekillenen kurucu bir faaliyettir. İnsanların gündelik yaşamlarında karşılaştıkları çelişkiler, mücadele pratikleri ve üretim süreçleri, bilginin hem kaynağını hem de sınırlarını belirler. Bu nedenle bilgi, hayatın dışından onu açıklamaya çalışan bir üst anlatı değildir; bizzat yaşamın kendisiyle birlikte üretilen, onu dönüştürürken dönüşen kolektif bir deneyimdir.

Feminist barış yaklaşımı ve çalışmaları

Bütün bunları bir araya getirdiğimizde Barış Anneleri, feminist barış çalışmaları ve tanıklık epistemolojisi bağlamında son derece değerli bir katkı sunuyor. Barış Anneleri’nin sözleri ve talepleri üzerinden oynadıkları rol, klasik barış literatüründe sıklıkla karşılaşılan devlet merkezli, müzakere odaklı ve elitler arası barış anlayışını kökten sorgulayan feminist barış çalışmalarıyla doğrudan örtüşüyor. Feminist barış yaklaşımı, barışı yalnızca silahlı çatışmanın sona ermesi olarak değil,  gündelik hayatın militarizmden, cinsiyetlendirilmiş şiddetten ve yapısal eşitsizliklerden arındırılması süreci olarak tanımlar. Bu perspektiften bakıldığında Barış Anneleri, barışın “nesnesi” değil, doğrudan kurucu öznesidir.

Barış Anneleri’nin uzun yıllardır hayatın bütün alanlarından doğru kurup ifade ettiği talepler, klasik anlamda yalnızca negatif barışa (silahların susması) indirgenemez. Elbette “gençler ölmesin” ve “savaş dursun” çağrıları, bu düzlemin temelini oluşturur, ancak annelerin sözleri bunun ötesine geçip pozitif barışın unsurlarını da kapsıyor; adalet, özgürlük, siyasal tutsakların serbest bırakılması, sürgünlerin dönüşü ve eşit yurttaşlık. Bu yönüyle Barış Anneleri, barışı geçici bir ateşkesten ziyade onurlu, adil ve kalıcı bir toplumsal yeniden kuruluş olarak tarif ediyor. Feminist barış literatürünün de vurguladığı gibi barış, ancak toplumsal ilişkilerin yeniden düzenlenmesiyle mümkün; annelerin talepleri de tam olarak bu yeniden düzenlemenin asgari koşullarını işaret ediyor.

Barış Anneleri’nin sözleri, yalnızca duygusal anlatılar olarak değil, bilgi üreten tanıklıklar olarak değerlendirilmelidir. Tanıklık epistemolojisi açısından bakıldığında bu kadınların bilgisi, ne ikincildir ne de eksiktir; aksine, şiddetin en çıplak biçimde deneyimlendiği yerden süzülen, yerleşik olmayan ama kurucu bir bilgi biçimidir. Bu bilgi üretme hâlinin kendisi, akademik ve medyatik alanlarda hâkim olan “uzman bilgisi” hiyerarşisini tersyüz ediyor. Barış Anneleri’nin çoğunun formel eğitimden geçmemiş olması, onların bilgisini zayıflatmaz; tersine, bu bilgi savaşın doğrudan sonuçlarına maruz kalmış olmanın verdiği etik üstünlük ve epistemik meşruiyet taşır. Bu nedenle Barış Anneleri’nin sözleri, barışa dair en sahici bilgi kaynaklarından biri olarak okunmalıdır.

Uzmanlık hiyerarşilerini boşa düşürüyor

Barış Anneleri, militarizmin dayandığı erkek egemen şiddet dilini reddediyor. İntikam talep etmemeleri, “misilleme” ve “onur” üzerinden kurulan savaş ideolojisini boşa düşürüyor. Feminist barış çalışmaları açısından bu durum kritik bir kırılma noktasıdır: Anneler, biyolojik annelikten türeyen bir merhamet söylemiyle değil, etik, politik ve kolektif bir barış öznesi olarak konuşuyor. En büyük kaybı ve acıyı kendileri yaşamış olmalarına rağmen intikamı değil, adaleti; suskunluğu değil, hakikati; düşmanlığı değil, eşit yas ve kardeşliği savunarak bu topraklarda barışın en sahici ve meşru öznesi hâline geliyor.

Sonuç olarak Barış Anneleri’nin sözleri, barışı bir iyi niyet temennisi ya da siyasal takvimlere sıkışmış bir müzakere başlığı olmaktan çıkarıp, yaşamla kurulan doğrudan bir etik ilişki olarak yeniden tarif ediyor. Bu nedenle barış çalışmaları yürüten siyasetçi, gazeteci, akademisyen ve aktivistlerin önündeki temel sorumluluk, barışı temsil edilen bir talep değil, birlikte taşınması gereken ağır bir yük olarak kavramaktır.

Gündelik siyasetin hızına ve anlık pozisyonlara teslim olmadan, hafızaya yaslanan; acıyı ne romantize eden ne de soğuk analizlere kurban eden bir dil kurmak zorunludur. Barış Anneleri’nin tanıklığı, uzmanlık hiyerarşilerini boşa düşüren kurucu bir bilgi üretimidir. Barışı yalnızca silahların susmasıyla sınırlayan negatif barış anlayışını aşarak adalet, özgürlük ve eşit yurttaşlık talebiyle pozitif barışın asgari koşullarını ortaya koyuyor. Erkek egemen savaş dilini reddeden bu sesler, barışın bir gün ilan edilecek bir sonuç değil; bugün, şimdi ve her gün yeniden kurulması gereken bir toplumsal ilişki olduğunu hatırlatıyor. Bu çağrıya kulak vermek, barışı savunduğunu söyleyen herkes için artık bir tercih değil; etik ve politik bir zorunluluktur.

!!! “stratejik” yerine “taktik” kullandım.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.