Kimliksizlik bunalımı
Forum Haberleri —

Kimliksizlik
- Gençler, kültürel yabancılaşmanın hâkim olduğu, toplumsal bağların zayıfladığı; özgür ve eşit geleceğin yerini, belirsizliğin aldığı bir çağda, boşluğa itiliyor. Bu halin ürettiği yönsüzlük ise yaşamsal tehdide dönüşüyor.
GÜRSEL KARAASLAN
İntihar, çoğu zaman bireysel bir tercih ya da ani bir kırılma gibi sunulur. Oysa geride bırakılan her intihar, duyulamamış bir hayatın, karşılık bulamamış bir varoluşun sessiz çığlığıdır. Gençlerin yaşamdan vazgeçme noktasına nasıl sürüklendiğini anlayabilmek için yalnızca bireysel psikolojiye değil, kimliksizlik bunalımının, anlam yitimine ve kültürel yabancılaşmaya dönüşen derin yapısına bakmak gerekiyor. Bu çöküş, tek bir anda değil, fark edilmeden, yavaş ve acımasız bir şekilde inşa ediliyor.
Gençlik, bir kimlik kurma sürecidir, ancak günümüz dünyasında kimlik, artık içten büyüyen bir değer olmaktan çıktı; dışarıdan dayatılan, sürekli güncellenmesi gereken bir vitrine dönüştü. Sosyal medya, popüler kültür ve tüketim ideolojisi, gence “kim olması gerektiğini” fısıldarken; “kim olduğun” sorusunu susturuyor. Kültürel yabancılaşma tam da burada başlıyor. Genç, kendi köklerine, değerlerine ve iç sesine yabancılaşıp başkalarının onayına bağımlı, geçici ve sahte bir benlik içinde sıkışıyor. Bu benlik, ne tutarlıdır ne de kalıcıdır. Sonunda geriye derin bir boşluk kalıyor.
Daha derin bir boşluk
Bu kimliksizlik hali, yalnızca bireysel bir kriz değildir; aynı zamanda kültürel bir çözülmenin sonucudur. Aidiyet duygusunu besleyen ortak değerler, anlam üreten kolektif anlatılar ve “bir yere ait olma” hissi giderek siliniyor. Gençler, kendilerini ne geçmişe ne de geleceğe ait hissedebildikleri bir zamansızlık içinde yaşıyor. Böyle bir dünyada anlam arayışı, hızlı hazlarla, anlık tatminlerle ve yüzeysel başarı hikâyeleriyle bastırılmaya çalışılıyor, ancak anlam, tüketilerek elde edilemiyor. Bastırılan her soru, daha derin bir boşluk olarak geri dönüyor.
Bu noktada genç, “Ben kimim ve bu dünyada neden varım?” şeklindeki en temel varoluşsal soruyla baş başa kalıyor. Kültürel yabancılaşmanın hâkim olduğu bir ortamda bu soruya verilen cevaplar, ya hazır kalıplardır ya da tamamen suskunluktur. Arkadaşlık ve dostluk gibi toplumsal bağların zayıfladığı; özgür ve eşit geleceğin yerini, belirsizliğin aldığı bir çağda, gençler kendi başlarına bırakılıyor. Bu başıboşluk hali, yönsüzlük üretiyor. Yönsüzlük, zamanla yaşamsal bir tehdit haline geliyor.
Kolektif başarısızlığın ilanı
İntihar, bu yüzden yalnızca bireysel bir çöküş değildir; kolektif bir başarısızlığın ilanıdır. Bir toplum, gençlerine anlam sunamıyıp kök, yön ve değer kazandıramıyorsa bu sessiz kayıplardan sorumludur. Bireysel travmalar, çoğu zaman derin bir kültürel çürümenin yüzeye çıkan belirtileridir. Gençler, taşıyamayacakları bir yükün altına doğup yabancılaştıkları bir dünyada, kendilerine yer bulamadıkça var olmanın anlamını yitiriyor. Dünya hızla değişirken, insanın kendisiyle kurduğu bağ zayıflıyor. Teknoloji, hız ve rekabet; gençleri birbirine bağlamak yerine yalnızlaştırıyor. Kimlikler parçalanıyor, anlam dağılmaya devam ediyor. Belki de bu nesil sadece “Ben kimim?” diye sormuyor. Asıl soru çok daha yakıcıdır: “Bu dünyada bana gerçekten yer var mı?”
Her kaybedilen genç, bir ihtimalin, bir geleceğin ve bir toplumsal sorumluluğun da kaybıdır. Bu yüzden gençlerin intiharı, bireysel bir trajediden öte, insanlığın kendi yarattığı yabancılaşmayla yüzleşememesinin acı bir aynasıdır. Bu aynaya bakmadıkça, sessiz çığlıklar duyulmaya devam edilecektir.







