Sessizlikten vazgeçin!
Kadın Haberleri —

Halep /foto:AFP
- Kürt Kadın Birliği Platformu’ndan Şilan Barut Dalgın: “Kürt halkına yönelik katliamlar karşısında susmak bu suçlara ortak olmaktır. Kadınların ve çocukların hedef alındığı bir yerde tarafsızlık yoktur. Sessizlikten vazgeçin. Ya yaşamdan yanasınız ya da katliam düzeninin sürmesinde sessiz kalarak onun parçası olursunuz.”
HTŞ ve Türkiye’ye bağlı çetelerin 6-11 Ocak tarihleri arasında Halep’te Kürtlerin ve Süryanilerin yoğun yaşadığı Şêxmeqsûd, Eşrefiyê ve Benî Zêd mahallelerinde gerçekleştirdiği saldırılar nedeniyle 120 bin insanın göç ettiği, 500 insanın da kayıp olduğu kaydedildi. Çeteler özellikle ise kadın ve çocukları hedef alıyor. Kürt Kadın Birliği Platformu Sekretaryası Şilan Barut Dalgın Jinnews’e saldırılara ve özellikle Kürt kadınlarının hedef alınmasına dönük değerlendirmelerde bulundu.
Saldırıların askeri değil, toplumsal ve ideolojik olduğuna dikkat çeken Şilan Barut, “Burada yaşanan kadın öncülüğünde kurulan toplumsal yaşamın tavsiye edilmesine yönelik sistematik bir şiddet politikasından bahsedebiliriz. Kadınlar savaş koşullarında yalnızca korunması gereken bir kesim değil, yaşamı yeniden kuran, toplumu ayakta tutanlardır. Bu nedenle saldırılar askeri değil, toplumsal ve ideolojiktir. Amaç kadın iradesini kırarak toplumun direncini çökertmektir” dedi.
Kadına yönelik şiddetin tesadüf olmadığını söyleyen Şilan Barut, “Burada söz konusu erkek egemen savaş aklının bilinçli bir stratejisidir. Kadınlar hedef alınmaktadır. Çünkü kadınlar savaşın ve iktidarın kurmak istediği düzene doğrudan karşıt bir yaşam anlayışını temsil etmektedirler. Kadın özgürlüğü, erkek egemen zihniyeti için varoluşsal bir tehdittir. Kadınlar yalnızca biyolojik olarak değil, toplumsal olarak yaşamı yeniden kuran, örgütleyen barış sürecinde yer alan ana kişilerdir. DAİŞ ve benzeri çeteler, kadın bedenini bir savaş alanı haline getirerek şunu amaçlar; topluma itaat etmezseniz kadınlar üzerinden ödetiriz diyerek vermiş olduğu mesajla kadınlara yönelik şiddet, işkence, katliam ve askeri zorunluluk gibi değil, toplumun teslim alma yöntemidir. Bu da o çetelerin kadınların ve çocukların üzerinde oluşturmuş olduğu bir politikadır. Bu nedenle kadınlara dönük şiddet tesadüf değildir, planlı ve ideolojiktir” şeklinde belirtti.
Kadın ve çocuklar bedelini ödüyor
Kürt halkının bugün Kürdistan'ın dört parçasında, ülke dışında ortak bir ses yükseltmesinin anlık bir tepki olmadığını ifade eden Şilan Barut, “Bu tarihsel bir zorunluluğun dışa vurumudur. Bu birlik, sınırlarının dayattığı parçalanmışlığa karşı yaşamı savunma iradesinin ifadesidir. Kürt kadınları açısından bu birlik ortak bir hafıza, ortak bir deneyime dayanmaktadır. Savaş politikaları nerede uygulanırsa uygulansın, en ağır bedeli kadınlar ve çocuklar ödemektedir. Bu nedenle yükseltilen ortak ses, yalnızca bir itiraz değil, kadın merkezli toplumsal yaşam savunusudur. Ancak açıkça ifade etmek gerekirse Kürt kadın birliği olarak kadınların varlığını kalıcı kılan ve dönüştürücü yapan erkek egemen sistemi değildir. Gerçek birlik, kadınların karar sürecinde yer aldığı, toplumu esas alan ve savaşa karşı yaşamı savunan bir birliktir. Bugün Avrupa'da, Ortadoğu'da, Kürdistan'ın dört parçasında yükselen ortak itiraz, Kürt halkının yalnızca kendisi için değil; kadınların, çocukların ve toplumun geleceği için ayağa kalktığını göstermektedir. Bu birlik bir iktidar talebi değil, savaş ve inkâr politikalarına karşı kolektif bir duruştur” diye konuştu.
Kürtler olunca herkes susuyor
Söz konusu Kürtler olduğunda tüm kamuoyunun sessizliğe büründüğüne dikkat çeken Şilan Barut sözlerine şöyle devam etti: “Kamuoyunun bu tutumu tarafsızlık ya da diplomatik denge ile açıklanamaz. Bu sessizlik çıkar ilişkilerinin üzerine kurulu uluslararası sistemin bilinçli bir tercihidir. Kürtler söz konusu olduğunda sessizlik hakimdir. Çünkü Kürtler hala devlet merkezli siyasi sistem içinde halk öznesi değil, pazarlık konusu olarak görülmektedirler. ‘Endişe duyuyoruz, kınıyoruz’ açıklamaları, yaşanan katliamı durdurmadığı gibi fiilen failleri cesaretlendiren bir işlev göstermektedir. Kadınların ve çocukların, sivillerin hedef alındığı saldırılar karşısında etkili hiçbir adım atılmaması, bu suçların normalleşmesine yol açmaktadır. Dünyada Kürtler söz konusu olduğunda sessizlik yaşanıyor. Çünkü Kürtlerin yaşadığı coğrafyalar, küresel göç dengelemesi stratejik çıkarların merkezindedir. Bu çıkarlar kadınların ve çocukların yaşam haklarından daha değerli gibi görülmektedir. Bizim uluslararası kamuoyuna çağrımız nettir. Sessizlikten vazgeçin. Kürt halkına yönelik katliamlar karşısında susmak bu suçlara ortak olmaktır. Kadınların ve çocukların hedef alındığı bir yerde tarafsızlık yoktur. Ya yaşamdan yanasınız ya da katliam düzeninin sürmesinde sessiz kalarak onun parçası olursunuz. Bizler Kürt kadınları olarak bu sessizliği kabul etmiyoruz. Uluslararası kamuoyunu sorumluluk almaya, açık tutum almaya ve harekete geçmeye çağırıyoruz.” AMED













