Halep'te savaş suçu işlendi

Metin Bakkalcı

Metin Bakkalcı

  • TİHV Genel Başkanı Metin Bakkalcı, Halep'te sağlık kurumları ve sivillerin hedef alınmasının savaş suçu olduğunu söyledi.

Halep'te Kürtlerin ve Süryanilerin yoğun olarak yaşadığı Eşrefiyê, Şêxmeqsûd ve Beni Zêd mahallelerine yönelik saldırılarda ortaya çıkan görüntüler, hukukçular ve insan hakları savunucuları tarafından "savaş suçu" olarak tanımlanıyor. Aralarında çocuk ve kadınların bulunduğu yaklaşık 300 kişinin katledildiği en az 271 kişinin kaçırıldığı belirtildi. Ayrıca, Şêxmeqsûd Mahallesinde bulunan Xalid Fecir ve Eşrefiyê Mahallesindeki Şehîd Osman hastaneleri hedef alındı, saldırılarda Şehîd Osman Hastanesi Müdürü ve bir görevli, HTŞ tarafından katledildi. Öte yandan mahallelere tıbbi yardım götürmek üzere yola çıkan Heyva Sor a Kurd'un üç üyesi de HTŞ tarafından kaçırıldı. MA'ya konuşan Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Başkanı Metin Bakkalcı, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı iki mahallede yaşanan hak ihlallerin hiçbir açıdan kabul edilemez olduğunu belirterek, "Burada Şam yönetiminin sorumluluğu aşikardır. Dolayısıyla insanlık tarihinin acılarından süzülmüş bütün belgelerde de açıklıkla ifade edildiği gibi, herhangi bir devlette otorite olarak tanımlanan iktidarlar orada yaşayan herkesin yaşam hakkının korunmasında sorumludur. Dahası onların yaşam hakkını ihlal etmemek durumundadır" dedi. 

HTŞ'nin her iki mahalleye yönelik gerçekleştirdiği saldırılarda yaşanan ağır insan hakları ihlallerine dikkat çeken Bakkalcı, "Bunların arasında sağlık kurumlarının doğrudan hedef alındığı saldırılar var. Bu saldırılara yol açanların silsile içinde etkili bir şekilde soruşturularak cezalandırılması gerekiyor" diye konuştu.

II. Dünya Savaşı sonrası oluşan "insan hakları rejiminin" çöktüğünü ifade eden Bakkalcı, şunları söyledi: "Her halükarda ilgili devletlerin sorumlu oldukları için gerekli etkili soruşturmalar talebini sürdüreceğiz ve bir gün mutlaka sağlayacağız. Ancak onun ötesinde toplumlara çok özel bir sorumluluk düşüyor. Bunca acıların bir daha yaşanmaması için çaba gösterildi ve çok değerli bir birikim var. Ancak iktidarların bu birikimlere hürmetsiz tutumu karşısında uluslararası insan hakları kurumlarına daha fazla sorumluluk düşüyor."

 10 Mart Mutabakatı ile 1 Nisan Antlaşması'nın ihlal edilmesine de değinen Bakkalcı, "10 Mart Mutabakatı'nın özünde Kürtler ve diğer bütün kimliklerin özgürce birlikte yaşayabilecekleri bir ortamın sağlanması var. Dışarıdan '10 Mart Mutabakatı şartları sağlanmadı' laflarının ehemmiyeti yok. Mutabakatın merkezinde birlikte yaşama meselesi var. Orada birlikte yaşam olanağı için Suriye halklarının iradesine hürmet etme doğrultusunda herkes çaba göstermelidir" çağrısında bulundu.

Silah bırakma yetmiyor 

Türkiye'den Şam'a dönük destek açıklamalarının Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne etkilerine değinen Bakkalcı, şöyle konuştu: "Bütün mesele insan hakları ilke ve değerlerini esas alma meselesidir. Silah bırakma, tek başına Kürt meselesinin çözümü anlamına gelmiyor. Kürt meselesi, Kürtlerin kültürel, kimlik hakları başta olmak üzere bütün olarak bir demokrasi meselesidir. Demokrasi meselesi bu anlamda müzakere meselesi olamayacak bir konudur. Hiç kuşkusuz bu dille, bu yaklaşımlarla Türkiye'de sağlıklı bir arada yaşamayı güvence altına alacak bir barış sürecine hizmet etmesi düşünülemez. Buna zarar vereceği aşikardır. Türkiye'de birlikte yaşamın sağlanacağı bir ortam için insan hakları ilke ve değerlerine dayalı içtenlikli yaklaşımlara esas olarak ihtiyaç olduğu kanısını taşıyoruz." İSTANBUL

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.