Bir kadın bedeninin siyaseti

Kadın Haberleri —

Denîz Çiya

Denîz Çiya

  • Deniz’in bedeni bir sembole indirgenmemeli, bir anlatının süsü haline getirilmemeli. Onu korumanın tek yolu, adını koymak: Bu bir savaş suçudur. Bu bir kadın kırımıdır. Bu, normalleştirilemez.

SELMA AKKAYA

Halep’te bir binanın üçüncü katından aşağı atılan bir kadın bedenini izledik. Daha doğrusu, izlemeye zorlandık. Deniz’in cansız bedeni, yalnızca katledilmiş bir savaşçının bedeni değildi; o görüntü, savaşın bugün nasıl işlediğine, nasıl teşhir ettiğine ve nasıl normalleştirildiğine dair yoğun bir politik metindi.

Şiddet bir kez daha normalleşti

Silahlı erkeklerin “Allahu Ekber” sloganları eşliğinde bir kadının cansız bedenini aşağı fırlatması, inançla açıklanamayacak kadar çıplak bir iktidar gösterisiydi. Burada kutsal olan değil, kutsalın diliyle meşrulaştırılmaya çalışılan bir tahakküm vardı. Beden, düşmanla birlikte yere çakılmadı; asıl olarak kamusal alana çakıldı. Görüntü, tam da bu yüzden kayda alındı ve dolaşıma sokuldu.

Bu tür şiddet pratikleri, yalnızca öldürmeye değil, göstermeye yöneliktir. Deniz’in bedeni üzerinden kurulan sahne, karşı tarafa olduğu kadar “izleyenlere” de sesleniyordu: Kadınların silah taşıması, özneleşmesi, savaşın erkek tekelini bozması affedilmezdir. Şiddet burada askeri değil, cinsiyetlidir; mesajı da nettir.

Asıl kırılma ise görüntülerin sosyal medyada karşılandığı yerde yaşandı. Kısa sürede dolaşıma giren videolar, melek ve şeytan imgeleriyle yeniden üretildi; ironik paylaşımlarla, mem’lerle, sembolik karşıtlıklarla dolaşıma sokuldu. Öfke vardı ama bu öfke, politik bir hatta bağlanmak yerine estetikleştirildi. Böylece şiddet, bir kez daha normalleşti.

Aynı tahakküm, yeni üniformalarla

Bu normalleşme masum değil. Melek–şeytan karşıtlığı, karmaşık bir politik suçu basit bir ahlak hikâyesine indirger. Failin adı silinir, yapı görünmezleşir, sorumluluk buharlaşır. Oysa mesele bireysel kötülük değil; kadın bedenini savaşın dili haline getiren tarihsel ve siyasal bir düzenektir.

Deniz’in katledilmesinin “geçiş hükümeti” olarak adlandırılan bir yapının kontrolündeki silahlı kişilerce gerçekleştirilmiş olması, bu düzenek açısından ayrıca anlamlıdır. Geçiş söylemi, çoğu zaman şiddetin askıya alınacağı değil, yeniden örgütleneceği bir evreye işaret eder. Kadınlar açısından bu geçişler, neredeyse istisnasız biçimde süreklilik üretir: Aynı tahakküm, yeni üniformalarla.

Adalet, önce seyirden vazgeçmekle başlar

Bu nedenle Deniz’in bedenine bakarken yalnızca bir vahşet görmüyoruz; aynı zamanda kadınların politik özne olma iddiasına yöneltilmiş sistematik bir reddi görüyoruz. Bedenin aşağı atılması, bu reddin en çıplak ifadesi. Yukarıdan aşağıya: hiyerarşinin, iktidarın ve erkekliğin dili.

Bugün yapılması gereken, bu görüntüler karşısında sadece öfkelenmek değil; o öfkeyi dilsel ve politik olarak disipline etmek. Deniz’in bedeni bir sembole indirgenmemeli, bir anlatının süsü haline getirilmemeli. Onu korumanın tek yolu, adını koymak: Bu bir savaş suçudur. Bu bir kadın kırımıdır. Bu, normalleştirilemez.

Çünkü adalet, önce seyirden vazgeçmekle başlar.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.