Genel Kurul, Halep'i görüşmedi

TBMM
- DEM Parti'nin, Halep'in Kürt mahallelerindeki soykırım girişimiyle ile ilgili önergesinin Genel Kurul'da görüşülmesi reddedildi.
Halep şehrinde sivillere yönelik saldırıların yol açtığı ihlaller ve ortaya çıkan sonuçların yaratacağı bölgesel etkilerle ilgili Türkiye Meclisi'ne verilen genel görüşme önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak önceki günkü bileşimde görüşülmesi istendi. Meclis'teki iktidar çoğunluğu, bunu bile reddetti.
İnkar ve imhanın Suriye ayağı
Gerekçesini anlatmak için söz alan DEM Parti Mûş Milletvekili Sümeyye Boz, bu saldırıların sivilleri hedef alan, Kürtlere yönelik imha ve demografiyi değiştirme girişimi; onlarca yıldır değişmeyen inkâr ve imha siyasetinin Suriye sahasındaki uygulanma biçimi olduğunu söyledi. Burada açık bir niyet, bilinçli bir plan ve süreklilik arz eden bir politikanın varlığına işaret eden Boz, "Bu mahalleler, Kürtlerin Araplarla, Süryanilerle, farklı inanç ve kimliklerle birlikte halk meclisleri üzerinden kendi kendini yönettiği alanlar ,yani hedef alınan şey sadece insanlar değil, aynı zamanda Kürtlerin özne olabildiği bir yaşam biçimidir; tahammülsüzlük işte tam da bunadır. 'Kürtler var olabilir ama yönetemez, Kürtler görünür olabilir ama özne olamaz, Kürtler yaşayabilir ama karar alamaz'ın ifadesidir" dedi.
Türkiye açıkça savaşın tarafıdır
Daha önce yapılan anlaşmaya rağmen Asayiş güçlerinin katledildiğini, halk meclislerinin dağıtıldığını, siviller zorla yerinden edildiğini ifade eden Boz, şunları söyledi: "Buna yalnızca bir anlaşmanın ihlali demek yetmez. Burada apaçık, bizzat müzakere fikri, müzakere niyeti hedef alınmıştır. Sahadaki askerîi gerçeklik de aslında bunu bir şekilde ifade ediyor. Türkiye'ye ait İHA ve SİHA'ların kullanıldığı, operasyonların Süleyman Şah, El-Amşat, El-Hamzat gibi çeteler aracılığıyla yürütüldüğü ve bunları da Türk subaylarının koordine ettiğiyle ilgili bir iddia var; bunlar açıklansın ve araştırılsın diyoruz. Bir taraftan baktığımızda da gizlenecek pek bir şey yok, çünkü Türkiye bir şekilde oradaki savaşa taraf olmuştur.
Kürt düşmanlığının hali
Kürt düşmanlığı gözleri o kadar kör etmiş ki; kafa kesen DAİŞ artıklarıyla bile birlik olabiliyorsunuz. Burada açık destek, açık yönlendirme ve açık bir vekâlet savaşı var. Bu akıl yalnızca tabii ki sahada değil, propaganda düzeyinde de çalışıyor. Son yıllarda bilinçli bir şekilde dolaşıma sokulan 'SDG İsrail'le ilişkili' yalanı işte bunun tam da örneği. Bu yalanın tek bir amacı var: 10 Mart Mutabakatı'nı sabote etmek, o mutabakatta QSD'nin silah bırakmasına dair tek bir emare, tek bir işaret yok. Buna rağmen Türkiye kamuoyuna farklı bir metin piyasaya sürüldü, öyle bir metin anlatıldı. Bunlarla birlikte yapılmak istenen şeyin bu saldırılara gerekçe üretmek olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Vatanını savunan, mahallesini koruyan Kürtlerle değil, DAİŞ artıklarıyla ortak olmayı tercih ediyorsunuz."
* * *
Kaya: Güven verin, kolaylaştırın
Yeni Yol Grubu adına DEM Parti'nin önergesini destekleyen Bülent Kaya, Türkiye'nin Suriye'de taraf değil, güven veren ve kolaylaştıran bir üçüncü göz olması gerektiğini söyledi.
Yeni Yol Grubu'ndan Saadet Partisi Genel Başkanı Bülent Kaya, en uzun sınırlara sahip bir coğrafyadan bahsedildiğini belirterek, bu coğrafyadaki sükûneti, huzuru temin etmeye dönük 10 Mart Mutabakatı'nın QSD ve Şam yönetimi arasında imzalandığını hatırlattı. 10 Mart Mutabakatı'nın bir diplomatik zemin olması konusunda bir uzlaşı ortaya çıktığını, ardından da 1 Nisan 2025'teki anlaşmayla da özellikle QSD'nin bu 10 Mart Mutabakatı'na da bir nevi katkı olsun diye Halep'ten silahlı güçlerini çektiğini anımsatan Kaya, şunları söyledi: "Şimdi, Türkiye'nin bir üçüncü göz olarak, bölgedeki bütün halklara güven veren bir ülke ve kolaylaştırıcı bir güç olarak devrede olması lazım. Türkiye Cumhuriyeti orada ihtilafı olan herkesin rahatlıkla kendi masalarına garantör olsun, güven versin, kolaylaştırsın diye davet ettiği bir ülke konumunda kendisini konumlandırması lazım ki buradaki sürecin, buradaki ateşin söndürülmesine bir katkısı olsun. Biz oradaki çatışmaların tarafı olarak ya da birini suçlayıp diğerini destekleyerek oradaki iç huzuru temin edemeyiz. Herhangi bir halkı diğer halka tercih edecek bir izlenim veren, herhangi bir mezhepsel grubu bir başka mezhepsel gruba tercih ettiğimiz izlenimi veren uygulama, söz ve eylemlerden de kaçınmamız gerekir.
Kobanê'yi hatırlattı
Türkiye Cumhuriyeti'nin geniş hinterlandı ve tarihsel bağları itibarıyla Suriye'de de Irak'ta da ve coğrafyamızda da tek bir rolü olmalı; o da güven veren, barış getiren ve oradaki insanların ihtilafları için bir hakem olarak başvurduğu bir ülke konumuna kendini yükseltmelidir. Aksi takdirde, biz oradaki çatışmalardan herhangi birini tercih eden ya da endişelerimizi kamuoyu önünde yüksek sesle dile getiren ülke durumuna düşersek işte o zaman farklı toplumsal algıları beslemiş oluruz. Kobanê olaylarında yaşadığımız olay biraz da bu iletişim ve yaklaşım farklılığından kaynaklanmıştır. Benzeri hususları yaşamamak için orada bağımsız bir güç olarak, üçüncü bir göz olarak sahada birini diğerine karşı suçlayan değil, oradaki durumu tespit eden, 10 Mart Mutabakatı'nın ne aşamada olduğunu, kimin uymadığına dair bunları kontrol eden bir ülke durumunda olmamız gerektiğini ifade ediyor, Halep'te yaşanan bu çatışmaların bölgedeki huzuru bozmaya dönük çok sıkıntılı bir süreç olduğunu ifade ederek, bu hususta bir genel görüşmenin faydalı olduğunu düşünüyorum."
* * *
Tanrıkulu: Neden Obama'yı beklediniz?
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Kürtlerdeki duygu kırılmasına işaret etti; Türkiye'nin Kobanê'deki tavrını hatırlatarak, neden ABD Başkanı Obama arayana kadar kapının açılmadığını sorguladı.
Tanrıkulu, haber bültenlerinde üç Kürt mahallesinin boşaltıldığı, evlerin boşaltıldığı, tahliye edildiği, yolların kapatıldığı gibi haberlerin verildiğine dikkat çekerek, "Peki, size göre bu bir dış politika haberi mi? Gerçekten dış politika mı? Yani bizim bu coğrafyada sınırlarımız sadece bir çizgiden mi ibaret? Sınırın diğer tarafında yaşananlar, yaşayanlar, bizim duygu ortaklarımız, ortak tarihimizin, ortak kimliğimizin parçaları değil mi?" diye sordu. Tanrıkulu, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Halep, dediğiniz mesele, tam da budur işte, Kürtler açısından budur değerli arkadaşlar. Ben Diyarbakır'la ilgili, Hakkâri'yle ilgili konuşmuyorum. Bakın, yanı başımızda Haymana var, Haymanaya gidelim, orada yüzyıl önce gitmiş Kürt'e soralım. Halep'te bir yer boşaldığı zaman onun içi boşalıyor. Cihanbeyli'de, Kulu'da, Konya'da insanların gerçekten içi eksiliyor. Çiğli'de, Karabağlar'da aynı duygu yaşanıyor. Sultanbeyli'de, Bağcılar'da, Esenyurt'ta aynı duygu yaşanıyor. Bakın, mesele bir ortak duygu meselesidir; bunu anlayamadınız. Mesele orada, sınır ötesinde yaşanan bir dış politika meselesi değil, böyle bakmayalım. Bakın, Suriye'de, Suriye halklarına karşı yaşanan her şey buradaki arkadaşlarımızın, dostlarımızın, halklarımızın ortak duygusudur; böyle bakmanız lazım."
Neden şimdi SOHR'a bakmıyorsunuz?
"Bu Parlamento 2011'den itibaren Suriye'deki insan hakları ağır ihlalleri için neye bakıyordu? Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'nin (SOHR) raporlarına bakıyordu ama şimdi niye bakmıyorsunuz?" diye sormaya devam eden Tanrıkulu, şunları söyledi: "Bakın, sadece o raporlara sadece bakalım, Halep'te hangi insanlığa karşı suçların işlendiğini hep beraber görürüz. Bakın, bir ortak duygu kırılması yaşanıyor. Suriye'de yaşanan her şey Türkiye'de siyasi görüşü ne olursun Kürt'ün kalbini kırıyor, vicdanlı yurttaşlarımızın kalbini kırıyor, böyle görün, böyle anlamalısınız ama bu duyguyu maalesef biz ortaklaştıramadık.
Ömer Çelik'in itirafı
Hele hele Ömer Çelik'in söylediği sözler var ki aynı zamanda bir gerçeğin bir başka biçimiyle itirafı, gerçekten tüylerim diken diken oldu, tam da bunu anlatmaya çalışıyoruz biz. Bakın, o duyguyu Kobanê sırasında siz yaşayamadınız; 'Düştü, düşecek' dediği zaman yaşayamadınız o duyguyu. Ömer Çelik, 'Bizim -yani AKP'nin- Ortadoğu'da anti Kürt bir politika izlediğimiz izlenimi yayılmaya çalışıyor, hâlbuki öyle değil. 'Kobane düştü, düşecek.' dendiği zaman Barack Obama Cumhurbaşkanımızı aradı ve bu aramadan sonra biz insani yardım için kapıya aradık, kapıyı açtık, sınır kapılarını açtık' dedi. Bakın, tam da budur, anlayamadığınız budur, Barack Obama arayınca sınır kapıları açıldı, Kobanê'de o insanlığa karşı suç işlendiği zaman. Peki, o kapılar niye Barack Obama aramadan önce açılmadı? Neden açılmadı? İşte, tam da sorun budur, bu politikayı yürütenler bakımından sorun budur. Oradaki yurttaşlarımızı, yurttaşlarımızın kardeşlerini, Kürtleri kardeş gibi görmüyorsunuz. O nedenle o kapılar açılmadı, o nedenle bugün bu politikalara destek veriyorsunuz ve yürütüyorsunuz."














