Süreci farklı ajandalara kurban etmeyin

Tülay Hatimoğulları
- Süreç kapsamındaki gerekli adımların henüz atılmadığını söyleyen DEM Parti Eşbaşkanı Tülay Hatimoğulları, sürecin belirsizlikle yönetilerek, zamana yayıldığını vurguladı.
- Barışın, bir hükümet politikası olmanın ötesinde Türkiye'nin ortak geleceğini kurma meselesi olduğunu belirten Hatimoğulları, iktidara bir kez daha açıkça seslendi:
- "Barış, oy hesabına, seçim takvimine, anketlere, polemiklere, farklı ajandalara kurban edilemez. İktidarın sorumluluğu sürece ertelemek değil, somut ve güven verici adımlarla ilerletmektir."
Sürecin niyet beyanıyla değil, Meclis'ten geçecek bir demokratikleşme ve barış paketi ile ilerleyebileceğinin altın ıçizen DEM Parti Eşbaşkanı Tülay Hatimoğulları, ilk etapta hızlıca bazı adımların atılması gerektiğini söyledi.
DEM Parti Eşbaşkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin dünkü Grup Toplantısı'nda konuştu. Hatimoğulları, hasta tutsaklara, tahliyeleri İdare ve Gözlem Kuruluları tarafından engellenen tutsaklara, hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ihlal kararı verdiği siyasetçilere dikkat çekerek, "Kürt halkı ve Özgürlük Hareketi barış iradesini çelikten bir duruşla ortaya koydu. Bu duruşu da sürdürmektedir. DEM Parti olarak bizler de tüm çabamızı barışa, rotamızı demokrasiye, umudumuzu adalet içinde bir geleceğe yönlendirdik. Mücadeleyi ve müzakereyi bu eksen etrafında yürüttük. İktidar ve devlet, 2025'teki bu gelişmelere yakışacak adımları ve toplumsal beklentileri ne henüz karşılayamadı. Artık adım atma zamanı” dedi.
Belirsizliklerle yürüyor
Barış için ortaya çıkan tarihsel imkanın, somut siyasal ve hukuki adımlarla karşılık bulmadığını belirten Hatimoğuları, şunları söyledi: "Süreç belirsizliklerle yönetiliyor. Zamana yayılıyor. Bu, barışı ilerletmiyor. Barış açıklık, cesaret ve kararlı bir irade ister. DEM Parti olarak şunun altını ısrarla çiziyoruz; barış süreci belirsizliğe terk edilemez, zamana yayılamaz, başka siyasal dosyaların gölgesine sıkıştırılamaz. Bu süreç niyet beyanıyla değil, Meclis'ten geçecek bir demokratikleşme ve barış paketi ile ilerleyebilir. Yapılması gerekenler somut. İlk etapta hızlıca bazı adımların atılması gerekiyor;
* Sayın Abdullah Öcalan'ın özgür iletişim ve haberleşme koşulları sağlanmalıdır.
* Komisyon, Kürt meselesini şiddet zemininden hukuki ve siyasi bir zemine çekebilecek adımların atılmasını sağlamakla yükümlüdür. Bunun için ilk elden PKK’ye ve sonuçlarına ilişkin özel bir yasa çıkarılmalıdır.
* Kayyum rejimi derhal son bulmalıdır. Ahmet Türk'ün beraatine rağmen hala Mardin'de kayyumun görev süresinin uzatılmış olması, bu sürecin ruhuna ters düşmektedir.
* Demokratik Entegrasyon Yasası çıkarılmalı.
* İnfaz hukukunda kapsamlı, adil, eşitlikçi düzenlemeler yapılmalıdır. Siyasi tutsaklar derhal serbest bırakılmalıdır.
Geleceği kurma meselesi
Meclis ve siyaset kurumunun tarihsel sorumluluğuna işaret eden Hatimoğulları, şöyle devam etti: "Barış, bir hükümet politikası olmanın ötesinde Türkiye'nin ortak geleceğini kurma meselesidir. Buradan hem iktidara hem muhalefete açıkça sesleniyoruz; barış, oy hesabına, seçim takvimine, anketlere, polemiklere, farklı ajandalara kurban edilemez. İktidarın sorumluluğu sürece ertelemek değil, somut ve güven verici adımlarla süreci ilerletebilmektir. Muhalefetin sorumluluğuysa seyirci olarak izlemek değil, demokratik çözümün bir parçası olmaktır. Bakın, süreç karşıtlığı hızla örgütleniyor. Hepimiz farkındayız. 'Süreç bölünme getirir' diyorlar. Oysa tam tersi, inkar ve baskı politikaları ülkeyi böler. Demokratik bir çözüm Türkiye halklarının birliğini güçlendirir. DEM Parti olarak barışı Meclis’te savunacağız, sokakta örgütleyeceğiz ve büyüteceğiz."
Süreç, tehditlerle yürümez
Kuzey ve Doğu Suriye halklarının tehdit edilerek, QSD ve Özerk Yönetim'e 'Teslim olun’ denildiğini kaydeden Hatimoğulları, "Bugüne kadar hangi sorun teslimiyetçi bir anlayışla çözüldü? Mevcut geçici yönetimin tekçi, mezhepçi, ırkçı yapısının farkında değil misiniz? Orada yaşanan Dürzilere ve Alevilere dönük bu kadar capcanlı, dipdiri hala devam eden bir katliam yaşanırken Kürtlere bu çağrıyı yapmak hangi anlayışa sığar?" sorularını sıraladı. İşte bu gerçeklere rağmen Kürt halkına 'teslim ol' demenin, kardeşliği ve eşitliği dışlayan bir adaletsizlik olduğunu belirten Hatimoğulları, şunları dile getirdi: "Farklılıkları yok sayan Şara rejimini, Kürt'e karşı öne sürmekten vazgeçin. Sayın Öcalan'ın yılbaşı arifesinde Suriye'ye yönelik çözüm barış ve kardeşlik ekseninde çok önemli bir mesajı yayınlandı. Üzerinden saatler geçmeden Savunma Bakanı Yaşar Güler tehditler savurdu. Biz bir kez daha diyoruz ki; bu tehdit dilinden vazgeçin. Bu süreç tehditle ve tehdit dilini öne çıkartarak ilerletilebilecek süreç değil.
MHP yönetimine de çağrı
Suriye halklarının bize ihtiyacı var, tehditlere değil. Tehdit dili bölgeye barış getirmez. Artık silahların değil, diyaloğun konuştuğu bir döneme ihtiyacımız var. Herkesin bu görev ve sorumluluğu bir an dahi unutmadan hareket etmesi çok önemli. Suriye'de en sağduyulu, çözümden ve birlikte yaşamdan yana olanların sesini duymak gerekiyor, bastırmak değil. Türkiye, kolaylaştırıcı, yapıcı, diyaloğa açık bir rol üstlenmelidir. Şunu unutmayalım ki; Suriye, sadece Arapların değildir. Arapların, Kürtlerin, Dürzilerin, Ermenilerin ve burada sayamadığım çok farklı halklardan ve inançlardan insanlarındır. Suriye'de yeniden bir kaos ve karmaşanın olmamasının en önemli yolu, Suriye'nin demokratikleşmesinden geçer. Türkiye'ye de düşen görev, buna destek olmaktır."
Soruları da yanıtladı
Eşbaşkan Hatimoğulları, toplantının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Hatimoğulları, "DEM Parti heyeti ile Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın görüşmesi için bir randevu tarihinde bekleniyor. O randevu alındı mı?" sorusuna "Randevu talebi var ama henüz netleşmedi. Netleştiğinde sizlerle paylaşacağız" yanıtını verdi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin QSD'ye yönelik "Ya mutabakatla ya da zorla Suriye'nin üniter yapısının inşa edilmesi gerekiyor. SDG'nin İsrail'in dümen suyuna girmemesi gerekiyor" sözleri de soruldu. Hatimoğulları, şöyle yanıtladı: "Suriye'deki gelişmelerin Türkiye'yi etkilediğinin elbette farkındayız. Türkiye'de devam eden bir süreç var. Burada sağlıklı bir ilerlemenin kaydedilmesi halinde Suriye'ye de olumlu yansıması olacaktır. QSD ve Şam geçici yönetimi bir görüşme gerçekleştirdi. Burada bir mutabakat arayışı karşılıklı bir şekilde devam ediyor. Burada Türkiye'ye düşen en önemli görev Suriye'deki gelişmelerin demokratik entegrasyon zemininde hayat bulmasına katkı sağlamasıdır. Bu görüşmeler devam ederken bu tarz açıklamalar yeterince iyi olmuyor. Tehdit dili, bu süreci ilerletebilecek bir dil değil. Türkiye'de Kürt sorununun barış ve demokratik yöntemle çözümü, aynı şekilde Suriye'de bu zeminin güçlenmesi, özellikle iç barışın tahkim edilmesi konusunda son derece ilerletici olacaktır."
Bahçeli ne demişti?
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin dünkü Grup Toplantısı'nda 'Terörsüz Türkiye'nin oluşması ve olgunlaşması amacıyla çalışmalarını sabırla devam ettirdiklerini belirterek, şunları söyledi: "Allah'ın izniyle hedefimize vasıl olacağız. Büyük bir kucaklaşma ve kaynaşma seferberliğiyle çevremizde kazılan nifak çukurlarına inanıyorum ki düşmeyeceğiz. Tökezlememizi ümit edenleri yine hayal kırıklığına uğratacağız. Suriye'de geciken ve ertelenen entegrasyon sürecinin bir an evvel gerçekleşmesi, 27 Şubat İmralı çağrısına müzahir gelişmelerin ortaya çıkması lazımdır. SDG/YPG'nin müzakere edilemez talepleri gündeme taşıması akıllara evvela uzlaşmadan kaçmak için mazeret ürettiğini getirmektedir. Bu yanlıştır, istikrar ve huzur hedeflerini sekteye uğratmaktadır. SDG/YPG Suriye'nin kuzeydoğusunda geniş bir alanda fiili hakimiyet kurmuştur. Bu bölge yer altı ve yer üstü kaynakları bakımından son derece zengindir. SDG/YPG'nin İsrail'in dümen suyuna girmesi, bu Siyonist alçaklık tarafından Mazlum Abdi'nin PKK'nın kurucu önderliği yerine hazırlanıyor görüntüsü çözümsüzlüğü ve kaosu sertleştirecektir. Buna da hiç kimsenin hakkı yoktur. Ya mutabakatla ya da zorla Suriye'nin üniter yapısı, siyasi ve toprak bütünlüğü kategorik olarak tesis edilmeli, bilhassa Arap aşiretleri Şam yönetiminin ön şartsız yanında durmalıdır. Suriye'de İsrail planları bozulacaktır. Bu Siyonist şımarıklığın DEAŞ kartını masaya sürüp Türkiye üzerinde istihbarat operasyonları ve terörist faaliyetler yürütmesinin bedeli de çok ama çok ağır olacaktır." ANKARA







