Tüm partilere birlik daveti

Demokratik Birlik İnisiyatifi

Demokratik Birlik İnisiyatifi

  • Demokratik Birlik İnisiyatifi, Kürdistan'da yaşanan gelişmelere işaret ederek, tüm parti ve örgüleri ulusal birliğe davet etti.

Demokratik Birlik İnisiyatifi'nin önceki gün gerçekleştirdiği 2. Olağan Genel Kurulu'nun sonuç bildirgesi açıklandı. Açıklamanın Kürtçesini inisiyatifin sekreteryasından Songül Korkmaz, Türkçesini ise sekreterya üyesi Cemal Satı okudu. Bildiride şu ifadelere yer verildi: “Halep’in Şêxmeqsût ve Eşrefiyê mahallelerinde Kürt halkına karşı gerçekleştirilen saldırı, katliam ve yerinden göçertmelerin, Halep başta olmak üzere, Suriye’nin Kürtsüzleştirilmesi, faşist, ırkçı, mezhepçi ve selefi akılla demografik yapısını değiştirmeye dönük olduğu gerçekliğine vurgu yapmıştır. Önce Alevi halkına, ardından Dürzi halkına ve şimdi de Kürt halkına karşı gerçekleştirilen vahşi saldırı ve katliamlar, bu stratejik aklın peyderpey hayata geçirilişini açıkça ortaya koymuştur. Uluslararası toplumu, DAİŞ barbarlığından kurtaran Kürt halkı ve QSD’nin bileşenleri olan tüm Suriye halklarının DAİŞ çetelerine karşı verdikleri kahramanca mücadele ve ödediği bedeller karşısında vefalı ve saygılı olmaya, Kürt halkıyla her düzeyde dayanışmaya çağırıyoruz. 

Tekrar çözümsüzlüğe mahkum

Suriye’de yaşanan, ancak giderek de tüm bölge ülkelerini ve halklarını kapsayacak büyük bir çatışma ve savaş potansiyeli taşıyan bu saldırılar, Kürt sorununun çözüm girişimlerini provoke etmeyi ve tekrar çözümsüzlüğe mahkum etmeyi amaçlayan bir saldırıdır. Genel Kurulumuz, Tüm Türkiye halklarına ve demokrasi güçlerine duyarlılık ve Kürt halkıyla dayanışma çağrısında bulunmaktadır. Geliştirilmek istenen Demokratik Çözüm ve Barış sürecinin devlet ve AKP iktidarı tarafından zamana yayılması; sürecin başarı ile sonuçlanmasının önünü açacak olan hukuki ve yasal adımların atılmaması, süreci riske etmektedir.

Türk devlet aklının eseri

Gerek dünyadaki gerekse de Ortadoğu’daki siyasal ve toplumsal gelişmeler, Türkiye’nin en hayati sorunu olan Kürt sorununa yaklaşımda devlet aklının daha ciddi, gerçekçi ve stratejik politikalar geliştirmesini zorunlu kılmaktadır. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı ve güvenlik bürokrasisinin açıklamalarından da anlaşılacağı üzere HTŞ’yi saldırıya teşvik edenin de, cesaretlendirenin de, her türlü savaş teçhizatıyla donatanın da, bu aklın olduğunu tüm dünya görmektedir. Suriye'de Kürtler, Araplar, Dürziler, Ermeniler, Türkmenler, Süryaniler, Êzîdîler, Aleviler, Şiiler, Sünniler bütün Suriye halklarının ve inançlarının birlikte yaşayabilecekleri demokratik bir Suriye’nin gerçekleşmesi önündeki en büyük engelin bu politika olduğu aşikardır. 

Herkese büyük kaybettirir

Genel Kurulumuz, bu politikanın ve uygulanmaya çalışılan bu senaryonun Türk devletine de Türkiye ve tüm Ortadoğu halklarına da büyük kaybettireceğinin altını çizmiş, DAİŞ’in türevi olan HTŞ çetelerinin tüm bölge halklarının geleceğini tehdit eden karakterine vurgu yapmış ve uyarıda bulunmuştur. Genel kurulumuz, Paris anlaşmasıyla Kürt halkının kazanımlarını hedef alındığını belirtmiştir. Kürt halkının Ortadoğu gerçekliğinde bir statü sahibi olmasını engellemek amacıyla gerçekleştirilen tüm bu saldırılar, halklarımızın ortak mücadelesiyle boşa çıkartılacak; hak, hukuk, adalet ve halkların iradesi mutlaka kazanacaktır. 

Kurumsallaşmaya gitmek

Genel Kurulumuz, dört parça Kürdistan’da yaşanan olağanüstü gelişmelerden yola çıkarak ulusal birliğin tüm Kürdistani partiler, sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri, aşiretleri, inanç ve etnik topluluklarının tümü açısından hayati bir önem ve aciliyet içerdiği, ertelenemez bir sorumluluğumuz olduğunu bir kez daha dile getirmiştir. Dört parça Kürdistan’da halkımız açısından tarihi fırsatların yaşandığı bir dönüm noktasından geçmekte olduğumuz, yaşanan siyasal ve toplumsal gelişmelerden de bellidir. O nedenle zamanın ruhunu doğru okumak, buna uygun ulusal birlik çatısı altında kurumlaşmaya gitmek hayati önem taşımaktadır. İçinden geçtiğimiz süreç böyle bir süreçtir. 

Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engelin tarihsel bir sorun haline gelen Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle demokratik çözümünün acil olarak gerçekleştirilmemesidir. Türkiye, bir halklar ve inançlar mozaiğidir. Bu zengin mozaiğin demokratik entegrasyon içerisinde ortak bir vatan ve demokratik bir cumhuriyette birlikte yaşamalarının mümkün olduğuna olan inancını ve kararlılığını bir kez daha çok güçlü bir biçimde vurgulamıştır. Bu nedenle demokratik siyasetin, toplum bilinci ve örgütlülüğünün geliştirilmesini en temel ve asli bir çalışma ve mücadele yöntemi olarak gördüğünü bir kez daha deklare etmiştir.

Süreci yönetebilmesi için

Türkiye’de yaklaşık bir yıldır devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başarıyla taçlandırılabilmesi için bu sürecin önünü açan Sayın Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması, süreci başarıyla yönetebilmesinin özgür koşullarının oluşturulmasının hayati ve en öncelikli bir gündem olarak gördüğünü, bunun barışın gerçekleşmesi için hayati olduğunu belirtmektedir.

Bu nedenle Türkiye’de yargının siyasallaşmasını, muhalefetin her türlüsüne karşı yargı eliyle operasyonlar çekilerek, tüm muhalefetin tasfiye edilmesini, etkisizleştirilmesini, kayyum politikalarında ısrar edilmesini demokratik siyasetin ve dolayısıyla demokratik barışçıl bir sürecin geliştirilmesinin, ortak vatanda demokratik bir düzenin inşasının önündeki en büyük engellerden biri olarak gördüğünü güçlü bir biçimde vurgulamaktadır." AMED

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.