Türk devleti yine Kürtleri arkadan vurdu

Şemsettin ÖZER yazdı —

  • Kürtler elbette direnecektir, ancak mesele yalnızca direnerek ölmek değildir. Sorun, statüsüzlüğün Kürtleri tarihten silme noktasına getirmesidir. Varlık ile yokluğun eşiğindeyiz.

ŞEMSETTİN ÖZER

Burada Türk devletine, medyasına ya da toplumuna doğrudan söylenecek bir sözümüz yoktur; olamaz da. Yapsınlar. Onlar düşmanlıklarını yapıyor. Tarihten bugüne kalleşlik ve arkadan vurma üzerine kurulmuş bir kültürsüzlük geleneğine sahiptirler. Tarih boyunca Türk devletinin başını çektiği Ortadoğu coğrafyasında, Kürtleri ortadan kaldırmak amacıyla ne kadar insanlık dışı örgüt ve devlet varsa hepsiyle ittifak kurulmuş, her yol denenmiştir. Bugün de bu çizgi devam ediyor.

Şu açıkça söylenmelidir; Türk devletinin yarattığı Kürt fobisi sonucunda faşist bir toplum inşa edildi. “Kürt anasını görmesin” noktasına varan, hiçbir ahlaki sınır tanımayan bir toplumsal iklim, iktidar ve devlet açısından vazgeçilmez görüldü.

Mussolini ve Hitler de karşıt düşmanlıklar yaratarak toplumlarını faşistleştirdi, toplumsal desteği aldıktan sonra katliamlarını başlattı. Hitler’in iktidara gelişi ve Yahudileri soykırımdan geçirmesi, toplumu sistemli biçimde manipüle etmesiyle mümkün oldu. Eskiden kurbanlar arabalara bindirilir, yollarda halka teşhir edilerek idam yerlerine götürülürdü; toplumun tezahüratları altında cellât, kurbanın altındaki sandalyeye tekmeyi vururdu. Arenalarda ise haftalık toplumsal etkinliklerden biri olarak kurbanlar sahaya çıkarılırdı. Toplum toplanır, kralın gelişiyle birlikte kurban arenaya sürülür ve aslanlarla dövüştürülürdü. Aslan, kurbanı parçalarken halk da ayağa kalkar, “Yaşasın Kral!” diye bağırır; kralın onuru adına kurbanın kanı akıtılırdı. Toplumsal çürüme ve iktidarın çöküşü işte böyle başlardı.

En küçük bir statü yoksa

Hitler, Yahudileri trenlerle soykırıma taşırken Almanlar caddelere çıkıp ölüm sloganları atıyordu. Kürt–Türk tarihi de ne bundan farklıdır ne de bunun ötesindedir. En son Halep’te, Türk devletinin öncülüğünde Kürt çocuklarının binalardan aşağı atıldığı, Kürt kadınlarının ganimet olarak alındığı görüntüler, dünyaya gizlenmeden servis edildi. Bugün hâlâ Halep’teki Kürtlerin akıbeti bilinmiyor ve belki de hiçbir zaman bilinmeyecek. Bir halkın kendisini savunacak en küçük bir statüsü yoksa; hele Türk devletinin başını çektiği barbarlığın hızla türediği bir coğrafyada yaşıyorsa hayatta kalmak, ancak bir mucizeye bağlıdır.

Kürtlere yaklaşım hep böyleydi

Halep, Kürtlere ve özellikle Kürt kadınlarına yönelik tutumun insanlığın utanması gereken karelerine tanıklık etti, çünkü komşumuz, “kardeşimiz Türk devleti”, Kürtlerin varlığını kendisine fazla görüyor. Bu nedenle Kürt iradesini kırmak, öncelikle özgür Kürt kadını ortadan kaldırmak için yıllardır uygun zemini kolladı ve “şimdi tam zamanıdır” dedi. İlk deneme de Halep’te yapıldı. Dolayısıyla Türk–Kürt tarihinde Kürtlere yaklaşım hep bu şekildeydi; bunun aksini kimse inkâr edemez.

İşte toplum böyle faşistleşir ve faşistleşmiş bir toplumda yaşamak olanaksızdır. Halep’te vahşet yaşanırken, Türk medyasından toplumuna kadar “Yaşasın Türk devleti” sloganları ve “Kürt’e ölüm” nidaları eşliğinde Kürtlerin pencerelerden aşağı atılışı zevkle seyredildi. Tarih, buna tanıklık etti.

Mesele direnerek ölmek değildir

Dünü sorgulamadan trajediler kaçınılmaz olarak kendini tekrarlar. Şu an adım adım Tamil Kaplanları planı mı uygulanıyor? Fazla mı Koalisyon güçlerine bel bağlandı? Fazla mı Türk'ün sözlerine inanıldı? Evet, Kürtler duygusal ve çabuk inanan bir millettir, ancak siyaset ve askeri kurmay aklı bu ikisine de yer vermez. Askeri stratejist Sun Tzu, “Düşman, senin hakkında ne düşündüğünü düşünmeden önce, onun senin hakkında ne düşünebileceğini bilmektir” der. Evet Türklerin en büyük sözleri ihanettir. Bunu birçok Kürt önderin idam edilişlerinden biliyoruz. 

Mesele, Kürt siyasi hareketlerinin bir araya gelememesinde mi yatıyor. Her şeyi “emperyalistlerin oyunu” deyip geçerek; Efrîn'i, Girê Spî’yi, Serêkaniyê’yi nedenleriyle birlikte sorgulamadığımız, ders çıkarmadığımız için mi Halep yaşandı? Neden Rojava bu noktaya geldi? Nedenleri açığa çıkarmadan, neden–sonuç ilişkilerini kurmadan ilerlersek Kürtlerin diğer kazanımlarının da kaçınılmaz olarak elden gideceği açıktır. Kürtler elbette direnecektir; tarihte olduğu gibi bugün de direnecektir, ancak mesele yalnızca direnerek ölmek değildir. Sorun, statüsüzlüğün Kürtleri tarihten silme noktasına getirmesidir. Bugün tam da varlık ile yokluk eşiğindeyiz.

Hataların hesabı soruldu mu?

Evet, Halep yalnız bırakıldı. Peki, yukarıda belirttiğimiz gibi geçmiş hataların hesabı soruldu mu? Halep’te soykırım yaşanırken DEM’in Tandoğan mitinglerinin —önceden planlanmış olsa bile— iptal edilmesi gerekmez miydi? Aynı gün, Fazılların, Çiçeklerin, Adillerin diyarı olan Silopi’de Kürt gençleri Fenerbahçe için sokağa çıkıp kutlama yapıyordu. Kürtler ve özellikle Kürt gençliği neden bu noktaya geldi? Bu çelişkilerin nedenleri sorgulanmadan Halep’in kaderi, kaçınılmaz olarak tüm Kürtlerin kaderi olacaktır.

Devlet Bahçeli, Meclis kürsüsünde çeteleri ve Türk ordusunun “zaferini” kutlarken, cumhuriyetin kurtuluşunu bir kez daha Kürt kanı üzerinden ilan ediyordu. Bir yandan da “Kim Halep’te Kürtleri öldürmüş diyorsa karşısında Türk devletini bulur, kimse kardeşimize dokunamaz” diyerek açık bir Alicengiz oyunu sergiledi. Bu söylemle, cümlesini bitirmeden kimi Kürt şahsiyetleri ve kurumları hedef tahtasına koydu. Türk devleti hangi Kürt'ü hedef alıyorsa o Kürt doğru yoldadır.

Toplum da yöneticileri de hasta

Küçük zihniyetiyle adeta nörolojik bir hasta gibi davranan Bahçeli, Özgürlük Hareketi'nin “sürece karşı olduğunu” söylerken kendisi barış havarisi kesiliyordu. Gerçekten de bilim insanları Türkiye toplumunu ve yöneticilerini değerlendirse muhtemelen “Türk toplumu ve yöneticileri ağır bir nörolojik vakadır” der. Dolayısıyla Türk toplumu derin bir ahlaki çöküş içindedir; bu durum Halep’te açığa çıktı. Yöneticiler nörolojik olarak hasta oldukları için bu çürümüşlüğü göremiyor.

Halep katliamı alkışlanırken Bahçeli, ve onun devleti bir şeyi unutuyordu: Teslimiyet ve boyun eğme, Kürt lügatında eskide olduğu gibi bugün de yoktur. Hele Apocu hareketin yarattığı direniş kültürü, en zor anlarda bile umut ışığı yaratmıştır. Evet, Apocu direniş ruhunun Halep’te nasıl bir fedaice savaştığını dost da düşman da gördü, ancak Türk devleti aklı hasta olduğu için bunu göremedi. Savaşlarda kazanmak olduğu gibi kaybetmek de vardır, ancak şunu biliyoruz: Apocu hareket, Halep katliamını nasıl zafere dönüştüreceğini iyi bilir. O an geldiğinde tarih buna tanıklık edecektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.