DNA kime ait? Katil silahı kimden aldı?
Dosya Haberleri —

Mehmet Şirin Aydın (Mîr Perwer), Emine Kara (Evîn Goyî) ve Abdurrahman Kızıl
2. Paris Katliamı dava avukatlarından David Andic, Fransa'nın Kürtlere yönelik katliamı neden aydınlatmadığını anlattı:
- Malet’in elindeki silahların bir tanesinin tetik kısmında bir kadına ait DNA bulundu. İsterlerse bu kişiyi bulabilirlerdi. Ancak savcılık “gerek yok” diyerek DNA’nın kime ait olduğunu tespit etmedi.
- Soruşturmada yapılan işlemlere baktığımızda, olayın aydınlatılmak istenmediği ortadadır. 1. Paris Katliamı soruşturmasında bir ilerleme oldu, ancak bu dosya “devlet sırrı” gerekçesiyle kapatıldı.
- Bizim talebimiz basittir: Bu dosyaya, geçmişte benzer nitelikteki ırkçı ve siyasi saldırılara uygulanan aynı hukuki ciddiyet ve aynı nitelendirme uygulansın. Ne eksik, ne fazla. Sadece hukuk.
BERFÎN DENİZ/PARİS
Fransa’nın başkenti Paris’te 23 Aralık 2022’de Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’ne yönelik silahlı saldırıda, Kürt Kadın Hareketi’nin öncülerinden Emine Kara (Evîn Goyî), sanatçı Mehmet Şirin Aydın (Mîr Perwer) ve Kürt yurtsever Abdurrahman Kızıl katledildi. Aradan geçen üç yıla rağmen, Kürt kamuoyunu tatmin edecek bir soruşturma yürütülmedi. Bu dosya, Fransa’da işlenen diğer ırkçı ve yabancı düşmanı saldırılarla kıyaslandığında çarpıcı bir çifte standart ortaya koyuyor. Örneğin, 31 Mayıs 2025’te Puget-sur-Argens’de bir Fransız, Tunuslu komşusu Hichem Miraoui’yi ırkçı motivasyonla öldürdü ve iki Kürt’ü yaraladı. Bu olay, faile yönelik internet paylaşımları ve ırkçı saiklerle işlendiği gerekçesiyle Ulusal Anti-Terör Savcılığı (PNAT) tarafından terör kapsamında inceleniyor. Oysa 23 Aralık katliamında Malet’in açıkça Kürtleri ve Ahmet Kaya Derneği’ni hedef almasına rağmen, soruşturma terör kapsamında yürütülmedi.
Davaya ilişkin tüm itiraz ve soruların yanıtsız bırakılması, Fransa’nın dosyayı aydınlatmak istemediği yönünde bir kanaat oluşturuyor. Dava avukatlarından David Andic, tüm başvurulara rağmen dosyanın terör kapsamına alınmamasını eleştiriyor.
Andic, 2. Paris Katliamı’na yönelik soruşturmaya ilişkin sorularımızı yanıtladı.
Dosyada hangi aşamaya gelindi? Önemli bir gelişme ya da ilerleme kaydedildi mi?
Ne yazık ki somut bir ilerlemeden söz etmek mümkün değil. Aksine dosyada ciddi bir durgunluk söz konusu. William Malet’in çelişkili ifadelerine karşı yaptığımız tüm başvurulara rağmen herhangi bir ilerleme sağlanmadı. Başvuruda bulunduğumuz savcılık, dosyanın anti-terör kapsamında incelenmesini reddetti. Savcılığa göre soruşturma geçtiğimiz mart ayında tamamlandı; ancak bize göre soruşturma hâlâ sonuçlanmış değil. 22 Temmuz 2025 tarihinde, soruşturmanın sona erdiğine dair bir iddianame hazırlanarak, dosyanın Ağır Ceza Mahkemesi’ne (Cour d’assises) sevk edilmesi öngörüldü. Bu iddianamede isnat edilen fiilin ırkçı saik taşıdığı kabul edilmekle birlikte, terör suçu kapsamında değerlendirilmesi bu aşamada reddedildi. Saldırının terör niteliği taşıyıp taşımadığı meselesi, bağımsız yargıçlar ve halktan oluşan jüri huzurunda, yargılama sırasında tartışılacaktır. Yargılamanın ne zaman başlayacağı ise henüz netlik kazanmış değil.
Size göre neden soruşturma henüz tamamlanmadı, neler eksik kaldı?
Örneğin silahlar, silahların taşındığı çanta; videoda Saint-Denis Garı’nda Malet’in elinde görülen bu çanta kayıptı. Daha sonra Malet, sorgusunda çantayı evinin altında bulunan depoda olduğunu belirtti. Polis, Malet’in söylediği yerde çantayı buldu. Bu durum bize şunu gösteriyor: Polis soruşturmayı yeterince yapmamış. Bu silahların bir tanesinin tetik kısmında bir kadına ait DNA bulundu. Başvuru yaparak bu DNA’nın kime ait olduğunun bulunmasını istedik. Kesin olan bir şey var: Bu DNA, o gün orada bulunan polislere ya da Malet’in annesine ait değil. İsterlerse Avrupa’da ya da Türkiye’de, nerede olursa olsun, bu kişiyi bulabilirlerdi. Ancak savcılık “gerek yok” diyerek DNA’nın kime ait olduğunu tespit etmedi.
Neden böyle yapılıyor? Soruşturmanın başından sonuna kadar yapılan işlemlere baktığımızda, bu olayın aydınlatılmak istenmediği çok net ortadadır. 2013’teki 1. Paris Katliamı soruşturmasında bir ilerleme oldu, ancak bu dosya “devlet sırrı” gerekçesiyle kapatıldı. 2022’de ise hiç araştırma bile yapmak istemiyorlar. Savcılık bir şey yapmak istemediğinde, buna karşı yapabileceğimiz bir şey kalmıyor.
Örneğin diyoruz ki: Malet, İsviçre’ye, Almanya’ya gitmiş; buralarda ne yapmış? Bulunan silahların içinde yeni silahlar var. Bu silahlar nereden satın alındı? Bu soruya “Silahı aldığım kişiler öldü” diyerek cevap veriyor ve konunun üstü kapatılıyor. Oysa bu silahların seri numaraları var. Üç kişinin katledilmesinde kullanılan silahın nereden geldiği hâlâ bilinmiyor.Bir silahı 2018’de aldığını söylüyor. Peki banka hesabına bakıldı mı? Bu para nereden geliyor, nereye harcanmış? Nakit para çekmiş mi? Eğer para çıkışı yoksa o zaman Malet bu silahları satın almadı demektir. Sabah erkenden Saint-Denis bölgesine gidip, belki hangi devletle bağlantılı olduğunu bilmediğimiz bir ajandan aldı. Savcılık, hâkim ve anti-terör birimlerinin yaklaşımı şu yönde: “Malet ne söylüyorsa odur. Sanığın ifadeleri yeterlidir.” Malet’in savunması da şu doğrultuda: “Ben yabancıları öldürdüm, bu bir cinayettir.”
Peki silah meselesi dışında olağan dışı bir durum tespit edebildiniz mi?
Psikologla yaptığı görüşmede “Ahmet Kaya Derneği, PKK ve ‘teröristlerin’ yeridir” diyor. Kim Ahmet Kaya Derneği hakkında böyle bir yorum yapabilir? Psikoloğun “Kürtleri ve tarihlerini biliyor musun?” sorusuna ise “hayır” cevabı veriyor.
Poliste verdiği ifadesinde hedefinin Ahmet Kaya Kürt Kültür Derneği olduğunu söylerken, savcılıkta verdiği ifadesinde yabancıları öldürmek için olduğunu söylüyor. 23 Aralık’ta katliam esnasında kafeterya kısmında olan Ercan Ekin, hem poliste hem de savcılıkta verdiği ifadede şunları söylüyor: “Tezgâhın arkasında bulaşık yıkadığım sırada ardışık silah sesleri duydum. Silah seslerini duyduktan hemen sonra bulunduğum yerden dışarıyı görebilecek bir noktaya yöneldim. Bu esnada saldırganın kültür merkezinin merdivenlerinden yukarı çıktığını gördüm.”
Malet’in atışları çok profesyonelce. Şu ana kadar William Malet, merdivenden çıkmadığını söylüyor ve ısrarla aşağıdan ateş ettiğini belirtiyor. Ekin ise Malet’in yukarı çıktığını, Evîn’in başına sıktığını, Mîr karşıya kaçmaya çalıştığında ona dikkat etmediğini ve Evîn’e tekrar ateş ettiğini belirtiyor. Malet ise bunu ısrarla kabul etmiyor. Balistik raporlar Ekin’in verdiği ifadeleri doğruluyor. Çünkü mermi kovanları yukarıda bulunuyor ve bu durum atışların yukarıdan aşağıya doğru yapıldığını gösteriyor. Olayı camdan gören bir tanık da Malet’in merdivenlerden yukarı çıktığını söylüyor.
Ayrıca Ocak 2025’te dernekte yapılan tatbikatta, barın arkasından (Ercan’ın saklandığını söylediği yer) her şeyin görülebildiği anlaşıldı. Ercan Ekin başından beri aynı ifadeleri verdi, ancak Malet’in ifadesi her seferinde farklı oldu.
Malet önce merdivenin başında duruyor, Abdurrahman Kızıl’a, sonra Evîn’e, sonra da Mîr Perwer’e ateş ediyor. Mîr kaçıyor, peşinden gitmiyor ve basamakları çıkarak tekrar Evîn’in kafasına ateş ediyor. Ve derneğe girmiyor. Ercan Ekin de ifadesinde Malet’in derneğe girmediğini ve hedefinin Evîn olduğunu söylemişti. Ayrıca Ekin’e verilen ifadede, katledilen kişiler için neden “şehit” ifadesini kullandığı soruluyor.
Bildiğimiz kadarıyla olayın şahidi Ercan Ekin sınır dışı edilmek istendi…
Ekin, saldırının ardından Kürt basınına verdiği röportajlarda, katliamda Türk devletinin olası bir rolü olabileceğine dair şüphelerini dile getirdi. Bu nedenle Türkiye’ye dönmesi hâlinde hapis cezası ve kötü muameleyle karşı karşıya kalacağını ifade etti.
2025 tarihli psikiyatrik değerlendirme raporunda ise Ercan Ekin’de yüksek düzeyde travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ve depresif bir dönem tespit edildi. Buna rağmen Fransa makamları hakkında sınır dışı kararı aldı. Bu durum, sağcı gazeteciler tarafından dahi şaşırtıcı ve tuhaf bir karar olarak değerlendirildi. Milletvekilleri ile CDK-F’nin girişimleri ve yazdığı mektuplar sonucunda sınır dışı edilme kararı iptal edildi ve Ekin’e oturum hakkı tanındı.
Fransa’da Malet’in katliamı neden terör kapsamına alınmadı ve bu durum nasıl bir çifte standart yaratıyor?
31 Mayıs 2025’te Puget-sur-Argens’de bir Fransız, Tunuslu komşusu Hichem Miraoui’yi ırkçı motivasyonla öldürdü ve iki Kürt’ü yaraladı. Bu kişi, internet ortamında yayımladığı videolarda yabancıların öldürülmesi gerektiğini savunuyordu. Bu olay Fransa’da nefret suçu ve olası terör bağlantılı bir dava olarak takip ediliyor. Olay, ırkçı ve yabancı düşmanı saiklerle işlendiği gerekçesiyle Ulusal Anti-Terör Savcılığı (PNAT) tarafından inceleniyor. Bu olayda yaralanan Akif B.’nin avukatıyım. Orada ırkçı ve yabancı düşmanı saikle terör kapsamına alınırken, burada neden aynı şey söz konusu olmuyor? Bu büyük bir soru işaretidir.
Bugüne kadar Fransa’da bir Fransız vatandaşının bir yabancıyı öldürdüğü dosyalar terör kapsamında ele alınmıyordu. Bu yüzden Malet’e bu katliam yaptırıldı. Malet’in “yabancıları sevmiyorum”, “Ahmet Kaya Derneği PKK’li Kürtlerin yeridir” söylemlerine rağmen, ideolojik bir düşüncesinin olmadığı iddia edilerek davanın terör davası olmadığı savunuluyor. Akif B.’nin davasında ''ideolojiye gerek yok'' denilirken, 23 Aralık dosyasında “ideolojik değil” deniliyor. Bu açık bir çifte standarttır. Bu durumu Fransa medyasında defalarca dile getirdim. Üç yıl içerisinde yapmadığımız başvuru kalmadı ve hiçbir başvurumuz sonuç vermedi. Anti-terör ekibi bu durumun aydınlatılmasını istemiyor. Anti-terör birimi İçişleri Bakanlığı’na bağlıdır ve dolayısıyla siyasi kararlar almaktadır.
Kürt gençleri Türk konsolosluğuna yazılama yaptığında hemen haklarında anti-terör soruşturması açılıyor. Anti-terör, Kürtlere yönelik zulmün başka bir adıdır. Kürtlerin savunmasına gelince anti-terör ekipleri ortada yok. Kürtler kendi haklarını savunduğunda tüm Avrupa’da soruşturuluyorlar; ancak “DNA’yı araştırın” dediğimizde “yapamayız” deniliyor.
Cevapsız kalan başka sorular var mı?
Malet’in cezaevinde kimlerle kaldığını öğrenmek için talepte bulunduk. Cezaevinde Türkiyeli, Iraklı, Suriyeli ya da Türkmen kimlerle kaldı? Kimlerle konuştu? Belki de bu katliam planını cezaevinde oluşturdu. Ancak sadece Türkiye vatandaşları incelendi. Neden diğer ülkelere bakılmadığını sorduğumuzda “gerek yok” cevabı verildi. Bu kişi cezaevinden çıktıktan yalnızca 11 gün sonra bu katliamı işledi. Tutuklanmadan önce silahlarına el konulmuştu. Bu 11 gün içinde hem silahları nasıl temin etti hem de bu kadar kısa sürede bu planı nasıl yaptı? Saint-Denis’ye gittiğinde çantasında bir şey yoktu, dönüşte ise çanta ağırdı. Malet bunu “sadece küçük bir silahım ve ceketim vardı” diyerek açıklıyor. Katliamdan sonra ceketini değiştirmeyi planladığını söylüyor. Malet’in ifadelerini her seferinde değiştirdiğini ilgili birimlere bildirmemize rağmen soruşturma onun dedikleri üzerinden yürütüldü. Anti-terör birimi bize “Malet’in söylediklerine güveniyoruz” diyor.
Örneğin Saint-Denis’de birilerini öldürmek istediğini söylüyor, ancak burada silah tutukluk yaptığı için bir şey yapamadığını iddia ediyor. Savcılık “videoda silahı çıkardığın görünmüyor” dediğinde ifadesini değiştirerek “çantanın içinde silaha baktım” diyor. Bunun üzerine silah balistiğe gönderiliyor ve silahta herhangi bir sorun olmadığı ortaya çıkıyor. Buna rağmen hâlâ Malet’in ifadelerine inanılıyor.
Bizimle çalışan avukatlar arasında Christian Charrière-Bournazel, Laurent Pasquet-Marinacce ve Youri Krassoulia gibi önemli isimler bulunuyor. Paris Barosu Başkanı Christian Charrière-Bournazel, 50 yıllık avukatlık hayatında böyle bir dava görmediğini ve bu dosyanın terör davası kapsamında görülmesi gerektiğini söylüyor. Ayrıca Türkiye’nin bu süreçte etkisi olabileceğini düşündüğünü belirtiyor.
Duruşmalar ne zaman başlayacak?
Belki 6 ay içinde, belki de 1,5 yıl içinde; bunu bekleyip göreceğiz. Duruşmalar başladığında bu davanın terör kapsamında görülmesi talebimizi yineleyeceğiz. William Malet’e, uzmanlara sorular sorabileceğiz ve istediğimiz tanıkları mahkemeye çağırabileceğiz. Bu yeni bir başlangıç olacak. Savcılar da bu işin peşini bırakmayacağımızı çok iyi biliyor. Buna rağmen bu dosyada bir şey olmadığını iddia ediyorlar.
Anti-terör birimi Adalet Bakanlığı’na bağlıdır ve bağımsız değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Fransa’daki anti-terör birimleri ile savcılığın bağımsız olmadığını belirtmiştir. Bu nedenle 2011 yılında Özgürlükler ve Gözaltı Hakimi birimi oluşturulmuştur.
Soruşturmanın terör ve siyasi boyutunun görmezden gelinmesi, 2. Paris Katliamı’nın da üzerinin örtülmesi endişesini yaratıyor mu?
23 Aralık katliamından sonra, olayın ayrıntıları henüz ortaya çıkmamışken İçişleri Bakanlığı çıkıp “Bu terörist bir saldırı değildir, failin psikolojik sorunları vardır” açıklaması yaptı. Bu açıklama, olayın baştan kapatılmak istendiğini ve davanın siyasi olduğunu göstermektedir. Daha en başta siyasi kararlar alınmıştır. 2013’teki dosyada da başlangıçta terör nitelendirmesi yapılmak istenmedi. Bu karar neden değişti? Çünkü Türk MİT’i Fransa’ya “PKK’liler birbirini öldürdü” dedi. Bugün ise Kürtler mağdur olduğu için dosya terör kapsamında ele alınmak istenmiyor. Üç Kürt’ün katledildiği bu dosya, Fransa’da işlenmiş sıradan bir adli vaka değildir. Bu dosya, daha önce gördüğümüz ırkçı ve siyasi saikli toplu saldırı dosyalarıyla birçok ortak özellik taşımaktadır.
Geçmişte Yahudi toplumuna, Müslümanlara ya da göçmenlere yönelik saldırılarda da failin “yalnız hareket ettiği” iddia edilmiştir. Ancak bu dosyaların büyük kısmında daha sonra ideolojik motivasyonun, hedef seçiminin ve söylemin merkezi rol oynadığı kabul edilmiştir.
Paris Katliamı dosyasında da benzer bir tablo vardır. Fail belirli bir topluluğu hedef almıştır. Saldırı yeri rastgele değildir; Kürt siyasi ve kültürel yaşamının sembolik bir merkezidir. Kurbanlar kimlikleri nedeniyle seçilmiştir. Buna rağmen soruşturma makamlarının bu dosyada terör ve siyasi boyutu dışlamaya özel bir çaba gösterdiğini görüyoruz. Bu yaklaşım, geçmişte başka dosyalarda yapılan hataların tekrarından başka bir şey değildir. Bizim talebimiz basittir: Bu dosyaya, geçmişte benzer nitelikteki ırkçı ve siyasi saldırılara uygulanan aynı hukuki ciddiyet ve aynı nitelendirme uygulansın. Ne eksik, ne fazla. Sadece hukuk.
***
Eylem yapılacak
PKK kurucularından Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in katledildiği 9 Ocak 2013 Paris Katliamı’nın 13. yılı ve 2022 Aralık ayında katledilen Evîn Goyî, Mîr Perwer ve Abdurrahman Kızıl'ı anma ve katliamların hesabını sormak için, 10 Ocak’ta Paris Gare du Nord’da düzenlenecek yürüyüş için çağrılar sürüyor. Avrupa çapında katılımın beklendiği yürüyüşe organize eden Fransa Kürt Kadın Hareketi ve Fransa Demokratik Kürt Konseyi (CDK-F) yürüyüşe katılım çalışmalarını sürdürüyor.















