Hakan Fidan'ın Kürtlerin felaketinde liderlik inşası
Forum Haberleri —

Hakan Fidan
- İkbal avcısı bir memur olarak Hakan Fidan, güce ulaşmaya çalışırken her hamlesiyle toplumda var olan kardeşlik ruhunu dinamitliyor; asit misali eritiyor, tüketiyor.
- Bununla yetinmiyor, QSD’nin bir tek güçten anladığını, dolayısıyla Kürtlerin hep silah menzilinde tutulması, sopayla yönetilmesi gerektiğini vaaz ediyor.
- Böylelikle çocuğu olarak devletin resmi güvenlikçi, tedip-tenkilci perspektifini güncelliyor, bu yolla Kürtlerin felaketinde liderlik inşa etmeye çalışıyor.
RAMAZAN MORKOÇ
Tarih boyunca liderlik iddiası taşıyanlar, ya bir kuram oluşturur ve farklı araçlarla bunu düşünce, yönetim-yaşam biçimi haline getirerek liderliklerini inşaya girişir ya da daha önce oluşmuş bir kuramı benimseyip aynı amaca ulaşmak ister. Sağcı-solcu, devrimci-statükocu, yenilikçi-muhafazakâr olmak bu konuda işleyen kuralı değiştirmez. Liderlik iddiası ile öne çıkan kişi, tarihi, günceli ve geleceği tahlil eder ve bu tahliller ışında oluşturduğu manifestoyla nasıl bir gelecek, yönetim, yaşam sorularına cevap oluşturarak, liderliğini toplumda test eder. Bu test toplumda kabul gördüğü oranda kişi liderliğe yürür; yaşadığı toplumun düşünce dünyasına, yaşamına ve tercihlerine etkide bulunur. Başarısız olanlar ise tarihin tozlu raflarındaki yerini alır.
Bu diyalektiğin Türkiye’deki seyri ikinci şık temelindedir. Lider iddiasıyla ortaya çıkanlar, var olan bir kuramı biraz makyajlayıp güncel hale getirir ve toplumun rızasına sunar. Devletin kurucu partisindeki liderler arasında fark, kuramsal değil, karekterle ilgilidir. Keza onların alternatifi olarak siyaset sahnesine çıkan Menderes, Demirel, Özal, Erbakan, Erdoğan arasındaki farklılık da en nihayetinde nüans düzeyindedir. Bu kişiler, milliyetçilik ya da dini referanslar çerçevesindeki kurama dayanarak liderlik iddiasında bulunmuş, liderlik inşasına girişmiş ve otorite olduklarında bu çerçevede uygulamaların sahibi olmuştur. Tüm bu liderlerin çıkış ve uygulamaları arasındaki nüanslar ise öteki, yani gayri müslimler, farklı mezhep ve etnisiteler sözkonusu olduğunda flulaşır, ortadan kalkar ve aynılaşma yaşanır. Farklı olanların ötekine düşmanlıkta aynılaştığı bu zemin, Cumhuriyet tarihi boyunca liderlik inşasının temelini oluşturur. Liderliğe heveslenenlerin çıkış noktasına dönüşür. Kullanılan temel argüman haline gelir.
Kürt'ü katletme üzerine kariyer
Enver, Cemal ve Talat paşaların, Ermeni halkının tarihten silinmesi üzerinde liderlik inşa etme ve iktidar kavgasında öne geçmeye dayalı mirasları, kısmi makyajlarla Cumhuriyet dönemine taşındı ve tüm süreçlere damgasını vurdu. Cumhuriyet'in, Koçgirî, Palu-Genç, Hani, Dêrsim'de giriştiği kıyım ve katliamlarda, bu tarihi mirasın güçlü izleri vardı. Cumhuriyet askerleri Sakallı Nurettin, Alpdoğan, Muğlalı ve diğerleri, Kürt'ü katlettiği oranda kariyer basamaklarında yükselerek devletten kahramanlık payesi aldı, heykelleri meydanlara dikildi, isimleri caddelere, kışlalara verildi. Karar verici siyasiler ise her kıyımdan sonra liderliklerini-iktidarlarını pekiştirdi. Sonraki dönemde Türkiye’deki liderlerin yükselişleri-düşüşleri, hep bu diyalektiğe dayandı.
Kuruluş sürecinden sonra çok partili sisteme geçiş de bu kuralı değiştirmedi, daha da kurumsallaştırdı. Demokrasi ve adalet söylemi ile iktidara gelen Menderes’in ilk icraatı, seçimlerde kendisini desteklemiş 50 Kürt aydınını Sivas’ta toplama kampına göndermek oldu. Devamında bu uygulama iktidar-muhalefet fark etmeksizin değişmez temel kural halini aldı.
Çiller ve Erdoğan örnekleri
Bu konudaki en çarpıcı örnekler ise Tansu Çiller ve Tayyip Erdoğan’ın liderlik inşa sürecinde yaşananlardır. Tansu Çiller, genel başkan olunca ilk olarak Kürt sorununda Bask modelinden bahsetti. Bu yolla genel başkanlığını liderliğe taşımak istedi fakat kısa sürede Cumhuriyet kodları ile tanışıp liderlik yolunun akıl, vicdan, ahlak, ilkeler ve toplumu ileriye taşıyacak programlardan değil, Kürt'ü/ötekini yok sayma, ezme, yok etme uygulamalarından geçtiğini gördü ve bunu ‘ya bitecek ya bitecek’ biçiminde formüle ederek uygulamaya koydu. Eşi bankaları hortumladıkça, ülkeyi yağmaladıkça, çocukları zenginleştikçe Çiller'in ‘ya bitecek ya bitecek’ çığırtkanlığı artmış ve yetkili olduğu sürece yasak-baskı, toplu katliamları, failli meçhuller, gazete bombalamalar izledi. Böylece yıllarca kök kazıma, Kürtleri felakete uğratma vaadiyle seçim kazanıp başbakanlık yaptı fakat muafak olmayınca lider olmadan eski siyasetçiler çöplüğüne atıldı.
Recep Tayyip Erdoğan da liderliğe soyunduğu ve Kemalistlerle iktidar kavgasına giriştiği ilk yıllarda Kürt sorununda bahsetti. 10 yıllarca bu konuyu hak-hukukla çözeceğini söyleyerek istismar etti fakat gücü eline geçirince Kürtleri ezme, iradelerini kırma ve yok etmenin Türkiye’deki temel liderlik kriteri olduğunu hatırlayıp bu yönlü uygulamalarda sınır tanımadı. Türkiye’de yaşayan halklar, bu iki örneğin değişik versiyonlarına da yabancı değiller. Güncelde temel siyaset-liderlik argümanı bu çerçevede olan müsvedde düzeyinde siyasetçiler, liderlik hayali kuran kişiler de var. Bunlar içinde en çarpıcı örnek ise kuşkusuz Hakan Fidan’dır.
Başçavuş Hakan'ın tırmanışı
Devlet çocuğu olarak Hakan Fidan’ın başçavuşluktan Dışişleri Bakanlığına uzanan yükselişi ve liderlik inşa çabaları, tamamen bu tarihsel birikime dayanıyor. Bu mirasın, Ermeni ve Rum kıyımının yerini Kürtlerin aldığı biçimiyle güncele taşınmasıdır. Ötekini düşmanlaştırarak, gücü yeterse yok ederek, kıyım ve felakete uğratarak liderlik/gelecek inşa etmenin, bu kez de Hakan Fidan şahsında tekrarlanmasıdır. Tansu Çiller’in 'ya bitecek ya bitecek' söylemiyle formüle etiği Kürt'ü yok etmeye dayalı liderlik tecrübesinin yeniden denenmesidir. Bir ikbal avcısı olarak Hakan Fidan, siyasetini yeni bir kuram oluşturmaya ve ilkelere değil, devlete, güç merkezlerine ve rüzgâra göre ayarlıyor. Sistem içinde güç devlette merkezleştiği için bu yapı onun için tanrılaşıyor. Bu nedenle düşünürken, konuşurken, karar verirken hep bu gücü gözetiyor. Düşünce sistematiği hakikati değil, kişisel ikbali, dolayısıyla devleti önceliyor. Yönünü/kıblesini buna göre ayarlıyor. Kürtlere düşmanlık dışında hiçbir sözü keskin ve net olmuyor, hep muğlak ve olasılıklı konuşuyor. Kendisini, düşüncesini mutlak doğru, ötekileri ise cahil veya hain olarak görüp yaftalıyor. Zihin kodları, bilmeyi nasıl alındığı belli olmayan diplomalarla ölçen, her şeyi bildiğini sanan, son derece ukala, okumuş ama hiçbir şey anlamamış gerçek bir cehalete dayanıyor. Bu yapısı, onu ezberle yaşayan, rutinliğe mahkûm hale getiriyor. Bu nedenle güvenlikçilik dışında konuşamıyor, söyleyecek bir şey bulamıyor. Topluma bir şey sunamıyor, ilişkilenemiyor, tedip tenkilci retoriğin sınırlarını aşınca sudan çıkmış balığa dönüyor.
Kötülük, yüzüne ve sözüne yansıyor
Söylemleri banal, sloganvari, demagojik ve kışkırtıcı olmaktan öteye geçemiyor. Çok istemesine rağmen kamuoyu önünde kendisi fazla konuşamıyor, konuştuğu anda ise her şeyi batırıyor. Bu nedenle yerine ağırlıklı olarak trollerini konuşturuyor. Kendisi veya trolleri ile toplumu her koşulda kutuplaştırıyor. Gücü ve yetkisi büyüdükçe insanlığı ve ahlaki değerleri küçülüyor. Ahlaki değerlerden yoksun; ötekine karşı zalimleşme eğilimleri gizlenemez, dizginlenmez hale geliyor. Bilincinde ve yüreğinde biriken kötülük tortuları, yüzüne, sesine, sözüne, davranışlarına yansıyor. Önüne geleni düşmanlık kategorisine alıyor. 'Hain ve terörist' ilan ediyor. Zihin dünyasında her farklılık tehdittir. Bu nedenle farklılığa ve farklı olana tahammülsüzleşiyor. Ötekini kabul etmeyi, dinlemeyi, hak talebini duymayı bile beka sorununa dönüştürüyor. Tüm bunları liderlik basamaklarını tırmanmanın kaldıracı haline getiriyor.
Derin devlet artıklarına sadakat
Hakan Fidan, askerliği döneminde dış bağlantılarını kurdu. MİT Müsteşarlığı sürecinin sağladığı avantajlarla etrafına gizem duvarları ördü. Çalıştığı-koşuşturduğu labirentler loştu, hatta her yönüyle karartılmıştı. Bu karanlık, sisli ve gizemli iklimde, sanal ortamda olduğu gibi istediği profile bürünebiliyordu. İşlerini daha çok arka planda yalan-hile ve ayak oyunlarıyla yürütüyordu. Bu kasvetli ve karanlık zemininde başarısızlıklar kolayca gizlenebiliyor, başarılar ise oldukça abartılıyordu. Kamunun gözünden uzak, denetimsiz çalışmada başarı ve başarısızlığı belirleyen bir ölçü yoktu. Oluşturduğu sahte profilin sınanması mümkün değildi. Bu eğreti duruma rağmen yükselişi, toplumsal destekten değil, derin devlet artıklarına sadakat ve bu çerçevede ötekine karşı ürettiği kötülüklere dayanıyordu. Siyaset sahnesine adım atıp liderliğe uzanmak isteyince bir anda üzerindeki koruma kalkanı ve zırhlar kalktı. Zifiri karanlık ortam aydınlanınca Hakan Fidan’ın yüzündeki maskeler düşmeye başladı. Tam olmasa da gerçek yüzü, kimliği, karakteri daha belirgin hale geldi. Belki yüreğinin derinliğinde daha fazla görülecek kötülükler saklıdır. Henüz kral tam çıplak değildir fakat liderlik yolunda ısındıkça ve ilerledikçe yüzünde kalan son makyajlar da dökülecek; oluşturduğu sahte profil çıplak haliyle görünür olacaktır.
Kürtlerin felaketinde liderlik inşa
Kısaca ikbal avcısı bir memur olarak Hakan Fidan, güce ulaşmaya çalışırken her hamlesiyle toplumda var olan kardeşlik ruhunu dinamitliyor, asit misali eritiyor, tüketiyor. Bununla yetinmiyor, QSD’nin bir tek güçten anladığını, dolayısıyla Kürtlerin hep silah menzilinde tutulması, sopayla yönetilmesi gerektiğini vaaz ediyor. Böylelikle çocuğu olarak devletin resmi güvenlikçi, tedip-tenkilci perspektifini güncelliyor, bu yolla Kürtlerin felaketinde liderlik inşa etmeye çalışıyor. Ötekileştirdikleriyle liderliğin ziyafet sofrasını donatmak istiyor. Başta Kürtler olmak üzere ötekileştirdiklerin varlığını, yaşamasını her koşulda tehdit olarak görüyor. Avrupa’daki açık ırkçı faşist liderler gibi her sorunun nedeni olarak ötekileri gösteriyor. Toplumun geniş kesimlerini de buna ikna etmek istiyor. Farklılıkları zenginlik değil, istikrara tehdit, kontrolde tutma, beka ve risk kapsamında ele alıyor. Öteki olarak yaftaladıklarını ya düşmanlaştırıyor ya da nesne derekesine indirgiyor. Yok etme temel amacıdır. Bunu başaramayacağını anladığında yönetme, kontrol etme, dengelemeyi amaçlıyor. Ötekileştirdikleri, benzeştikleri ve itaat etikleri oranda kabulleniyor. Yani kimliğini, inancını, yaşam biçimini reddedip resmi görüşe teslim olunduğu oranda yaşama hakkı tanıyor.
Bu yolla iktidara ulaşmak istiyor
Hakan Fidan, otoriter ve faşizan devlet aklının teknokrat bir temsilcisi olarak liderlik yolunun güvenlikçi, katı merkeziyetçi bir siyaset tarzı ve ötekini araçsallaştırmaktan geçtiğini görüp buna göre pozisyon alıyor. Bu nedenle kendisini devletle özdeşleştirerek kutsal hale getiriyor. Halka yabancı, ötekilerin felaketinde liderlik arayan, inşa etmeye çalışan devletin siyasetçisine dönüşüyor. Bu yolla iktidara ulaşmak istiyor. Bu yönüyle her adımda ve söylemde halkın değil, devletin derin dehlizlerinin siyasetçisi olduğunu gösterme ihtiyacı duyuyor ve her doğan ihtiyaçta Kürtleri hatırlıyor, saldırıyor, ağzında salyalar akıtıyor. İçte ve dışta tüm imkanları seferber ederek ‘Kürt anasını görmesin’ istiyor. Tarihin kanıtladığı şu gerçeği ise unutuyor; mazlumun ahı, her daim devirir şahı.







