Düzenin yarattığı kaos
Kültür/Sanat Haberleri —

Werckmeister Harmonies filmi / foto:AFP
- Béla Tarr’ın başyapıtı Werckmeister Harmonies, dev balina ve gizemli Prens’in tetiklediği kaosla düzenin yıkımını anlatır. 39 uzun plandan oluşan film, kitle psikolojisi ve armoninin imkânsızlığı üzerine sorgulama sunarak izleyiciyi vicdan muhasebesiyle baş başa bırakır.
VİLDAN BOZKURT
Werckmeister Harmonies, Béla Tarr’ın László Krasznahorkai’nin ‘Direnişin Melankolisi’ adlı romanından uyarladığı bir film. Yalnızca 39 uzun plandan oluşan yapım, izleyiciyi bir tanık konumuna iter ve ahlaki yargıyı zamanın kendisine bırakır.
Siyah-beyaz kontrastıyla çekilen bu film, Macaristan’ın bir kasabasında geçmektedir. Sessizliğin ve yalnızlığın çokça hâkim olduğu bu şehre günün birinde bir sirk gelir ve her şey sessizce yerinden oynar. Güneş, ay ve dünya temsiliyle başlayan etkileyici giriş sahnesinde izleyici, János Valuska ile tanışır. Yönetmen, Valuska’yı dünyayı anlamaya çalışan fakat onu değiştirecek gücü olmayan insanların bir temsili olarak konumlandırır. Küçük bir meyhanede evrenin hareketlerini ve karanlığı insanlar üzerinden anlatırken sözlerini şu cümleyle tamamlar: “Karanlığın ağırlığından kaçtılar.” Vig Mihály’nin eşsiz müziğiyle ilerleyen film, sinematografisiyle güçlü bir bütünlük kurar. Müzikle beraber hissedilen şey, karanlık armonilerdir. Valuska’nın karanlık sokaklarda tek başına yürüyüşleri ve siyah-beyaz sahneler arasındaki akış, filmin süresini unutturacak ölçüde izleyiciyi içine çeker.
Düzen-armoni tartışması
Filmin konusu tek bir anlam etrafında sabitlenmez; izleyicinin ahlaki ve vicdan dünyasına göre şekillenir. Şehre gelen sirkte herkesi hayrete düşüren şey dev bir balinadır. Prens ise balina ile olan gösteriyi sunması için gelen konuk oyuncudur. Bu gizemli figür film boyunca hiç ortaya çıkmaz; halkın gerçekten böyle birinin var olup olmadığını öğrenip öğrenemeyeceği ise meçhuldür.
Valuska, gündelik işleri arasında amcası Gyuri’ye bakar ve gazeteleri dağıtırken kasaba halkının tedirginliğine tanıklık eder. Sanatla ve müzikle ilgilenen amcasına çay getirirken, onun Andreas Werckmeister’in müzik anlayışı üzerine düşüncelerini, müziğin felsefeyle olan armonisini sesli olarak kayda aldığını görür. Bu sahne, film boyunca sürecek olan düzen–armoni tartışmasının ilk işaretidir.
Meydandan geçerken kalabalığın toplanmaya başladığını fark eder; insanların yüzlerine bakarak onları anlamaya çalışır. Bu sırada kasabaya gelen sirk ve dev balinanın bulunduğu kamyon dikkatini çeker. Kalabalığın korkuyla yaklaştığı bu varlık, Valuska için merak ve hayranlık uyandıran, uzak diyarlardan gelmiş sessiz bir gizemdir. Eve döndüğünde ise birlikte yaşadığı ayakkabıcı Lajos’la gündelik yaşamına geri döner; ancak kısa süre sonra kasabada yaklaşan huzursuzluk daha da belirginleşir. Amcasına uğrar ve dönüşlerinde Valuska’nın balinayı görme isteğine şu an için hazır olmadığını belirtir Gyuri Amca.
Yıkımın getirdiği düzen
Meydanda ateşler yakılmış, insanlar grup hâlinde toplanmıştır. Konuşmalar azdır ama düzenin bozulduğuna, otoritenin artık işlemediğine dair ortak bir huzursuzluk hissedilir. İnsanlar sirkten, balinadan ve görünmeyen Prens’ten şikâyet eder; bu varlıkları yaklaşan bir felaketin habercisi olarak görürler. Valuska gizlice balinanın bulunduğu araca girer ve içeridekilerin konuşmalarına kulak misafiri olur. Prens’in hiç ortaya çıkmaması, halkın şüphelerini daha da artırmıştır; onun dışarıda yandaşları olan, görünmez ama güçlü bir figür olduğuna inanılır. Prens’i hiç kimse görmez -çünkü o bir kişi değil, kitle psikolojisinin sesidir.
Valuska oradan uzaklaşırken gecenin karanlığında patlamalar ve kargaşa sesleri yükselir. Yandaş kalabalığı ellerinde sopalarla etrafa saldırmaya ve bir hastaneyi yağmalamaya başlarlar. Yıkımın getirdiği düzenden sorumlu hissederler kendilerini adeta. Bu meşhur yağma sahnesi, Tarr’ın kariyerinin en sarsıcı sekanslarından biridir aslında; oyuncuların hareketleri büyük ölçüde serbest bırakıldı ve sahne neredeyse doğaçlama ilerlemiştir. Her şeyi yıkıp yerle bir ederler, ta ki küvette yaşlı ve çıplak bir hastayı görene kadar. Bu bedenle karşılaşınca aniden durur ve çekip giderler. Tüm bu şiddet ve vahşet masum, savunmasız bir güç karşısında durabilir miydi? Belki de yönetmenin vermek istediği mesaj buradadır. Saflığı ve insanların kötülüğünü göremeyen Valuska tüm film boyunca izleyiciye umudu simgelemeye çalışırken, bu sahne otoritenin yenilmişliği ile kaostaki karanlığı yok etmeyi amaçlamış olabilir. Şiddeti durduran şey otorite değildir, insan bedenin kırılganlığıdır belki de.
Düzenin içinde sıkışıp kalmış bir figür
Kalabalığın dağılmasına müzik eşlik ederken, başından beri görünmez bir güç, bir lider gibi lanse edilen Prens’in sözleri her yere yayılır. Yıkıma uğramış kasabada siren sesleri yankılanırken, Valuska bu boşlukta tek başına dolaşır. Sokaklarda ilerler ve kaosun ardındaki otorite ilişkilerine dair bir görüntü ile karşılaşır. Bu fark ediş, Valuska için sadece bir ihanet değil, aynı zamanda düzen ve otorite kavramlarının tamamen çöktüğü bir yüzleşmedir. Eve dönerken karşılaştığı ölüm, yıkımın artık kişisel bir hâl aldığını gösterir. Kısa süre sonra evinde de güvende olmadığını anlar; kendisini arayanların listelerde adının geçtiği söylenir. Bunun üzerine kasabadan uzaklaşmaya çalışır. Ancak tren yolunda beliren helikopter, kaçışın da bir yanılsama olduğunu hissettirir. Valuska, hareket edemeden olduğu yerde kalır; artık yalnızca tanık değil, bu düzenin içinde sıkışıp kalmış bir figürdür.
Kasabadaki dev balina
Valuska bir hastaneye yatırılmıştır. Amcası, her zamanki saatinde onu ziyarete gelir ve birlikte yaşamaya ikna etmeye çalışır. Valuska ile vedalaşıp hastaneden ayrılır. Şehir meydanından geçerken, yıkılmış kasabanın ortasında hâlâ duran dev balinayla karşılaşır. İzleyicinin aklında Valuska’nın amcasından balinayı görmesini istediği sözler belirir o an. Yaklaşır, göz göze gelir bu dev varlıkla, balinanın gözünde görünür; karanlıklar, insanlığın yıkımları ve sessiz yok oluşlar. Bir süre öylece kaldıktan sonra, yürümeye devam eder.
Filmin sonunda yönetmen izleyici birçok soruyla baş başa bırakmıştır. Balina neyi temsil ediyordu? Prens kimdi? Düzenden ve kaostan sorumlular kimlerdir? Bunu düşünmek de ekran başındakilere kalır.
Son olarak Béla Tarr bir röportajında; bu dünyada harmoni diye bir şeyin var olamayacağını ve bu eseriyle beraber artık anlatılacak bir hikâyenin kalmadığını belirtir. Bu düşüncenin ardından çektiği “The Turin Horse”, Tarr’ın son filmi olmuş; yönetmen sinemayı bu noktada bilinçli olarak geride bırakmıştır.















