Kefaret: Yeni neslin edebiyatı
Kültür/Sanat Haberleri —

Eliza Clark’ın Kefaret kitabı
- Eliza Clark’ın Kefaret’i metinlerarası vurguları, türler arası geçişleri ve en önemlisi işlevini kusursuzca yerine getiren güvenilmez anlatıcısıyla son dönem edebiyatında sağlam bir yere konumlanıyor. Gri alanların ve kusurlu karakterlerin yazarı.
BİLGE AKSU
Birçok kişi gibi ben de 2025’in en iyi kitabını, yılın son ayında elimize aldığımızı düşünüyorum. İngiltere’den genç bir yazar, Eliza Clark, belki de çağın ihtiyaç duyduğu formata çok başarılı bir örnek sundu. Medusa Yayınları’ndan çıkan Kefaret kitabından bahsediyorum.
Okuyanların hemen hepsi bir noktada telefonlarını ellerine aldı ve Google’da o kasabayı, o isimleri, o okulu araştırdı. Yazarın yüzlerce yıllık tarihiyle birlikte önümüze sunduğu bu kasabanın gerçekte hiç olmadığını, herhangi bir esin dahi taşımadığını gördüklerinde kitaba daha büyük bir şaşkınlıkla devam ettiler. Kefaret, uzun zamandır hissetmediğimiz bir şeyi hissettirdi bize; okuyucuların ortak heyecanlar duyabildiği, yazarın hala ölmediği ve kendi evrenini tüm kurallarıyla dayattığı bir edebiyat olayı yarattı.
Eliza Clark genç bir yazar. İngiltere’de son dönemde dikkat çeken başka isimlerle birlikte, milenyal kuşağın anlatıcısı olarak görülüyor. İlk yıllarında çeşitli video oyun forumlarında Fanfiction’lar yazmış. Yani oyun karakterlerine arka plan hikayeleri üretmiş. Bu son dönemin en yaygın uğraşlarından biri. Marvel evreninde Captain America ile çocukluk arkadaşı Bucky’yi durduk yere sevgili yapanlar, Sherlock Holmes ile Dr Watson’ı ship’leyenler (birbirine yakıştırmak), Harry Potter ile hocası Draco Malfoy’a olmadık hikayeler yazanlar… İnternet dünyası, halihazırdaki hikayelerden sıkılıyor ve etkileşim istiyor. Clark da romanıyla buna girişmiş.
Güncel bir arka plan
Kitap 23 Haziran 2016 gecesi yaşanan korkunç bir olayın haberiyle açılıyor. Spesifik bir tarih mevcut çünkü yazarın birazdan derinleştireceğimiz arka plan anlatısı için özellikle tercih edilmiş. Etkisi yıllardır süren Brexit akşamında üç ya da dört tane liseli genç kız, bir okul arkadaşlarını yakarak öldürmüş. Bu haberi bir podcast sohbetinde öğreniyoruz. Özenle isimlendirilmiş “Mezarlarınıza İşeyeceğim!” adlı bu podcast’te (Boris Vian anıştırması olsa gerek) üç erkek, son derece irrite edici bir dille yaşanan olayı aktarıyorlar. Gerçi katil oldukları düşünülen gençleri alaya alsalar da arada bir kurbana dair şakalar da kaçıyor ağızlarından. Bu kısa bölümden sonra bir gazeteciyle tanışıyoruz: Alec Z. Carelli. Anlatının bundan sonrası çoğunlukla onun haberleştirdiği kimi söyleşilerden oluşuyor. Zaman zaman başka podcast’ler yahut internet forumlarındaki konuşmalar da eklenmiş. Ama bunların tamamı, gazetecinin yazdığı kitabı oluşturuyor.
Eliza Clark Kefaret’te iki klasikleşmiş yöntemi kullanmış. Metafiction (üstkurmaca) ve güvenilmez anlatıcı birbirini destekleyen öğeler. Bu tarz denemeleri postmodern anlatıda sıklıkla gördük. Calvino’dan Borges’e, Orhan Pamuk’tan İhsan Oktay’a türlü örnek sayabiliriz. Clark’ın denediği yenilik elbette bu değil. Kefaret’i böylesine dikkate değer kılan şey, son derece güncel bir arka plan anlatısını böyle bir forma uydurabilmiş olması.
Buradaki kimi yazılarda üstünde durduğum bir meseleydi bu. Günümüzün edebiyatı iyi bir hikaye anlatmayı önemsemiyor. Çarpıcı bir karakter, tuhaf bir kurgu, büyülü bir dil tek başına yeterli değil. Bugünün edebiyatı, anlatacağımız hikayeye bir kılıf uydurmamızı da şart koşuyor. 19. Yüzyılın gazete kaynaklı romanlarında kronolojik biçimde ilerleyip, kalabalık yemek masalarında çözülen dramlarını bugün gross marketlerin sepetlerinde duran kitaplarda bulabilirsiniz ama evrensel edebiyat çevresi artık hikayeyi taşıyan biçime önem veriyor. Eliza Clark her şeyden önce bunu başarmış.
İlk katman
Romanın ilk katmanı, yukarıda belirttiğim üzere biçim-içerik uyumunu sağlamak için kurgulanan anlatıcı karakterine dair. Alec Z. Carelli, kariyeri düşüşe geçmiş ve kızı intihar etmiş bir gazeteci. Zamanında sansasyonel haberler üretmeyi başarsa da özel hayatındaki aksaklıklar onu epey yormuş. Buradaki hikayenin peşine düşme sebebi de bu. Kurbanınki de dahil, kasabada yaşayan ve malum olaya bulaşmış tüm gençlerin aileleriyle görüşüyor. Kimi hevesli, kimi çekingen, kimi öfkeli, kimi depresif. Bir gazetecinin böylesi durumlarda takındığı ısrarcı/tacizkar tutumu oldukça iyi gözlemliyoruz. Ortada büyük bir dram var fakat anlatıcımızın asıl motivasyonu bu dramı aydınlatmak mı, kariyerini bir üst klasmana taşımak mı, emin olamıyoruz.
İkinci katman
İkinci katmanımızı oluşturan Crow-on-Sea adlı sahil kasabası her şeyden önce çok sıkıcı bir yer. Ekonomik açıdan pek parlak günlerden geçmiyor. Kimi zaman gelen turist kafileleri mecburen hoş karşılansa da bir yandan evrensel bir mesele olarak, küçük kasaba tutuculuğunu ve yabancıları parmakla gösteren kapalı kültürü gözlemliyoruz. Gençler uyuşturucuya yahut mecburi ev partilerine kendilerini atarken (eski bir lunapark dışında eğlenecek mekan yok) ebeveynleri mutsuz evliliklerden, çöküşe doğru giden kariyer planlarından mustarip. Tam da benzer bir bunalımın sonucunda peyda olan Brexit mevzuu aslında ülkenin panoramik görüntüsünü sunuyor. Yeni nesil sağcı zenginler, yolsuzluk hikayeleri, taciz iddialarıyla ifşalanmış popüler figürler, bahis-mafya çeteleri, her olumsuzluğun onlardan bilindiği azınlıklar… Ve elbette bu keşmekeşin ortasında güya doğru bilgiye ulaşmayı çabalayan idealist gazeteciler… Katillerden birinin babasının da dahil olduğu karanlık ve politik dünyanın içinde gençler için sanal ortamlardan başka kaçacak yer yok.
Üçüncü katman
Bu da bizi üçüncü katmana getiriyor. Kefaret’in en dikkat çekici özelliklerinden biri, internet alt kültürünü kusursuz biçimde özetlemiş olması. Tumblr ile başlayıp Reddit ya da 4Chan’e uzanan keşif süreçlerinde düzenli olarak gördüğümüz şey, gençlerin alternatifsiz ve tekdüze bir hayattan kaçma çabası. Kimi Fanfiction’lara (hayran yakıştırmaları) sarıyor, kimisi True Crime sayfalarına (gerçek suç hikayeleri, seri katiller vb), kimi Creepypasta denen kopyala yapıştır korku hikayelerine, kimi de şiddet içeren etkileşimli oyunlara. Yazar gerçek dünya ile bu alt kültür arasındaki geçişleri öylesine işlemiş ki, odasına kapanan mutsuz genç kızın aldığı yeni bir haberle daha da bunaldığını ve yarattığı oyun evrenindeki karakterlerden bazılarını canavarca hislerle öldürmeye başladığını okuyoruz. Öte yandan bir başka karakter, forumlarda konuşulan gerçek suç hikayelerine kendince eklemeler yapıp kasabasını dahil etmeye çalışıyor. Kısacası buradaki gençlerin birer yetişkin gibi sıkıla sıkıla sürdüreceği ömürlerine ulaşmak için oturup bekleyecek çok zamanları var.
Gri alanların ve kusurlu karakterlerin yazarı
Bütün arka planı boşverip hikayeye odaklandığınızda ise son 10-15 yılın en yakıcı evrensel meselesine ulaşıyorsunuz. Gençler arasında yükselen şiddet merakı ve akran zorbalığı. Yazarın çoklu anlatıcı yoluyla her karakteri ayrı ele alması, lise ortamlarında yaşanan zorbalık hikayelerinin hangi dinamiklerle oluştuğunu çarpıcı bir isabetle ortaya koyuyor. İlk karakteri okurken uğradığı zorbalığa üzülüyoruz fakat sonraki karakterin ağzından duyduğumuz hikayede kötü karakter önceki kıza dönüşüyor. Kimin doğruları söylediğini anlamak olanaksız. Bu noktada gazetecinin varacağı sonuca güvenmeyi tercih edelim diyoruz fakat kariyerist bir yaklaşımı olduğunu gördükçe ondan da emin olamıyoruz. Geriye yalnızca giderek artan şiddet betimlemeleri ve akıl sağlığından dahi şüphe ettiğimiz karakterler kalıyor.
Bu katmana bir ek olarak yine son dönemin görsel tüketim anlayışından bahsetmek şart. Daha internetin olmadığı yıllardaki gençliğimde kütüphaneleri tarayarak kimi seri cinayet hikayelerine merak sardığım, oturup polisiye hikayeler yaratmaya çalıştığım bir dönemim olmuştu ama neyse ki internet forumları henüz yabancı bir dünyaydı. Bugünün teknolojik imkanlarıyla benzer meraklara düşen çocuklar, kendilerini her ayrıntısıyla kurgulanmış bir şiddet ortamının içinde buluyor. Netflix gibi kimi platformların bu arzuya yönelik true crime dizileri çekmesi (Dahmer vb) ise, bu heveslerin geçici bir gençlik saçmalığı olarak kalmasının önüne geçip endüstriyel bir tüketim alanına çeviriyor. Kitapta şiddetin estetize edilmesine dair epey önemli vurgular mevcut.
Özetle Eliza Clark’ın Kefaret’i metinlerarası vurguları, türler arası geçişleri ve en önemlisi işlevini kusursuzca yerine getiren güvenilmez anlatıcısıyla son dönem edebiyatında sağlam bir yere konumlanıyor. Farklı katmanlarda ele aldığı güncel meseleler ise hem evrensel sorunlara hem de kendi ülkesinin gerçekliğine dair eleştiriler içeriyor. Tamamen farklı yaklaşımlara sahip olsalar da bu yazarı yine İngilizce üreten Sophie Mackintosh ya da Sally Rooney gibi yeni nesil isimlerle birlikte anmak gerek. Mackintosh’un distopik karanlığıyla Rooney’nin aktivist solculuğu arasında bir yerde duruyor. Gri alanların ve kusurlu karakterlerin yazarı.














