Emeklilerin de beklentilerine karşılık yok

Emekli
- AKP, en düşük emekli maaşının yükseltilmesine ilişkin kanun teklifini Türkiye Meclisi'ne sundu; en düşük emekli aylığı 16 bin 881 TL’den sadece 20 bin TL’ye yükseliyor.
Hükümet en düşük emekli maaşının artırılmasına ilişkin yasa teklifini Meclis Başkanlığına sundu. Buna göre en düşük emekli aylığına yüzde 18,4 zam yapılarak, 20 bin liraya çıkarılıyor.
AKP, en düşük emekli aylığının artırılmasını da kapsayan kanun teklifini Türkiye Meclisi’ne sundu. Yaklaşık 4,3 milyon emekliyi ilgilendiren düzenleme, ilk olarak Meclis komisyonlarında ele alınacak. Komisyon sürecinin ardından teklifin Genel Kurul gündemine gelerek oylanması bekleniyor. Düzenlemenin Meclis’ten geçmesi halinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayıyla Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi öngörülüyor.
Kanun teklifine ilişkin açıklamayı, teklifi Meclis’e sunan AKP Grup Başkanı Abdullah Güler yaptı. Güler, düzenlemenin en düşük emekli aylığı alan yurttaşların gelirlerinde artış sağlamayı hedeflediğini ifade etti. Güler, şunları söyledi: “2026 yılı itibarıyla SSK ve BAĞ-KUR aylıkları yüzde 12,19 oranında, memur emekli aylıkları ise yüzde 6,85 oranındaki enflasyon farkı dahil olmak üzere yüzde 18,60 oranında artırılmaktadır. Taban aylık katsayısına da taban aylıklar artacak. Halen 16 bin 881 lira olarak ödenen en düşük emekli aylığı, yüzde 18,47 oranında artırılarak 20 bin lira olarak uygulanacaktır. 16 bin 881 lira olarak uygulanmakta olan en düşük emekli aylığının karşılığı 4 milyon 11 bin kişiydi. 20 bin liraya artınca bu rakamdan yararlanacak olan emekli sayısı 4,9 milyon kişiye çıkmaktadır. Bütçeden 69,5 milyar lira aktaracağız. Enflasyonla mücadelemizde herhangi bir olumsuzluğa sebebiyet vermeden, bütçe disiplinini koruyarak bu imkanı geliştirmeye çalıştık.”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan 7 Ocak Çarşamba günü toplanarak en düşük emekli aylığında yapılacak artışı ele almıştı. Toplantıda, mevcut enflasyon oranı ve yüzde 18'lik artışa göre etki analizi de yapılmıştı. En düşük emekli aylığındaki artışın altı aylık enflasyon oranında olması halinde ek maliyet 40 milyar lira, 20 bin liraya çıkarılması halinde ise Hazine'ye ek yükü 69 milyar lira olarak hesaplanmıştı.
TÜİK'in enflasyonuna göre
TÜİK'in Aralık 2025 TÜFE verilerine göre; TÜFE’deki değişim Aralık 2025'te bir önceki aya göre yüzde 0,89; bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 30,89; bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 30,89 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 34,88 artış olarak gerçekleşti. Enflasyon verilerinin açıklamasının ardından Ocak ayında emekli aylıklarına ve memur maaşlarına yapılacak zam oranı belli oldu. 2025’in ikinci 6 ayında enflasyon yüzde 12,19 olarak hesaplandı. Buna göre; SSK ve BAĞ-KUR emekli aylıklarına da bu oran kadar zam yapılacak. Memur maaşları ile memur emekli aylıkları ise toplu sözleşme hükümleri doğrultusunda yüzde 18,6 oranında artırılacak. Mevzuata göre SSK ve BAĞ-KUR emeklilerinin aylıkları 6 aylık enflasyon oranı kadar artırılıyor.
Yasa değişikliği etkili oldu
Bu arada memur emeklilerinin aylıkları, memurların toplu iş sözleşmelerinin getirdiği haklardan da faydalanabildikleri için diğer emeklilerden daha fazla. Ocak 2026'da en düşük memur emeklisi maaşının en düşük emekli maaşının yaklaşık 1,5 katı olacağı hesaplanıyordu. Yeni yasayla en düşük emekli maaşı 20 bin TL'ye çıkarılırsa bu oran yine de 1,35 katı olacak. Emekli aylıklarının yıllar içinde bu kadar düşük kalmasında, 2008'de yapılan bir yasal değişiklik etkili oldu. BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Kocaeli Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü'nden Prof. Dr. Aziz Çelik, bu değişikliğin üçlü etkisini şöyle anlatmıştı:
* Aylık bağlama oranı düşürüldü: Bu oran bir kişinin emekli aylığını, çalışma hayatındaki ortalama maaşına endeksliyor. Eskiden yüzde 70 ve üstünde olan bu oran yüzde 50'nin altına indirildi.
* Büyümeden alınan pay sınırlandı: Eskiden her yıl aylıklar hesaplanırken enflasyona ek olarak ekonominin büyümesinin payı da ekleniyordu. Artık ekonomik büyümenin tamamı değil, yüzde 30'u emekli maaşlarına yansıtılıyor.
* Uzun çalışmanın etkisi azaltıldı: Eskiden prim gün sayısını doldurduktan sonra çalışmaya devam eden birinin emekli aylığı yükseliyordu. Yeni hesaplamayla bu engellendi.
Üstelik 2008'den bu yana, Türkiye'deki 65 yaş üstü nüfusun oranında ciddi bir artış yaşandı. Bu değişikliklerin etkisi yıllar içinde kademeli bir şekilde birikti ve 2019'da emekli maaşının çok düşük kalması nedeniyle hükümet ilk defa bir taban emekli maaşı belirleyip, bunun altında kalanların üstünü tamamlamaya başladı. Bu miktar 2019'dan bu yana her yıl Ocak ayında artırıldı ve bu yıl da benzer bir düzenleme Meclis'e getirildi. Prof. Çelik'e göre; emekli aylıklarının kişi başı gayrisafi yurtiçi hasılaya oranı 2003 veya 2009'daki seviyelerinde korunsaydı, bugün emekli aylıklarının yaklaşık iki katı civarında olması gerekecekti.
Emekli-Sen'e göre; 2000'li yılların başında en düşük emekli aylığı, asgari ücretin 1,3 katına yakındı. Bu oran yıllar boyunca azaldıktan sonra 2016'da en düşük emekli aylığı asgari ücretin altında kaldı, 2026'da ise asgari ücretin yüzde 70'ine kadar indi.
Eşitsizlikte 5. ülke
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından iki yılda bir yayımlanan Pensions at a Glance (Bir Bakışta Emeklilik) raporu, ülkelerin emeklilik sistemlerinin kıyaslandığı kapsamlı kaynaklardan biri. OECD, raporunda Türkiye'deki 65 yaş üzeri nüfusta harcanabilir gelir adaletsizliğinin "çok yüksek" olduğunu belirtiyor. En son 2025'te yayımlanan raporda incelenen 38 ülke içinde Türkiye en fazla eşitsizliğin olduğu 5. ülke. OECD ayrıca Türkiye'de enflasyonun yüksek olması nedeniyle artırılan emekli aylıklarının sonraki aylarda yetersiz kaldığına dikkat çekiyor.
Bir diğer karşılaştırma aracı da ABD merkezli danışmanlık şirketi Mercer ve finans eğitimi alanında çalışan CFA Institute tarafından ortaklaşa hazırlanan Küresel Emeklilik Endeksi. 2019'da endekste 37 ülke arasında sondan üçüncü olan Türkiye, 2025'e gelindiğinde endekse daha fazla ülke eklenmiş olmasına rağmen 52 ülke arasında sondan dördüncü oldu. Rapora göre Türkiye'nin düzeltmesi gereken başlıklar şöyle:
* En yoksul yaşlılara yönelik emekli maaşı artırılmalı
* Özel emeklilik yaygınlaştırılmalı
* Emeklilikten önce özel emeklilik fonunda biriken paraya erişim imkanı azaltılmalı
Türkiye'deki emekli aylıklarını Avrupa ülkeleriyle karşılaştıran Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu da (DİSK) Türkiye'nin bu alanda sondan ikinci olduğunu bulmuştu.
Sefalete mahkum ettiler
CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, CHP'nin asgari ücretin yükseltilmesi ve emekli aylığının da bu oranda düzenlenmesi talebiyle sürdürdüğü "Meclis'i terk etmeme" eylemine destek için gelen emekli dernekleri ve sendikalarının temsilcileriyle birlikte basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasında, Tüm Emekliler Sendikası, Bağımsız Emekliler Sendikası, Emekli Meclisleri Sendikası, Staj ve Çıraklık Mağdurları Federasyonu ile Emeklilikte Adalet Derneği temsilcilerinin de hazır bulunduğunu belirten Karasu, gün boyunca farklı dernek ve sendikaların da destek ziyaretinde bulunduğunu ifade etti. CHP'li Karasu, "Bütçe görüşmelerinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin milletvekilleri ve yetkilileri çıktılar, bütçede demirden, betondan bahsettiler ama emeklinin e’sini ağızlarına alamadılar. Bunun nedeninin bugünler olduğunu biliyorduk. En son Aralık ayı enflasyon rakamlarının açıklanmasıyla birlikte emeklilerimiz açlığa, yoksulluğa, sefalete mahkum edildiler" diye konuştu.
Açlık sınırı 30 bin liraya çıktı
En düşük emekli maaşının 20 bin liraya çıkarılmasının bir "lüks" gibi sunulmasının kabul edilemez olduğunu söyleyen Karasu, "Emekli bu ücretle zaten açlığa, yoksulluğa mahkum edilmiştir" dedi. Açlık sınırının 30 bin liraya, yoksulluk sınırının ise 100 bin liraya dayandığını vurgulayan Karasu, "20 bin lira vermek utanç verici bir olaydır. Zaten Grup Başkanı'nın yanında bulunan iki milletvekilinin yüz ifadelerine bakarsanız onların da ne kadar utandıklarını, bu rakamlar açıklandığında basının kameralarına bakamadıklarını görmüş olursunuz" ifadelerini kullandı.
CHP olarak ilk günden itibaren asgari ücretin 39 bin lira olması gerektiğini savunduklarını hatırlatan Karasu, bu talebin abartılı olmadığını, asgari ücretle geçinenlerin yaşamlarını sürdürebilmesi için gerekli olduğunu ifade etti. Asgari ücretin 28 bin 75 lira olarak açıklandığını hatırlatan Karasu, asgari ücret 39 bin lira olsaydı en düşük emekli maaşının da bu seviyeye eşitlenmesini talep ettiklerini söyledi. Karasu, 2002 yılında en düşük emekli maaşının asgari ücretin 1,5 katı olduğunu, bugün ise neredeyse yarısına düştüğünü belirterek, "Bu ülkenin emeklileri bunu hak etmiyor" dedi.
Seyyanen zam yapılsın
Türkiye’de 16,5 milyon emeklinin ortalama maaşının 23 bin 500 lira olduğunu ifade eden Karasu, en düşük emekli maaşına yapılan bin liralık artışın, Ankara’da iki kişinin öğle yemeği parasına dahi karşılık gelmediğini söyledi. Zamların yalnızca en düşük emekli maaşıyla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Karasu, tüm emeklilere seyyanen zam yapılması çağrısında bulundu. Dün 4 milyon kişinin en düşük emekli maaşı aldığını, bugün bu sayının 5 milyona yaklaştığını kaydeden Karasu, "AKP çalışanları asgari ücrete, emeklileri de en düşük emekli maaşına mahkum etmek istiyor. Bunu kabul etmiyoruz. Emekliler, sefalet ücretlerini kabul etmiyor" şeklinde konuştu.
Ulaş Karasu, bütçeden faiz ödemelerine ve kamu-özel iş birliği projelerine trilyonlarca lira ayrılırken emeklilere reva görülen ücretleri kabul etmediklerini belirterek, mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi. Karasu, "Biz Meclis'te olmaya devam edeceğiz. Emekliler meydanlarda, alanlarda, sokaklarda olmaya devam edecek. Hep birlikte bu kötü gidişata 'dur' diyeceğiz. Gelir dağılımındaki adaletsizliğe son vereceğiz" ifadelerini kullandı. ANKARA
* * *
2 bin 105 işçi katledildi
İSİG Meclisi'nin raporuna göre; geçen yıl 94’ü çocuk, 126’sı 65 yaş üstü olmak üzere en az 2 bin 105 işçi, iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, iş cinayetleri raporunu yayımladı. İSİG Meclisi'nin, yüzde 67’sini ulusal basından; yüzde 33’ünü ise işçilerin mesai arkadaşları, hemşehri dernekleri, aileleri, iş güvenliği uzmanları, iş yeri hekimleri, sendikalar ve yerel basından öğrendiği bilgilere dayanarak hazırladığı rapora göre; 2025'te en az 2 bin 105, her gün ‘en az’ 6 işçi yaşamını yitirdi. Sektörel dağılıma bakıldığında; sanayi sektöründe 691, inşaat sektöründe 521, hizmet sektöründe 478, tarım sektöründe ise 415 kişi çalışırken hayatını kaybetti.
En az 94 çocuk çalışırken öldü
2025'teki iş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı şöyle:
* 14 yaş ve altı 26 çocuk
* 15-17 yaş arası 68 çocuk/genç
* 18-29 yaş arası 382
* 30-49 yaş arası 874
* 50-64 yaş arası 558
* 65 yaş ve üstü 126
* Yaşı bilinmeyen 71 işçi yaşamını yitirdi.
İSİG Meclisi'nin raporuna göre yılın ilk 11 ayında en az bin 956 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmişti.
İş cinayetleri rejimi
İSİG Meclisi, raporunda şu değerlendirmeye yer verdi: "Pandemi döneminden sonra en çok işçi ölümü 2025 yılında gerçekleşti. Bu duruma yıllardır ifade ettiğimiz Türkiye’deki ‘olağanlaştırılmış bir iş cinayetleri rejimi’nin sonucu olarak bakmak lazım. Zira çalışma koşulları ağırlaşıyor, işçiler daha fazla sömürülüyor ve bu durum iş cinayetlerine yol açıyor. Tek bir failden, tek bir cinayet mahallinden, tek bir nedenden söz edemeyeceğimiz için; arka planında devlet aygıtının, idari ve yargısal mekanizmaların, üretim ilişkilerinin ve sermaye birikim modelinin bulunduğu bir durum bu.
Kamu veya özel sektör, güvenceli veya atipik istihdam, çocuk veya yaşlı, yerli veya göçmen, kır veya kent fark etmeksizin iş cinayetleri rejimi ölçeği mekan ve zaman boyutunda hızla yoğunlaşıyor. İş cinayetleri an itibarıyla sadece işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği (İSİG) önlemleriyle durdurulabilecek aşamayı geride bıraktı. İş cinayetleri çok katmanlı ve çok boyutlu bir olgu olup, temelde bir sonuçtur.
Ana hatlarıyla iş cinayeti rejiminin kolonları; neoliberal politikalar, uluslararası iş bölümünde Türkiye’nin ucuz emek rezervi rolü, organize sanayi bölgeleri (OSB) ve özel endüstri bölgeleri ile Anadolu’nun ‘küresel fabrikaya’ dönüşmesi, kamunun varlıklarına el koyarak devam eden ilkel birikim, grevlerin ve işçi direnişlerinin engellenmesidir."














