Kürtlerin onur savaşıdır

İşgal saldırıları protesto/ Kobanê

İşgal saldırıları protesto/ Kobanê

  • KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Rojava'ya saldırıların, tüm Kürtlere yönelik bir komplo ve saldırı olduğunu; Kürtlerin hiçbir yerde irade olmasının istenmediğini vurguladı.
  • Kürt düşmanlarının, Kürtlerin varlığına yöneldiğini belirten Eşbaşkanlık, şunların altını çizdi: "Ulusal birlik günüdür. Rojava, Bakur, Başûr ve yurt dışındaki ayağa kalkış, yükseltilmelidir.
  • Kürtler, bu savaşı var olma ve onur savaşı olarak görerek tüm imkanlarıyla mücadelenin içinde olmalıdır. Demokratik Özerk Yönetim'in seferberlik çağrısına karşılık vermelidir.

Kürt Özgürlük Hareketi olarak özgürlük ve demokrasi mücadelesi verenlerin yanında olduğunu vurgulayan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, "Kürtlere yönelik bu komploya karşı ayağa kalkan Kürt halkı ve dostları, her gün ve her saat ayakta olmalı, Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye’de direnen güçlerin yanında yer almalıdır" diye seslendi.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Rojava'ya yönelik saldırılara ilişkin dün yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamanın tamamı şöyle: “Halep’teki Kürt mahallelerine saldırıdan sonra Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye’ye de saldırı başlatılmıştır. Bu saldırıları, Türk devleti desteğinde HTŞ ve Türkiye’ye bağlı çeteler yapmaktadır. Bu saldırı, Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye şahsında tüm Kürtlere ve bölge halklarına karşı gerçekleştirilen bir komplodur. Bölgede askeri ve siyasi olarak var olan uluslararası güçler de politika ve tutumlarıyla bu komplonun ortağı olmuşlardır.

Rêber Apo, Suriye’deki gerilimin düşürülmesi için Kuzey-Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi'ne güven artırıcı bazı adımlar atılması mesajını iletmiştir. Şam yönetimine de çatışmadan kaçınması çağrısında bulunmuştur. Türk devleti de bu çağrıların yapıldığını bilmektedir. Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi ve QSD, bazı önemli adımlar atmaya hazırlanırken, Halep’teki Kürt mahallelerine saldırı yapılmıştır. Özerk Yönetim yetkilileri, 4 Ocak’ta ABD’li yetkililerin gözetiminde yapılan görüşmelerde olumlu bir sonuç alınmışken, Türkiye etkisindeki Şeybani’nin bu toplantıya müdahale ettiğini, ortak açıklama yapılmasını engellediğini açıklamıştır. Böylece uzlaşma ve anlaşma sabote edilmiş, Kürt mahallelerine saldırılmıştır. Bu gerçeklik, bu saldırıların önceden planlandığını, görüşmelerin de bir oyalama yöntemi olarak kullanıldığını göstermektedir.

Türk devleti aktif yer aldı

Bu savaşın planlanmasında ve yürütülmesinde Türk devleti de aktif biçimde yer almıştır. HTŞ lideri Colani başından beri gerici ve tekçi anlayışla sürekli Kürtleri tehdit etmiş, Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi'nin uzlaşma çabalarına cevap vermemiş, baskıcı iktidarlarına boyun eğilmesini istemiştir. Yapılan bu saldırılar Kürtler, Araplar, Süryaniler ve diğer halkların demokratik ulus anlayışıyla kurduğu özerk yönetimi dağıtmayı amaçlamaktadır. Suriye’de tek ulus ve tek inanca dayalı faşist bir sistem yaratılmak istenmektedir. Bu zihniyet, aslında Suriye dahil Ortadoğu’da halkların ve inançların kardeşlik içinde yaşamasına yönelik bir saldırıdır. Böylece Ortadoğu’ya barışı ve istikrarı getirecek demokratik ulus anlayışının önü kesilmek istenmektedir.

Uluslararası güçlerin de onayı

Bu saldırılar kapitalist modernist uluslararası güçlerin kendi çıkarları için her türlü değeri çiğneyebileceklerini bir daha göstermiştir. Kürtler ve Kuzey-Doğu Suriye halkları DAİŞ’e karşı savaşta 10 binden fazla şehit, on binlerce yararlı vermiştir. DAİŞ, tüm insanlığa yönelik bir savaş başlatmış; Kürtler ve Kuzey-Doğu Suriye halkları da insanlığı korumak için DAİŞ’e karşı en önde savaşmışlardır. Uluslararası güçler bu süreçte DAİŞ’e karşı direnen Kürtlerin yanında yer alma tutumu içinde olmuştur. Kendi çıkarlarını bunda görmüşler ama DAİŞ yenilgiye uğratıldıktan sonra Kürtlerin ve Kuzey-Doğu Suriye halklarının özgür ve demokratik yaşam mücadelesine gereken desteği vermemişlerdir. Colani’yi kendi çıkarları için Şam’ın hakimi yaptıktan sonra DAİŞ’e karşı 10 binden fazla şehidi, on binlerce yaralısı olan Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye halklarının değil, DAİŞ zihniyetli HTŞ’nin destekçisi olmuşlardır. Böylece her türlü ahlaki, vicdani ve moral değerleri ikiyüzlüce çiğnemişlerdir. Halkları kendi çıkarları için bir daha kurban etmektedirler.

Kürtler demokratik ulus anlayışıyla Araplar, Süryaniler ve diğer halklarla birlikte Ortadoğu için örnek bir model yaratmışken; HTŞ yönetimi Alevilere, Dürzilere ve Kürtlere saldırarak Ortadoğu’daki bu demokrasi vahasını ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Uluslararası güçler de HTŞ’ye verdikleri desteklerle nasıl bir Ortadoğu istediklerini ortaya koymuşlardır. Böylece demokrasi ve kadın hakları konusu sadece yüzlerindeki bir maske olmaktadır.

Kürtlerin irade olması istenmiyor

Bu saldırılar, sadece Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye’ye değil, tüm Kürtlere yönelik bir komplodur. Kürtlerin hiçbir yerde irade ve güç olması istenmemektedir. Özellikle Kürt düşmanı ve soykırımcı güçler, Kürtlerin her yerdeki örgütlülüğüne ve kazanımlarına saldırarak Kürtlerin varlığına yönelmektedir. Suriye’deki Kürtlere yapılanlar, bu genel anlayış ve politikanın devamı olmaktadır. Bu açıdan tüm Kürtler, bu saldırıları kendilerine karşı yapılmış olarak görmeli, ulusal birlik ve tutum tam da bugünlerde gösterilmelidir. Rojava, Bakur, Başûr ve yurt dışında halkımız bu saldırılara karşı ayağa kalkmıştır. Bu ayağa kalkış daha da yükseltilmelidir. Kürtler,  bu savaşı var olma ve onur savaşı olarak görerek tüm imkanlarıyla bu mücadelenin içinde olmalıdır. Bu açıdan Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin seferberlik çağrısına Kürdistan’ın tüm parçalarındaki halkımız karşılık vermelidir.

Suriye'de birlik sağlanamaz

HTŞ’nin saldırıları aslında Suriye’nin de geleceğine yönelik bir komplodur. HTŞ de bu komplonun yürütücüsüdür. HTŞ, Suriye’nin birliğini değil, parçalanmasını sağlayacak bir politika yürütmektedir. Özerk Yönetim, Kürt-Arap birliğini yaratmışken; HTŞ, Kürt-Arap düşmanlığı yaratmak istemektedir. Bu da HTŞ’nin bazı dış güçlerin etkisinde bir savaş yürüttüğünün kanıtı olmaktadır. HTŞ’nin bu politikalarıyla Suriye’nin demokratik birliğini sağlayamayacağı, bu nedenle bu iktidarın geleceğinin olmayacağı görülmektedir.

Kürtlerin ve Arapların kardeş olarak yeni bir Suriye yaratmalarına yönelik her saldırıya karşı Arap halkı ve tüm demokratik güçler de karşı koymalıdır. En değerli kazanım olan Kürt-Arap kardeşliği korunmalıdır. Arap halkımız kışkırtmalara karşı tutum sahibi olmalıdır. HTŞ, bu saldırılarla Arap halkına da düşmanlık yapmaktadır. Arap halkı, Kuzey-Doğu Suriye’de barış içinde özgür ve demokratik bir yaşam sürdürürken şimdi HTŞ ve destekleyicileri tarafından baskıcı, otoriter bir yönetim altına alınmak istenmektedir. Bu açıdan Arap halkı da bu saldırılara karşı durarak yarattıkları özgür ve demokratik yaşamı korumalıdırlar.

Direnme iradesi gösterirlerse

Kuzey-Doğu Suriye halkları şimdiye kadar her türlü saldırıya karşı birlikte karşı koymuşlardır. Özgür ve demokratik yaşamlarını korumak için ise bu saldırının püskürtülmesi de şarttır. Bu açıdan Kuzey-Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi seferberlik çağrısı yapmış, başta gençler olmak üzere tüm halkı QSD’nin yanında savaşmaya çağırmıştır. DAİŞ’e karşı nasıl ki yediden yetmişe herkes silahlandıysa şimdi de böyle bir tutumun gösterilmesi gerekir. DAİŞ zihniyetine karşı şehirler, köyler ancak tüm halkın özsavunma gücü haline gelmesiyle korunabilir. Varlık ve özgürlük böyle korunabilir. On binlerce şehide borçlar ancak böyle ödenebilir.

Halep’te başlayan ve tüm Kuzey-Doğu Suriye’ye yayılan saldırılar halkların sadece kendi öz güçlerine güvenerek varlık ve özgürlük mücadelesi verebileceklerini göstermiştir. Nitekim Kürtler on yıllardır öz güçlerine dayanarak tarihi bir varlık ve özgürlük mücadelesi vermişlerdir. Suriye’deki tüm Kürtler de bugüne kadar öz güçlerine güvenerek mücadele etmişler, tüm kazanımlarını böyle sağlamışlardır. Bu açıdan Kürtler ve tüm Kuzey-Doğu Suriye halkları bu saldırılar karşısında öz güçlerine güvenmelidirler. Özgüçlerine güvenir ve direnme iradesi gösterirlerse tarihlerinde olduğu gibi dünyaya örnek bir direniş gösterip kazanacaklardır.

Türkiye’ye büyük zararlar verir

Bu saldırılar aynı zamanda Türkiye’de Rêber Apo’nun inisiyatifinde yürüyen Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne bir saldırı ve sabotajdır. Kürt-Türk kardeşliğini, halkların kardeşliğini istemeyenler, geçen yüzyıldaki gibi Türkiye’yi savaşın içinde tutmak isteyen güçler, HTŞ’yi bu saldırının içine sokmuşlardır. Türkiye’deki Kürtlere kardeşimiz denilirken Suriye’deki Kürtlere yönelik düşmanca bir tutum içine girilmiştir. Bazı hükümet yetkililerinin açıklamaları ve basının Suriye’deki savaşı verme biçimi, bunun ifadesi olmaktadır. Rêber Apo, sabır ve büyük çabayla Türkiye’de ve Ortadoğu’da barış ve istikrar için çalışırken, Kürtlere ve Kuzey-Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’ne bu saldırı, Ortadoğu’da barış ve istikrara yönelik de bir saldırı olmaktadır. Bunun Türkiye’ye de büyük zararlar vereceği, Türkiye’nin bu savaştaki tutumunun geleceği de olumsuz etkileyeceği şimdiden görülmektedir. Bu açıdan bu sürecin gelişmesini, Türkiye’nin barış ve demokratik toplum gerçeğine kavuşmasını isteyen tüm demokratik çevreleri ve Türkiye yurtseverlerini de bu süreci sabote etmeye yönelik yaklaşımlara karşı mücadele etmeye çağırıyoruz. Türkiye’nin demokratik birlik içinde ortak geleceğinin böyle sağlanacağı görülerek Suriye’deki savaşa karşı çıkılmalı ve halkların kardeşliğine dayalı bir Türkiye ve Ortadoğu mücadelesinde yer alınmalıdır.

Her gün ve her saat ayakta olmalı

Kürtlere yönelik bu komploya karşı ayağa kalkan Kürt halkı ve dostları her gün ve her saat ayakta olmalı, Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye’de direnen güçlerin yanında yer almalıdırlar. DAİŞ’e karşı ortaya çıkan Şengal ve Kobanê direniş ruhu bugün de ayağa kalkarak Ortadoğu ve dünyadaki tüm halklar ve dostlarla birlikte bu yeni DAİŞ saldırısı da püskürtülmelidir. Kürt Özgürlük Hareketi olarak bizler de özgürlük ve demokrasi mücadelesi verenlerin yanında olduğumuzu vurguluyor, direnen halkımızı selamlıyoruz.

Bu süreçte Suriye’de özerk yönetim ve direnişçilere karşı çok yaygın bir özel savaş yürütülmektedir. Savaşın yarısı özel savaş haline getirilmiştir. Özellikle basın ve sanal medya bunun için kullanılmaktadır. Bu açıdan halklar ve halklarımız, sadece özgür ve demokratik basından bilgi almalıdırlar. Saldırıya karşı tutum ve direniş bir de böyle gösterilmelidir.” BEHDÎNAN

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.